Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Rehber makamındaki yol kesiciler

Rehber makamındaki yol kesiciler

Tekbir giyim ve ardından H.ü. vakalarıyla ilgili tartışmalar yanlış bir zeminde ve mecrada seyrediyor. Meselenin özü kaçırılıyor ve ayrıntılar ön plana çıkarılıyor ve mesele yine magazinleştiriliyor. Müjde Ar’ın örneğinde olduğu gibi mesele gazoz meselesine veya dört şahit meselesine indirgeniyor. Aslında bu iki örnek de İslâmî camianın (Elif çakır’ın yazdığı gibi şayet varsa) ne kadar çürük bir zeminde bulunduğunu da gösteriyor. İşte bu zayıf halkadan veya surda açılan gedikten de saldırılar geliyor. Rıza Zelyut’un yazısı bu bağlamda değerlendirilmeli. Aleyhisselatu Vesselam’ın ümmetiyle paylaşmadığı bazı hususiyetleri veya meziyetleri var. Bunlardan birisi gece ibadetidir. Suyutî bunlara hasais demiştir. Şifa-i Şerif ve şerhlerinde Peygamberimize has özel ibadetlerden ve bazı özel farzlardan ve ruhsatlardan bahsedilmektedir. Sözgelimi, Peygamberimizin dörtten fazla evlenmesi kendisine has bir hukuktur. Bir Malezyalının yaptığı gibi Peygamberimiz dörtten fazla evlendi diye bunu kendimize sünnet edinemeyiz. Dâr-ı bekaya irtihalinden sonra ümmehatu’l mü’mininle mü’minlerin evlenmesinin yasak olması gibi Peygamberimiz’e has geçici teşri veya yasalar vardır. Onun dışında Adem’den beri fıtrî olan evlilik tek eşliliktir. Onun dışındaki istisnadır ve istisnalar da kaideyi bozmaz ve ruhsata tabidir. Bu ruhsatı ibahe kapısı yapmak da İslâm’ın ve genel olarak bütün dinlerin ruhuna aykırıdır. Hadis-i şeriflerde ifade edildiği gibi Cenab-ı Hakk nefsine düşkün zevvak (hedonist) erkek ve kadınları sevmez. Tabii fıtrat da bunu bir zafiyet telakki eder. Dolayısıyla, ‘ya çok eşlilik ya da zina’ seçeneği, seçenek değil nefsin bir oyunudur. Kendi taşkınlığını aklamak için zinayı paklamaktır. Fizikî olarak taaddüdü zevcat bir istisna olarak geçerlidir ama zorunlu addedilmesi fıtrat dışıdır. Dünya nüfusuna baktığımızda herkesin ikinci bir eşle evlenmesi kabil ve mümkün değildir. Taaddüdü zevcat arttıkça diğer erkekler için bırakın taaddüdü zevcatı, izdivaç kapısı bile kapanmaktadır.

Bundan dolayı mesele ayağa düşmüştür. Kimileri bu tarz vakalara meşruiyet atfedenleri ‘uçkur uleması (Mine Kırıkkanat) ‘kimileri de ‘uçkur mücahidleri’ olarak nitelendirmektedir. Kimileri de sulandırma veya vulgarize etme babından; ŞENLİKoğlu gibi meseleyi gazoz meselesine çevirmiştir. Buna mukabil, taaddütü zevcat refusenikleri de bu defa taaddüdü ezvac yani çok kocalılık hukuku istemektedir. Bazı hile-i şeriyyeler şeytanın tuzakları mesabesindedir. Bu bağlamda, İbnü’l Cevzi gibiler hullecileri şeytanın avaneleri olarak görür. Bu tür hafiflikler İslâm düşmanlarının şamatalarına neden olmakta ve Müslümanları küçük düşürmektedir. H.ü. meselesi bir hukuk meselesi değildir ki dört şahit aransın. Mesele Müslümanların ve İslâm’ın imajıyla alâkalı bir meseledir. O zât muayyen gazetelerde yazmasa veya M. Gündüz gibi peşine bir sürü cemaat görüntülü adamı toplamasa kimse onun ne yaptığıyla ilgilenmez bile. Mesele o görüntüleri İslâm’a mâledebilmektir. Mesele İslâm olmadıkça kim ne halt ederse etsin o kendisini bağlar ve ferdi daireyi ilgilendirir. Bir de bu bapta, suret-i haktan görünerek en iyi savunma saldırıdır şark kurnazlığıyla hareket ederek; şeytanî bir zeminde güya İslâm’ı savunmaktır. Sonra mesele ‘tencere dibin kara seninki benden kara’ edebiyatına dönüşüyor. Hak ile batıl birbirine karışıyor. En büyük vurgun hak ile batılın birbirine karışması ve karıştırılmasıdır. Buna neden olan gafil ve ahmak hocalar indallah da mesuldürler. Sonra bazı okurların ‘benim adıma ne güzel küfrediyor. Boşalıyorum vallahi’ tarzındaki yaklaşımları da İslâm nezahetini temsil etmez ve sonunda sizin adınıza atılan küfürlerin bumerang gibi sizi vuracağı günler gelir. Maalesef günümüzde büyük bir kültürel boşluk var. Eleklerimiz kevgire dönmüş durumda. Herkes bir tarafından camiaya hulûl ediyor veya aklı kıt ama hırsları sınır tanımayan bazı kimseler de bu zemini istismar ediyorlar ve öne çıkmak ve yol kesmek için fırsat olarak görüyorlar. İbni’l Cevzi bu hususta bir hikaye naklader. Vaktiyle bir sûfi bir Sultan’ın huzuruna girmiş ve ona vaz’u nasihatta ve irşadda bulunmuş. Bunun üzerine Sultan kendisine bin dirhem vermiş ve sûfi de bunu almış. Sultan sözkonusu sûfiyi parayla savuştururken kendini şöyle demekten de alamamış: “Hepimiz avcıyız. Av tekniklerimiz ve oltalarımız farklı olsa da....”

Ama oltaların en kötüsü din adına atılan oltadır. Söz ile özü ve söz ile fiili uymayanlar fiilleriyle sözlerini tekzip edenler zümresindendirler. Bu tipler cehennemde büyük makaslarla boyuna dillerini ve dudaklarını keseceklerdir. Bunlar, şehvetlerine din kisvesi giydirir. Günümüzde iktidara, para ve şehvete ulaşmak için en kısa yol olarak dini kullananlar ne kadar da çoğaldı. Şehvetine din kisvesi giydiren kimse muayyen bir dönem sonra M.K. gibi bunun hakkı olduğunu da düşünmeye başlar. Buna zihinde meşrûlaştırma da diyorlar. Bu durumda adam bu herze ve rezaletleri işlerken bir de sevap işlediğini düşünür. Başkaları imkânsızlıktan dolayı bu tarz sevaplardan mahrum kalsa da! Ona da bir kulp bulur ve kendisinin Allah’ın sevgili kulu olduğunu ve ötekilerin de unuttukları arasında kaldığını düşünür. Ve giderek bilmeden ayaklı şeytan yani mefisto haline gelir. Bunların yaptıkları söylediklerinin pratikte tekzibi mahiyetindedir. Şeytanın en tehlikeli yanaşması sağ canipten gelenidir. Şeytanın sağ canipten gelmesini içimizden bazı beyinsizler ‘bizdendir ve bizden olanların hataları sevaptır’ diye de meseleyi içselleştiriyorlar. Yeni Şafak’ta iken yine böyle bir dâvâ için şu ayeti celileyi yazmıştım ve yine yazıyorum: “Rabbena la tec’alna fitneten lillezine keferu...” Yani: Ey rabbimiz bizim yüzümüzden İslâm imajının kirletilmesine müsade etme ve İslâm imajının kirletilmesi noktasında bizi inanmayanlar için bir imtihan vesilesi kılma. Evet, sizin yüzünüzden birileri İslâm’ın değerleriyle şamata ediyor ve meseleyi Hazreti Peygamberin özel hayatına kadar taşıyorsa bu ayetin kapsamına girmişsiniz demektir. Dolayısıyla yapılması gereken sadaret mevkiinde olanların yani insanlara telkin verenlerin, rehber makamında görünenlerin kutta-i tarik yani yol kesen hâline gelmemeleridir. Bu ayetler refusenikler için değil sözde İslâm’ı temsil edenler için inmiştir. En büyük şeytan başkasının içindeki şeytan değil içimizdeki şeytandır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi