Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Şüphe ve endişe ile yaşamak

Şüphe ve endişe ile yaşamak

Lafa gelince herkesin sarf ettiği bir söz vardır. “Hayat bize armağandır, kıymetini bilelim.” Bu ve benzeri sözleri en sık kullananlardan biri de benim.
Lafı ilk duyan herkesin yüzünde bir aydınlanma, gözünde bir canlanma ve tebessüm meydana gelir. Hemen “Haklısın” ifadesiyle tasdik edilir fakat aradan birkaç saniye geçmeden; “Peki” ya da “Acaba” diye başlayan şüphe dolu endişeler birbirini kovalar.
Şüphe ve endişe ile yaşanan bir hayat, yarının peynirini bugünden tüketmektir. Sanki 365 gün 24 saat her türlü tehlike böyle insanları bulacakmış gibi korku ve endişe içerisinde yaşarlar. Düşüncelerini öyle kötü senaryolarla kirletirler ki, temizlemek mümkün olmaz.
Bu durumu sadece kendileri yaşasa iyi. Bir de çevrelerini etkilerler ki, korkunun ve endişenin boyutu daha da büyür. Binde bir gerçekleşmesi mümkün olan olayları her gün gerçekleşecekmiş gibi hissetmek ve inanmak, depresyona en hızlı giden yoldur.
Hayatı şüphe ve endişe ile yaşamayı prensip (!) haline getirmiş insanların engelleyemedikleri en büyük zaaflarından biri de iletişim içerisinde oldukları her insana şüpheyle bakmaları ve asla güvenmemeleridir.
Normal bir iletişim kuruyor gibi gözükseler de karşısındakinin her hareketinden, her sözünden, anlattığı her şeyden bir anlam çıkarır ve kendi üzerlerine yorarlar. “Acaba şunu mu demek istiyor”, “Bunu mu demek istiyor” gibi, kendi kendine sorduğu sorular yüzünden yanındakini de dinleyemez ve dinlese de yanlış anlar.
Her şeyden şüphe ve endişe etmek, geçmişte yaşanmış acıların davetsiz misafiridir. Krizlerin, depresyonların, haksızlıkların, savunmasızlıkların birikimi olan şüphe ve endişeler, doğal olarak kişilere karşı inanmamayı ve güvensizliği de beraberinde getirir.
Bu güvensizlik ve inançsızlık öyle haller alır ki kişiler; anasına, babasına, karısına, sevgilisine, çocuğuna, arkadaşına, dostuna, komşusuna, velhasıl iletişim içerisinde olduğu herkese şüphe ile bakar ve hep kendisinden menfaat umulduğuna inanır.
Bencildir böyleleri. Kimseyi beğenmezler, hemen her konuda eleştirecek bir taraf bulurlar. Kendisini bu topluma ait hissetmeyip, ailesini seçme hakkı olmadığını düşünerek, herkesten farklılığını ortaya koyar ve “seçilmiş” insan pozuna bürünür.
Elbet bu ve benzeri insanlar durup dururken bu hale gelmemişlerdir. Yukarıda da söylediğim gibi, geçmişlerine bakıldığında hak vermemek mümkün değildir belki. Geçmişin izlerini silmek öyle kolay kolay mümkün olmaz. Hele Türkiye gibi iyiliklerden çok kötülüklerin 24 saat canlı yayın yapıldığı bir ülkede yaşıyorsanız...
Şüphe ve endişe ile gününü zehir eden insanlar bu durumdan kurtulamazlar mı? Tabii ki kurtulurlar. “Kendine yardım etmeyen insana hiç kimse yardım etmez, edemez.” Nedense bizim ülkemizde “psikolog” denilince, hemen deli olmadığımızı söyleriz.
Oysa ne alakası var, her insan yılda bir kere de olsa psikoloğa gitmelidir. Kendini anlatmalı, düşündüklerini paylaşmalıdır. Nasıl insanlar check-up yaptırıyorsa, neden psikoloğa gidilerek check-up yaptırılmasın?
Bu yerkürede yaşayan hepimiz bir tiyatro oyunundaki aktörlere benzeriz. Allah’ın koyduğu irade, ömrümüz içindeki rollerimizi belirler. Bazılarımız kısa bir dramda rol alır, bazılarımız uzun bir dramda... Bir kısmımıza fakir, bazılarımıza zengin rolü verilmiştir.
özürlü bir insan, ün ve şana kavuşan bir insan, bir lider, sıradan bir kişi, bir köylü, bir şehirli rolü verilmiştir ve herkes yine külli iradenin kuluna yüklediği akıl çerçevesinde rolünü oynar. O akıldır ki, rolünü oynarken, önce kendisine, sonra karşısındakine zarar vermeden rolünü oynayabilsin ve diğerlerinin rollerini oynamasına müsaade edip hoş karşılayabilsin.
Biz bu hayat oyununda rolümüzü en iyi şekilde oynayarak, rolümüzden şikâyet etmemeliyiz. Kendimizi hangi sahnede ve hangi rolde bulursak bulalım, en iyi şekilde oynamalı ve şüpheye, endişeye mahal bırakmadan, külli iradenin yarattığını, külli iradenin iradesine bırakmayı öğrenmeli ve ‘Amentüye’ her gün iman tazelemeliyiz. O zaman görülecektir ki, bize armağan edilen hayatı şüphe ve endişe ile boşuna harcıyormuşuz


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi