Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Koltuktan düştük mü düşmedik mi!

Koltuktan düştük mü düşmedik mi!

Hukukçu olarak İstanbul Barosu Başkanı Kocasakal’a soruyorum:
“Teğdi mi, teğmedi mi?”
Öyle ya, bu kanunu ne sen yazdın ne de ben yazdım...
Kanunsa uyulur, uyulmazsa adını koyalım...
Avukatlık yasasının 90, 92 ve 96. Maddeleri gayet açık, diyor ki bu maddeler; seçilme yeteneğini kaybeden yönetim kurulu üyesi düşer.
Nereden düşer?
Baro yönetiminden.

Bu kadarını koskocaman Baro Başkanı anlamıyorsa, üyeler de mi anlamıyor.
Yoksa, birileri çıkıp, “Kandıralı sen de dur” mu demeli...
Hangi hakime sorsam, “düştüler” diyor.
Kocasakal, “hayır teğmedi” diyor.
İşin garibi en çok mahkemelerden şikayet eden bu ekip.
“Hukuk devleti”, “tarafsızlık” diyerekten yeri göğü inleten bunlar.
Silivri’nin kapılarında tepinenler bunlar.
Ama sıra hoşaf kaşıklamaya gelince, Nasrettin Hoca’nın kepçesine dönüyor işler.

Hoca misafire kaşığı, kendisi de kocaman kepçeyi alarak hoşafa giriştiğinde her atışta, “of anam öldüm” dermiş.
Canı iyice sıkılan misafir:
“Hoca, şu kepçeyi ver de bir sefer de biz ölelim.”
İşte bu işler böyledir.
Çağdaşlık serden geçince kaşığı hep başkalarına verirler, kepçe de ellerinde...
Ölün bakalım, bir sefer daha ölün.
Nasıl olsa bu aymazlığın bir gün dumanı çıkar.
Yetkisiz attığınız imzaların, harcadığınız paraların birileri hesabını sorar.
Maalesef ülkemizde hukuk bu hale geldi.
Bağımsız kalması gerekenler de bağlandılar...

Yoksa diyorum, koskocaman İstanbul gibi bir yörede, “kardeşim bu inat neden, işte düştünüz, çekin gidin” diyecek bir babayiğit hukuk otoritesi yok mu?
Öyle demiş Yörük gelini, “nastık da nastık, nastık gelmeden davula tın dedirtmem.”
Kocasakal nastik(lastik) mi bekliyor, ne bekliyor?

O zaman şöyle soralım.
Bir memur...
Memur olma özelliklerini yasal olarak kaybettiğinde memurluğu gitmez mi?
Veya...
Milletvekili; milletvekili olma özelliklerini kaybettiğinde milletvekilliği düşmez mi?
Hükümet güvenoyu alamadığında çekilmez mi?
Hepsi olur, ama tek istisnası İstanbul Barosu Yönetimi...
Kanun gidin diyor, onlar teğmedi diyor...

Yeri gelmişken fıkrayı anlatalım.
İki Karadenizli martı avına çıkmışlar.
Birisi martıya atınca diğeri “teğmedi” demiş.
Martıya atan diklenmiş, “yok uşağum sen yanlış gördün teğdiydi...”
Teğdi teğmedi derken okkalı bir kavga...
Sonra da her ikisi hapishaneye...
Aradan yıllar geçmiş...

Bir düğünde karşılaşmışlar.
Eski arkadaşlar sarmaş dolaş, duygusallık derken iş yine martıya geldi dayandı.
“Ula uşağum hani teğmiş idi de sen teğmedi dedun.”
“Yok be teğmemişti...” derken al baştan, yine kavga, yine mahpushane...
Umarım bu baro işi öyle olmaz, aklıselim galip gelir...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi