Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Beş Duyu Organını Dinlendirmek

Beş Duyu Organını Dinlendirmek

Geçen haftaki Pazar yazım, “Organların Müslüman Olmasıyla” ilgiliydi. Okuyanlar tarafından bir hayli ilgi gördü. Ders alanlar olmuş, “Hiç bu açıdan düşünmedik” diyenler vardı. Dönüp kendime baktım; “Ne kadar ders almışım” diye. Çok ders almadığımı gördüm.
Türkiye’yi ve toplumu kirleten darbecilerin, yıllardan beri millete kurdukları tuzak ve komploların her gün bir bir ortaya çıkan hallerini görünce, insan ister istemez zıvanadan çıkıyor. “Nasıl insanlarmış” diye hayretten hayrete savruluyoruz. Akıl mı kalır insanda.
Organların Müslüman olması ya olmamasından sonra; “Acaba beş duyu organımız çok yorgun da artık iflah olmaz durumda mıdır” diye düşündüm. Öyle olabileceği daha akla yatkındı. Bu sebeple duyu organlarımı hiçbir kötülüğe muhatap etmeden, bütünüyle güzelliklere sahip olması için harekete geçtim.
Bir arkadaşım vardı, Safranbolu’ya hep gitmek istiyormuş ama birlikte gitmemizi önerip duruyordu. Onu arayıp; “Haydi günü birlik Safranbolu’ya gidip gelelim ama sadece iyilikler üzerine konuşacağız ve iyilikler edeceğiz” dedim. O da “Tamam” dedi.
Geçen hafta sonu güneş İstanbul’un üzerine ilk ışıklarını salarken, biz de yola çıktık. Kararımız vardı, gündem üzerine hiç konuşmayacaktık. Gördüğümüz güzellikleri paylaşacaktık. Gişelerden çıktıktan sonra bir benzin istasyonuna girip benzin alacaktık. Tam girdik, burası; “darbe severlerin istasyonu” diye geri çıktık. Bilinçaltımız meseleyi halletmişti. Gülümseyip yolumuza devam ettik.
Adapazarı’na kadar yolları beğendik, ağaçlara, çiçeklere baktık, yol isteyene yol verdik, korna çalanlara kızmadık, süratli gidenlere iyilik dualarında bulunduk. Gerede’yi geçtik, uslu uslu gittiğimiz için radara yakalanmadık. Velhasıl pek güzel bir yolculuk oldu.
Safranbolu’ya indik. Bastoncu Konağı’nın misafirlerine ikram ettiği üstü kapalı ıspanaklı pidelerle karnımız doyurduk. Makbule ablanın komşusu Necmiye abladan yufka istedik. Sonra çarşıyı gezmeye başladık. Safranbolu sanki “Lokumbolu” olmuştu. Neredeyse her dükkânın önünde cicili bicili giyinmiş kızlar, gelen gidene lokum ikram ediyorlardı.
Çarşı kalabalıktı, toplumun her kesiminden insanlar vardı. Herkesin yüzü gülüyordu, kimse sinirli, öfkeli ve darda değildi. Yine her insan ilgisini çeken hediyelik eşyalara bakıyordu ve Safranbolu sokaklarına tam bir huzur hâkimdi. Kime ne sorsanız, güler yüzle cevap veriyordu. Zaten Safranbolu’da yardımlaşmanın üzerine yoktur.
Akşama kadar Safranbolu’nun sokaklarında vakit geçirdikten sonra bir Osmanlı köyü olan Sarayın aşçılarının çıktığı Yörük Köyü’ne uğrayıp, sakin bir köy ortamı yaşadık. Yörük Köyü’nün en ünlü konağı Filiz ablanın konağıdır. Rehberliğine diyecek yoktur. Bu arada illa da bir yere gitmek şart değildir. Herkes bulunduğu yerdeki güzellikleri keşfedebilir.
Türkiye gerçekten cennet bir ülke. Saatlerdir Safranbolu’dayız. Ankara, İstanbul başta olmak üzere yakın civarlardan bir sürü insan gelmişti. Safranbolu’nun değişmez yabancı misafirlerinden birisi de Kore ve Japon’lardır. Yasemin ve Yasin çiftinin işlettiği Efe Konağı’na uğradığımızda üniversiteli Japon bir gençle tanıştık. Genç adam Türkiye’ye gelmek için iki yıl çalışmış ve para biriktirdikten sonra gelmiş. İdeale bakar mısınız?
Safranbolu ve civarında daha nice güzellikleri bedenimiz ve ruh dünyamızda yaşadıktan sonra yağmurun çiselemeye başladığı bir sırada, İstanbul’a doğru hareket ettik. Karabük’ü çıktıktan sonra yağmur bardaktan boşaltıyordu. Rahmettir deyip, hiçbir sıkıntıya düşmeden yola devam edip, Hendek’teki Berceste’ye kadar geldik.
Berceste Cennet nimetlerinin sergilendiği bir yerdir. Cennette neler var diye merak edenler, Bercestelerden birine uğrayabilir. Bu arada Berceste’nin sahiplerinden Yusuf ile de hasret giderdik. Kısacası organlarımızı hakikaten dinlendirmiş olduk. Demek ki insan kendine ara sıra zaman ayırmalıymış. Sonuçta nasıl olsa kulların değil, Allah’ın dediği oluyor.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi