Recep Garip

Recep Garip

Müslüman Şaire Ramazan Ne Söyler?

Müslüman Şaire Ramazan Ne Söyler?

Müs­lü­man şa­ir, ödev­li ol­du­ğu­nu bi­len, her sö­zün, her ke­li­me­nin et­ki­le­yi­ci un­sur­la­rı­nı dü­şü­nen, şu­ur ek­se­nin­de bir id­rak, bi­linç ve muş­tu ta­şı­yı­cı­sı bir ey­lem ada­mı­dır. Bil­me­li­dir ki ya­şa­nan ve ya­şa­nıl­ma­sı muh­te­mel olan bü­tün olay­la­rın ma­zi­si­ni, şim­di ve ge­le­cek za­man kav­ra­mı içe­ri­sin­de tah­lil edi­ci, ay­dın­la­tı­cı, uf­ku ge­niş bir ka­lem ve ke­lam ada­mı­dır. Mıs­ra­la­ra sa­hip olan şai­rin ka­le­min­den sü­zü­len, ağ­zın­dan dö­kü­len her ke­li­me­nin bir be­de­li var­dır. Be­del ki­mi za­man dün­ya mer­kez­li ki­mi za­man­sa ahi­re­te mü­te­al­lik olur. Bu­na se­bep­tir ki sö­zün sih­ri şi­ir­de top­la­nır. Şi­ir et­kin­dir, et­ki­le­yi­ci­dir.

 Be­re­ket­ler­le ge­len her gü­nün, biz­le­re sun­du­ğu tür­lü ye­miş­le­rin de şii­rin da­ma­rı­na, ka­nı­na, ne­fe­si­ne, ca­nı­na si­ra­yet et­ti­ği bi­lin­me­li­dir. An an de­ği­şen kal­bin du­ru­mu bi­re­yi na­sıl şe­kil­den şek­le, at­mos­fer­den at­mos­fe­re gö­tü­rü­yor­sa gün­le­rin de, ay­la­rın da, za­man­la­rın da bu an­lam­da de­ğiş­ken ol­du­ğu­nu pe­kâ­lâ ifa­de ede­bi­li­riz.

Ay­lar içe­ri­sin­de Ra­ma­zan, gün­ler için­de Cu­ma, kan­dil­ler için­de Ka­dir Ge­ce­si­’nin öne­mi de bu­nu ifa­de eder. Bay­ram­lar­dan bi­ze dü­şen Ra­ma­zan ve Kur­ban Bay­ram­la­rı­dır. Tıp­kı şe­hir­le­rin, ev­le­rin, ül­ke­le­rin öne­mi gi­bi önem arz edi­yor. Kâ­be yer­yü­zün­de­ki ilk ev ve Mek­ke­’nin kal­bi­dir. Mek­ke şe­hir­le­rin ana­sı­dır. Me­di­ne, Mes­ci­di Ak­sa (Fi­lis­tin), İs­tan­bul, Bağ­dat, En­dü­lüs, Bu­ha­ra, Kon­ya, Di­yar­ba­kır, Se­mer­kant gi­bi şe­hir­ler de bi­zim için kut­lu­dur. De­mek olu­yor ki ha­ya­tı cid­di­ye ala­rak ya­şa­mak ve hak­kı­nı ve­re­rek ebe­di âle­me yo­la çık­mak icap edi­yor. Ha­zır­lık­lar bu mer­kez­li sür­me­li­dir.

 Evet, bir­kaç gün son­ra be­re­ket ve rah­met ayı Ra­ma­za­nı şe­rif ge­li­yor. Oru­cun di­ril­ti­ci ik­li­miy­le ye­ni­den muş­tu­la­na­cak, ye­ni­le­ne­cek, yep­ye­ni me­ta­fi­zik bir alan­la oruç­la­rı­mı­zı, na­maz­la­rı­mı­zı, te­ra­vih­le­ri­mi­zi, if­tar­la­rı­mı­zı, sa­hur­la­rı­mı­zı yap­mış ola­ca­ğız. Şim­di der­le­nip to­par­la­na­lım. Ha­ya­tı­mı­zı ye­ni­den dü­ze­ne ko­ya­lım. On bir ayın sul­ta­nı Ra­ma­za­nı kar­şı­la­mak için ev­le­ri­miz, so­kak­la­rı­mız, şe­hir­le­ri­miz süs­len­sin. Gö­nül­le­ri­miz ha­zır ha­le dö­nüş­sün. Şii­rin di­lin­de Ra­ma­zan, Ra­ma­za­n’­ın kal­bin­de şi­iri­miz dem­len­sin. Ku­ran ha­ya­tı, do­ğa­yı, ev­le­ri, ocak­la­rı, semt­le­ri, ma­hal­le­le­ri, şe­hir­le­ri ül­ke­le­ri süs­le­sin. Ruh­la­rı­mız Ku­r’­an’­la şen­len­sin, yep­ye­ni el­bi­se­ler giy­sin. Yıl bo­yu ya­pıp et­ti­ği­miz yan­lış­lık­lar­dan, ku­sur­lar­dan, ha­ta­lar­dan, gü­nah­lar­dan, bi­le­rek bil­me­ye­rek yap­tı­ğı­mız her tür­lü ey­lem­den arı­na­rak ye­ni­len­me ka­pı­sı­dır Ra­ma­za­nı şe­rif.

Oruç ge­lir şen­le­nir

Ku­ran ile dem­le­nir

Beş va­kit na­maz bi­ze

Öm­rü­mü­ze aşk ve­rir

 

Aş­kın ile kıl na­maz

İf­tar vak­ti­dir ni­yaz

Sa­hu­run be­re­ke­ti

Evi­mi­ze aşk ve­rir

Hoş gel­din ra­ma­za­nım

Oruç­ta­dır fer­ma­nım

Din­le Ku­ran ne di­yor

Kar­deş­li­ği aşk ve­rir

 “E­lin­den ve di­lin­den her­ke­sin emin ol­du­ğu in­sa­n” di­ye ta­rif et­miş pey­gam­be­ri­miz. Müs­lü­ma­nın ta­nı­mı buy­sa eğer, öy­le ol­mak­la da ödev­li­dir Müs­lü­man şa­ir, Müs­lü­man ya­zar ve Müs­lü­man sa­nat­kâr da­ha­sı bü­tün Müs­lü­man­lar. Ya­lan­sız, sah­te­siz, çı­kar­sız, ri­ya­kâr­sız adil, gü­ve­ni­lir, yar­dım­se­ver in­san­lar ol­mak­tır bi­zim işi­miz. Böy­le bir ta­nım­la­ma, ay­nı an­lam­da fark­lı so­rum­lu­luk­la­rı da yük­le­mek­te­dir. So­rum­lu­dur ya­şa­dı­ğı çağ­dan, ya­şa­dı­ğı ce­mi­yet­ten ve ya­şa­dı­ğı uy­gar­lık­tan. Bu ne­den­le olan bi­ten her şey­den de so­rum­lu­luk pa­yı­nın ol­du­ğu­nu bi­lir, bil­me­li­dir Müs­lü­man.

Sa­vaş­lar ça­ğın var olu­şun­dan bu ya­na sür­mek­te­dir. Ha­bil ve Ka­bil ola­yı işin sa­de­ce gö­zü­ken ta­ra­fı­dır ve bu gün­kü sa­vaş­la­rın da gö­zü­ken yön­le­ri­ne işa­ret eder. Do­la­yı­sıy­la sa­vaş ve ba­rış Müs­lü­man şa­ir­le­ri, ya­zar­la­rı, dü­şü­nür­le­ri el­bet­te ki il­gi­len­dir­me­nin öte­sin­de on­la­rın sö­zü, sa­zı, ya­zı­sı, ta­ri­hi, coğ­raf­ya­sı, göz­cü­sü, söz­cü­sü ol­ma öde­viy­le de yü­küm­lü­dür­ler. Şii­rin var­lı­ğı, Rah­ma­nın bir ik­ra­mıy­sa eğer –ki öy­le­dir bu­na iman et­mi­şiz- bu ik­ram­la in­san­la­rı uyar­ma­ya, uyan­dır­ma­ya, su­la­ma­ya me­mur­dur­lar, mec­bur­dur­lar. Pey­gam­be­rin şa­ir­le­ri na­sıl ki hak­kı hay­kır­mış­lar­sa, Müs­lü­man­la­rın en güç­lü si­la­hı şek­lin­de ye­ri­ni al­mış­lar­sa her şai­re dü­şen ödev de hak­kın ya­nın­da, hay­rın ya­nın­da mıs­ra­la­rıy­la ay­nı ödev­le yü­küm­lü­dür­ler.

“O sa­bah ezan se­si gel­me­di ca­mi­miz­den Kork­tum bü­tün in­san­lar, bü­tün in­san­lık adı­na­” di­yen Ca­hit Za­ri­foğ­lu, bu yo­lu sür­dür­müş­tür. Bu ne­den­le­dir ki şi­ir ay­nı za­man­da bir sa­vaş, ay­nı za­man­da bir ba­rış ara­cı­dır da. İn­san­lık adı­na umu­du olan şa­ir, Müs­lü­man­ca dü­şü­nür ve Müs­lü­man­la­rın acı­sı­nı his­set­ti­ği ka­dar, in­san­lı­ğın acı­sı­nı da du­yar. Müs­lü­man sa­nat­kâr, Müs­lü­man­ca ha­yat ya­şa­yan bir top­lu­lu­ğun in­sa­nı­dır.

Şart­lar ne olur­sa ol­sun ada­le­tin te­ra­zi­si hak­la tart­ma­lı­dır.

Hak, Al­la­h’­ın ve Pey­gam­be­ri­nin koy­du­ğu öl­çü­dür. Bu öl­çü­dür ha­ya­tı an­lam­lı kı­lan. Bu çiz­di­ği­miz çer­çe­ve ge­nel an­laş­may­la böy­le­dir, böy­le ol­ma­lı­dır. Ne var ki ça­ğın ge­tir­di­ği kar­ma­şa, em­per­ya­list­le­rin, ka­pi­ta­list­le­rin oyun­la­rı­dır. Bu oyun­lar in­sa­nın ha­fı­za­sı­nı, an­la­yı­şı­nı, ha­ya­ta ba­kı­şı­nı da et­ki­le­miş hat­ta de­ğiş­tir­miş­tir. Bu za­fi­yet­le yer­yü­zün­de var olan olum­suz­luk­la­ra, ka­pi­ta­liz­min oyun­la­rı­na kar­şı ya­zar­lar, şa­ir­ler ye­te­rin­ce ödev­le­ri­ni yap­ma­mış, ya­pa­ma­mış­lar­dır. Ça­ğın bu­la­nık­lı­ğıy­la ruh­lar bu­lan­mış­tır. Mu­ha­fa­za­kâr­lık al­gı­sı Müs­lü­ma­na has bir al­gı ol­ma­nın öte­sin­de ka­pi­ta­liz­min eli, aya­ğı, rek­lam­lar­la tü­ke­ti­min ca­zip ha­le ge­ti­ril­me­siy­le her şey­le ve her­kes­le uyum­lu ya­şa­ma, inanç­sız ya­şa­ma ala­nı­na, ter­bi­ye­nin, ede­bin, has­sa­si­ye­tin, inan­cın ih­ma­li­ne ne­den ol­muş­tur. Do­ğal bir an­la­yış oluş­tu­ra­rak inanç­lar, ya­ni Ku­ran ve Sün­ne­tin ih­ya­sı öte­len­miş, hır­pa­lan­mış­tır. Bu­nu oluş­tu­ran al­gı­nın mu­ha­fa­za­kâr­lık çer­çe­ve­si içe­ri­sin­de ka­pi­ta­liz­min tü­ke­ti­ci­li­ği, is­ra­fı ay­yu­ka çı­ka­rı­la­rak do­ğal bir an­la­yış üre­til­mek­te­dir ki bu in­sa­nın ken­di­si­ni im­ha­sın­dan baş­ka bir şey de­ğil­dir. İn­san ya­ra­tı­lı­şı­na uy­gun bir fıt­ra­tın ya­şan­tı­sıy­la ha­ya­tı süs­le­mek du­ru­mun­da­dır. Fıt­ra­ta uy­gun ya­şa­mak İs­la­m’­ı doğ­ru an­la­mak­la müm­kün­dür. Ke­li­me­ler in­sa­nı ele ve­rir.

Ke­li­me­ler­le in­san kim­lik sa­hi­bi olur. Do­la­yı­sıy­la ke­li­me­ler üze­rin­den ça­ğın prob­lem­le­ri­ni tes­pit et­mek ay­dın­la­rın işi­dir. Ay­dın, ça­ğı­na ta­nık­lık et­mek­le kal­maz ça­ğın prob­lem­le­ri­ni de çöz­mek için se­fer­ber olur. Öde­vi de bu­dur. Ay­dın kim­li­ği­ne ya­kı­şan şa­ir­li­ğin de böy­le bir öde­vi var­dır. Ça­ğın Müs­lü­man­la­rı­nın dert­le­riy­le dert­len­mek ve on­la­rın dert­le­ri­ne ça­re­ler ara­mak ay­dın­la­rın öde­vi­dir. Ye­te­rin­ce ça­ğa ta­nık­lık edi­li­yor mu, bir şa­ir ola­rak ye­te­rin­ce mü­ca­de­le, ye­te­rin­ce mü­ca­he­de ede­bi­li­yor mu­yuz? Et­ti­ği­miz ka­na­atin­ce de­ği­lim. Yi­ne de ça­ğın­da olan bi­ten­le­re kar­şı en du­yar­lı ki­şi­le­rin de yi­ne şa­ir­ler ol­du­ğu­nu ifa­de ede­bi­li­rim.

Yah­ya Ke­mal, Mu­ham­met İk­bal, Meh­met Akif Er­soy, Ne­cip Fa­zıl, Os­man Yük­sel Ser­den­geç­ti, Se­za­i Ka­ra­koç, Nu­ri Pak­dil, Arif Ni­hat As­ya gi­bi isim­le­re Er­dem Ba­ya­zıt, Akif İnan, Ca­hit Za­ri­foğ­lu, Ala­ed­din Öz­de­nö­ren gi­bi isim­le­ri de ifa­de et­mek ge­re­ki­yor. Yi­ne Tu­ran Koç, Arif Ay, Me­tin Önal Men­gü­şoğ­lu, Os­man Sa­rı, Nu­ret­tin Dur­man, Sa­det­tin Kap­lan, Ah­met Efe, Mu­rat Kap­kı­ner,  Şe­ref Ak­ba­ba, Mev­lüt Cey­lan, Rah­met­li Se­dat Ye­ni­gün, Şa­kir Kur­tul­muş, Hü­se­yin Akın gi­bi ya­za­bi­le­ce­ğim isim­ler uza­yıp gi­di­yor. 

Mü­ba­rek Ra­ma­zan 2015’in Ül­ke­mi­ze bir­lik ve ber­ber­lik, İs­lam coğ­raf­ya­sı­na hu­zur ve ba­rış, in­san­lı­ğa saa­det­ler ge­tir­me­si­ni di­li­yo­rum.

 “Kur­şu­ni Şa­fak­lar­da Bek­le­yen Rüz­gâ­r”  şii­rim­den kı­sa bir bö­lüm­le

Şim­di, şu da­ğa yas­lan­ma­lı­yım

Kırk gün bek­le­nen dü­ğün­ler yap­ma­lı­yım

Tür­kü­ler yak­ma­lı­yım gur­be­te inat

Tür­kü tür­kü ya­yı­lan da­ğın şar­kı­sı­nı din­le­me­li­yim

Ha­lay­lar çek­me­li­yim ye­di dü­ve­le kar­şı

Bil­lur­dan bir anıt gi­bi gö­ğe yük­sel­me­li­yim

“İ­te ça­ka­la kar­şı­” hay­kır­ma­lı­yım

Du­rup din­len­me­den bul­ma­lı­yım ar­zın kal­bi­ni

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Recep Garip Arşivi