Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Mevlevilik'te "Sema",Alevilik'te "Samah"

Mevlevilik'te "Sema",Alevilik'te "Samah"

Geçen Cumartesi Yeni Akit’teki yazımda “Hangi Alevilik?” diye sormuş ve yazımın bir yerinde Alevilikteki samah ile Mevlevilik’teki semâ’ geleneğinin aynı kökten geldiğini, samah’ın, semâ’ kelimesinin  kırsal kesim telaffuzundan başka bir şey olmadığını söylemiştim.


Semâ’  ile “samah” kelimesinin aynı kökten geldiği bilgisini harc-ı âlem bir bilgi olduğunu ve kamuoyunca bilindiğini tahmin ediyordum. Meğer ne kadar yanılmışım!...
Yazı yayınlandıktan sonra, telefonla veya internet ortamında pek çok insan “Bu nerden çıktı şimdi?... Mevlevilikle Aleviliğin ne alakası var?... Durup dururken iş mi çıkarıyorsunuz başımıza..” diye soranlar ve hatta  “Hocam fazla uçmuşsunuz...” diyenler bile oldu.
Basit bir bilginin kamuoyunca bilinmediğini görünce gerçekten şaştım.
O zaman izah edelim...


Mevlevikteki “semâ’” ayinini ve Alevilik’teki “samah”ı bilmeyenimiz yoktur. İkisi de bedenle yapılan zikirdir ve bedenin, müzik ritmine uygun bir şekilde hareket ettirilmesidir. Tutun ki müzik ritmiyle beden ritminin uyumudur. Başka tarikatlerde de bu tür zikirler vardır ve buna “cehrî zikir” (sesli, açık zikir) denir. Meselâ Kadirî ve Rifâî tarikatlerinde cehrî zikir yapılırken, Nakşbendîlikte, hafî (sessiz, gizli) zikir yapılır.


Ayakta veya oturarak yapılan cehrî zikir esnasında, cezbeye kapılanlar, vücut hareketlerini  müziğin ritmine uydurarak hareket ederler. Eskiden buna “raks” denirdi ve bu raks, “şeytanî ve rahmanî olarak ikiye ayrılırdı. Allah’ı zikrederken (Buna tasavvuf ıstılahında “vird” denir.) vecde gelip raks edenlerin raksına “Rahmanî zikr”, dünyevî duygularla raksetmeye de “şeytanî zikr” denmiştir.
Mevlevilik ve Alevîlik’teki rakslar (semâ’ ve samah) Allah’ı zikrederek yapıldığı kabul edildiğinden, “Rahmanî raks” olarak görülmüştür.


Her iki tasavvufî olgunun da temel ayinlerinin aynı kaynaktan türediği söylenebilir. Çünkü ikisinde de gerek kolların kullanılması ve gerekse halka oluşturarak veya münferiden dönülmesi, birbirine benzer. Semâ’ ayinindeki müzik ve hareketler, daha rafne ve işlenmiştir; samahtaki müzik ve hareketler, daha doğaldır. Bu tıpkı şehir kültürünü yansıtan halı ile kırsal kesim kültürünü yansıtan kilimdeki motiflerin renk, çizgi ve kompozisyon anlayışındaki fark gibidir. Semâ’, şehir kültürünü, samah ise kırsal kültürü yansıtır.  


Semâ’ kelimesi ile samah kelimesi de aynı Arapça kökten türetilmiş olan aynı kelimedir. Arapça se, mim, ayın kökünden türetilen semâ’ kelimesinin sonundaki ayın harfi, samah kelimesinde h’ye dönüşmüştür. Benzer dönüşme, gene Arapça olan tamah (Arapça’da tama’) ve talih (Arapça’da tâli’) kelimelerinde de görülmektedir. Semâ’ kelimesindeki â’nın kısa söylenmesi ve ilk hecedeki e’yi “gerileyici benzeşme” dediğimiz teknikle a’ya döndürmesi sonucu (helvâ’nın halva, elma’nın alma olması gibi) Mevlevilik’teki semâ’ kelimesi, Alevilik’te samah olmuştur. Mesele bu kadar basittir.
Hem icralarındaki benzerlik, hem de aynı terimin farklı telaffuzlarıyla (semâ’, samah)  ifade edilen bu ritüel, aynı kültürün ortaya çıkardığı bir uygulamadır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi