Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Baharı terör parantezine almak

Baharı terör parantezine almak

Arap Baharı patlak verdiğinde herkes gardını almaya başladı. Irak Şii yönetimi hüsnü kuruntu babından baharın kendilerine uğramayacağını zira şerbetli olduklarını ve baharı Saddam’ı devirerek yaşadıklarını, savdıklarını dile getirmişti. Daha doğrusu işgali bahar diye takdim ettiler.  Lakin daha sonra IŞİD diye bir nevzuhur yapı zuhur etti bunu da terör diyerekten üzerlerine yakıştırmadılar.

Arap Baharı patlak verdiğinde bazıları temenni düzeyinde de olsa hedef ülkelerden birisinin Sudan olduğunu ifade etmişti.  Ömer Hasan el Beşir ise kendilerinin baharlarını tamamladıklarını söyleyerek bu yönlendirmeyi savuşturmuştu.  Şimdi rüzgarlar tersinden esiyor ve kimileri Sudan’da Nida-i Tunus benzeri bir Nida-i Sudan hareketinin mayalanmakta ve yapılanmakta olduğunu ileri sürüyorlar. Ömer Hasan el Beşir bu yakıştırmaya da bir cevap verme ihtiyacı hissederek bunun Mossad ve CIA projesi olduğunu ileri sürdü.   Sudan Arap Baharı parantezinden sonra bu kez de karşı devrimin parantezine alınmak isteniyor.  Devrim veya bahar kendinden zuhur bir hareket olduğu gibi manipülatif bir tarafı da var.  Bu şu demek değil: ABD çaldı, Arap sokağı oynadı!  Tam tersine,  ABD devrime değil sürece müdahale etti.  ABD’nin Suriye’de Esat rejiminin toparlanması için muhalefeti oyalaması veya Mısır’da doğrudan darbe süreci desteklemesi gibi amiller manipülasyon boyutunu gözler önüne seriyor.  Meselenin baştan beri bir Batı-İsrail veya Amerikan tezgahı olduğunu söyleyen ulusalcılar ve bu söyleme eşlik eden bazı İslamcılar devrimin ve devrimcilerin günahına girmiş ve algı operasyonlarına katkı sunmuşlardır.

Amerikalı Yahudi siyasetçilerden Dennis Ross’un ifadesiyle Arap baharı baştan cılız doğmuştur.   Halkın iradesi kurulu yapıların başlarını devirse de gövdesini tasfiye edememiştir.  Kalıntılar süreci tersine çevirmiştir.  Süreçte yanlışlar yapılmıştır. Bu yanlışlardan birisi Mısır’da Hazım Ebu İsmail’in işaret ettiği gibi ordunun tehlike arz eden derin yapısı dikkate alınmamıştır. Bu nedenle de Sisi’nin şahsında ikinci Abdunnasır-İhvan çekişmesi vakası veya kazası yaşanmıştır. Tunus’ta ise eski yapının uzantılarının azledileceği devr-i sabık süreci başlatılamamıştır.   Devrim organize olarak eski yapının yerini alamadığı gibi bilahare iç ve dış güçlerin savsaklaması ve devrim tekerine çomak sokmasıyla birlikte süreç aksi istikamete sapmıştır.  İnsiyatif elden kaçırılmış ve eski rejim yeniden organize olmuş ve karşı devrim palazlanmıştır.  İdeolojik anlamda devrim kendi içinde saflaşmış veya kutuplaşmıştır.  Mısır’da bir kısım Selefilerin haricindeki zinde siyasi güçler askerle birlikte hareket etmiştir.  Tunus’ta ise Nahda’nın da temsil edildiği Troyka’nın diğer ayakları iktidar sürecinde erimiş ve Nida-i Tunus hareketi solcularla İslamcılara karşı ideolojik bir cephe kurmuştur.

Karşı cephenin araçlarından birisi devrimi, baharı terör parantezine alarak bitirmek veya  en iyi ihtimalle evcilleştirmektir.  Bu yönde eski yapıyı ve sistemi temsil eden Baci Kaid Sıbsi seçimleri kazandıktan sonra ilk konuşmasında Sisi’nin terörle mücadele için halktan onay istemesini hatırlatan bir şekilde teröre karşı mücadelede halktan onay istemiştir.  Bu tesadüf değildir. İster devrimi, ister baharı isterse İslamcıları kastetsin bu, anılan kesimleri terör parantezine alma girişimidir. Bu Suriye’de IŞİD üzerinden sağlanmaya çalışılıyor.  Tunus’ta Halife Hafter aynı şekilde İslamcıları terör kıskacına ve parantezine almaya çalışıyor. Hatta Tobruk Meclisi, işi, İslami kesimlere veya devrimcilere karşı dış müdahale istemeye kadar vardırdı.  İdeolojik hasmına yabancıdan daha düşman görüyor.  Düşmanı rakibe, hasma yeğliyor.  Bu durum sandık sonuçları için de geçerlidir.

Sözgelimi, İslamcılar nerede olursa olsun seçim sonuçlarına saygılı davranırken karşı devrimi temsil eden  yapılar İslamcıların sandık üzerinden iktidara dönmelerine izin verecek midir?  Yoksa Cezayir Adalet ve Kalkınma Cephesi Başkanı Saad Abdullah Caballah’ın dediği gibi sandık üzerinden karşı devrimin ve diktatörlüğün geriye döndüğü Tunus’ta  Nahda hareketi terör yaftalamasıyla kapatılacak mıdır?  ” Bana damdan düşeni getirin’ diye eski bir deyim vardır!  Cezayirliler damdan düşmüştür, iyi koku alırlar ve işin akıbetini hissederler. Bununla birlikte Tunusluların bir tesellisi şudur:  Kısmen bir geri çekilme söz konusu ise de hareket geri çekilerek Cezayir’deki gibi bir iç savaş veya Mısır’daki gibi bir darbe ortamına izin vermemiştir.  Bununla birlikte bu teselli test edilmemiş ve sınanmamış bir gerçek olarak kalacaktır.  Kimileri bu tezi benimsese bile kimileri çekilmeyi havf damarının bir sonucu olarak görecektir.  Tunus-Mısır mukayesesinde Tunus Mısır gibi kanlı bir ortama yuvarlanmasa da sonuç itibarıyla karşı devrimin sandıktan çıkması meşruiyet anlamında daha kötü bir sonuca işaret ediyor.  Sandık ortada hakem olarak varlığını sürdürüyor denilse de bunun teminatı var mıdır? Yoksa olan biten daha yumuşak zeminde Mısır tecrübesinin klonlanması mıdır?  Her iki deneyim de siyasal İslam efsanesinin iflası olarak kabul görmektedir.  Tunus'taki sonuçla birlikte adeta Bin Ali’den özür dilenmiştir.   Vail Kandil’in yazdığı gibi, Uluslar arası Karşı Devrim Teşkilatı var ve bunları o yönlendiriyor.   Tunus’ta daha iyi bir senaryo veya yapım uygulansa da sonuç değişmiyor. Tunus farkı şu ki,  karşı devrimin sandıkla gelen meşruiyeti Mısır’daki gibi darbe lekesi taşımıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi