Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Hakka Yürüyüş Destanı

Hakka Yürüyüş Destanı

Şair Fazıl Bayraktar’ın “Hakka Yürüyüş Destanı” adlı şiiri.

Aldık abdestimizi birer matara suyla;
Bekleriz şahadeti ibadet sükutuyla.
Hücum borusu çaldı, her birimiz bir yerden,
Tekbir uğultusuyla fırladık siperlerden.
İman dolu göğüsler, bir volkanik dağ gibi,
Yürüdük manga manga, bölük bölük, çığ gibi.
Elazığlı, Konyalı, Sivaslı, Ankaralı;
Burdur, Çankırı, Rize, Tekirdağ, Malkaralı.
Künyemiz Ayıntaptan, Afyondan, Adana’dan
Doğmuş gibiyiz sanki hepimiz bir anadan.
Bir mangada on kardeş, bir bölükte yüz kardeş,
Her birimiz bir bölük, düşman askerine eş.
Kimimiz delik deşik, al kanlara bulanmış;
Şehadet şerbetiyle Hak Rahmetine kanmış.
Yaralanıp düşenler, mahzun mahzun bakmakta,
O güzel gövdelerden sel gibi kan akmakta.
Savaş değil de sanki toydayız, düğündeyiz,
Kulun Hakk’a vardığı bir mukaddes gündeyiz.
Toprağı santim santim mühürledi kanımız;
Ey vatan! Senin için feda olsun canımız...”
Özellikle şiirin başına bir ilave yapmadım. Çünkü bu şiir çerçevelettirilip duvar olan her yere asılması gereken bir şiir.
Gelibolu zaferini anlatan küçük bir anektod daha aktaracağım ama ağzına sağlık, yüreğine sağlık.
Allah her kesimden gelebilecek; fitneden ve fesattan korusun, Başbakanımız R. Tayyip Erdoğan’ın Çanakkale ile ilgili çok yerinde bir sözü var, onu da kapak babından hatırlatmak istiyorum.
Tayyip Bey şöyle dedi: “Çanakkale ruhunu anlamayan Türkiye’yi asla anlayamaz.”
Ne demek istediğimi anlamayanlar için veya siyasi kini yüzünden bu ifadelerime kızacak olanlara şu kadarını hatırlatayım.
28 Şubat döneminden itibaren mevcut iktidara kadar şehidlikte çok bira kutusu topladım. Şehidlerimize “şehid” denilmiyordu. “Savaş sırasında burada ölmüşler” deniliyordu. Batılılara ayıp olmasın diye, düşman askerlerine “düşman askerleri” denilmiyordu. Dinden, diyanetten zaten hiç söz edilmiyordu ve edenler cezalandırılıyordu.
Şükrü Naili Paşa’dan bir anı:
“İleriye hatta Keçideresi’nin karşısına, düşman makineli tüfeklerini kurmuş, durmaksızın bu dereyi ateş altına alıyor ve her gün bizden on-onbeş kişiyi şehit ediyordu.
Bir gün teftişe gittiğim sırada, tabii o dereden geçmek icabetti. Dere başına gelince, Alay kumandanı bana: “Burası adeta sırat köprüsüdür. Evvela ben geçeyim, sonra siz.” Dedi ve kırk adım kadarlık bu mesafeyi hızla koşarak geçti.
Ben de öyle koşarak geçtim. Düşman devamlı ateş ediyor, makineli tüfekleri işleyip duruyordu. Bir de arkama dönüp baktım ki, bir Mehmetçik elindeki bakraçlarla ateşe hiç aldırış etmeden ağır ağır geliyor. “Koş vurulacaksın... Koş!” diye bağırdım.
Sanki sesimi işitmemiş gibi, hiç istifini bozmadı. Nihayet yanıma yaklaşınca niçin koşmadığını sordum. Ne cevap verse beğenirsiniz? Bakınız ne dedi:
-“Koşsam, bakraçlardaki bakla çorbası dökülür, arkadaşlarım aç kalırlar. Düşmandan korkulmaz kumandanım!”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi