Ahmet Türk

Ahmet Türk

Dağlıca Şehitleri, Muhsin Başkan ve Meşe Yaprağı!

Dağlıca Şehitleri, Muhsin Başkan ve Meşe Yaprağı!

Dağlıca’daki kayıplarımızla ve bölgeyle alakalı 26 saat sonra yapılan ilk “resmi” açıklama sonrası kameraların karşısına geçen Başbakan aynen şöyle dedi: “Yüksekova, Kamışlı ve Dağlıca hattındaki yolun güvenliği kontrol altına alınmıştır. Ve burada şehit düşen kahraman askerlerimize ulaşılmıştır.”

Başbakan bu açıklamayı yaparken internet medyasına şehitlerimizin naaşlarına nasıl ve kimler tarafından ulaşıldığına dair görüntüler servis edilmeye başlandı. Gördük ve anladık ki, Başbakan doğruları söylemiyor! Meğerse Kamışlı ile Dağlıca arasındaki kontrol, hâlâ eşkıyadaymış… Gördük ki, olayın vuku’ bulduğu bölgeye güvenlik güçlerimiz girememiş, Mehmetçiklerimizin olay mahallindeki naaşları ise eşkıyadan icazetli köylüler tarafından alınıp pikaplara bindiriliyor ve taa Yüksekova’da TSK’ya teslim ediliyor! 

Bu görüntülerdeki iki ayrıntı, Dağlıca saldırısının kendisi kadar beni sarstı: İlki şehitlerimizin naaşlarının HDP’li Esat Canan öncülüğünde TSK’ya teslim edilmesi… İkincisi de, Mehmetçiğimizin pâk naaşlarının yerlerinden alınıp pikap kamyonetlerin arkasına konulurken üstlerinin meşe yapraklarıyla örtülmesi… İşte bu sahne yüreğimi dağladı! 

Bu ülkenin en mühim siyasi analistlerinden biri olan Serdar Sement ağabeyimin dediği gibi: “Aslında bu ‘Meşe Yaprakları’nın örttüğü Mehmetçiğimizin aziz ve pâk naaşı değildi;bu ‘Meşe Yaprakları’nın örttüğü, devletimize ve aziz milletimize birilerinin yaşattığı utançtı..!”

*    *    *

6 Eylül 2015’teki elim Dağlıca Vakası ve sonrasında yaşanılanlar adeta bana ‘dejavu’ yaşattı! O gün yaşanan; belirsizlikler, bilgi kirlilikleri, çelişkili açıklamalar, manidar suskunluklar, ileri sürülen bahane ve gerekçeler, endişeler, korkular, en önemlisi ise kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı bir süreç yönetimi, aklıma 25 Mart 2009’da Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği helikopterin kırıma uğratıldığı hadise sonrasında yaşanılanları getirdi!

Muhsin Başkan ile Dağlıca orijinli hadiseler arasında ilginç bir bağ var! 2007’de 12 şehit verdiğimiz Dağlıca baskınından, baskın vuku’ bulduğu sırada bizzat dağlıca komutanlarından biri aracılığıyla haber alan ve ivedilikle Devleti yönetenleri ve Genelkurmay Başkanı’nı sıcak yataklarından kaldırarak haberdar edip duruma vaziyet edilmesini sağlayan kişi Muhsin Yazıcıoğlu idi..! 

Muhsin Başkan’ın, 2009’da Karayakup tepesinde maruz kaldığı ihmal ve kasıtlarla dolu şehadeti sonrası yaşanılanların bir benzerine, 6 Eylül 2015 Dağlıca şehitleri de maruz kaldı. Öyle ki, Muhsin Başkan ve Dağlıca şehitleri kendi özyurtlarında naaşlarına ulaşılmasında bile benzer makûs akıbeti paylaştılar! Nasıl ki, her türlü imkân seferber edilmiştir denilip Muhsin Başkan’ın naaşına 47 saat ulaşılamamış(!), sonunda Döngel Köyü muhtarı ve köylüler tarafından bulunduysa; “Devlet bölgeye hâkim ve elinden gelen her türlü imkânı seferber etmiştir” denilen Dağlıca Vadisi’ndeki Mehmetçiklerimizin naaşlarının ‘bir kısmı’na, 26 saat sonra, Bostancık Köyü muhtarı ve köylüleri ulaştı!

Ülkeyi yöneten siyasiler yalan söyler mi? Söyler! Söylediğini 25 Mart 2009’da defalarca şahit olduk! Peki, siyasi aktörlerin söylediği yalanlara “Devlet” iştirak eder mi? Zinhar etmemesi lazım ama ettiğini 25 Mart 2009 ve sonrasında işletilen idari ve adli süreçte gördük! İşte “siyasi aktörler” ve “devlet” arasındaki bu kirli korelâsyon 6 Eylül 2015 Dağlıca Vakası ve sonrasında da işletilmeye başlandı! Binlerce yıllık güçlü devlet geleneğimiz nev-zuhûr “yalan ittifak ve iştirak” âdetiyle ağır hasar aldı!

Hülasa,

Sanki… Koca koca gölgeleriyle her daim güneşimizi kesen ‘oyun kurucular’ın ellerine tutuşturdukları yol haritalarına endeksli iktidar sahiplerinin sevk ve idare ettiği bir “casino” içinde hapsedildik! Bu casino içerisinde, oyunculuğundan ziyade, talihine güvenen kumarbazlar tarafından yönetildiğimiz bir hayatı yaşıyoruz..! Burada milyonlarca insanımız malından, değerlerinden hatta canından olmak üzere her geçen gün daha fazla kaybediyor! Ama kazanan daima “kasa” oluyor! 

Galiba en doğrusu ve bundan sonra bize düşen, geride kalanlara ve bu duruma “râzı” olanlara sabır değil, “bol şans” dilemek!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ahmet Türk Arşivi