Yunus Vehbi Yavuz

Yunus Vehbi Yavuz

Başörtüsü yahut türban sorunu(2)

Başörtüsü yahut türban sorunu(2)

Başörtüsüne, laiklikle alaka kurarak yaklaşanlar ya laikliği bilmiyorlar yahut kulaklarını, ötekileştirdikleri hanımların vicdani problemlerine tıkamak için bu yola başvuruyorlar. Bu düşünce devleti din ile çatıştırmaya sebep olmaktadır. Dini hassasiyeti olmayanlar yahut dine karşı olanlar kendilerini değil de devleti, kamu alanını ileri sürerler. Bir sürü yorum yaparlar. Kendilerini saklarlar, devleti ileri sürerler. Oysa laiklik başörtüsü takmak isteyenlerin teminatıdır. Laiklik devlet hizmeti verenlerin dinden soyutlanmasını değil, dinini daha serbest bir şekilde yaşamasını ister.
Bugünlerde televizyonlarda orantısız güç kullanımına benzer orantısız tartışmalara tanık oluyoruz. Bu da başka bir gariplik... Sanki başörtülüler, fikri yönden linç edilmek isteniyor. Bir akademisyen düz bir üniversite mezununun karşısına çıkarılıyor, tek bırakılıyor, sonra da sözde tartışma yapılıyor. Mesele İslâm dini bağlantılı olarak ortaya konmaya ve fetvalar uydurulmaya da çalışılıyor. Fakat aralarında ilahiyatçı bir akademisyene yer vermek akıllarından bile geçmiyor. Başörtüsü yasağı kadar, bu durumda da yanılış yola girildiği açıkça görülüyor. Ne tarafından bakarsanız tutarsızlık ve haksızlıklarla dolu... Bu metot hakkaniyet ve insaf ölçüsüne uymuyor.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, kız çocuklarını okutmak istemeyen ve dinsel nedenlerle ilköğretime yazdırmayan ailelere karşı, devlet gücü kullanılarak, kızlarının tahsil yapması için büyük bir çaba harcanmıştır. Uzun mücadeleler sonuç vermiş ve dindar aileler kızlarını ilköğretime göndermekle kalmamışlar, belki orta öğretim ve yüksek öğretime de kaydedettirerek ülke hizmetinde erkeklerle yarışa girmişlerdir. Bu durum sevinilecek bir olaydır. Kızların okuma-yazma bilmemeleri gerekir anlayışının hâkim olduğu bir toplumda Cumhuriyet rejiminin en önemli başarısı olarak da değerlendirilebilir.
Kadınlarımız ve kızlarımız, cehalet karanlığını üzerlerinden atarak aydınlanıp daha çok okumanın ve daha çok bilgi sahibi olmanın, daha çok aydınlanmanın şuuruna varınca, bu sefer de aynı cumhuriyet devlet adamlarının şiddetli engeli ile karşı karıya kalmışlarıdır. Yani adeta “Size bu kadar okumak yeter, fazla ileri gitmeyin; orta tahsili yapın, gerisi erkeklerin hakkıdır” demiş oluyorlar. “Sizin dinsel engeliniz vardır, okuyamazsınız, yükselemezsiniz, ilimde ve aydınlanmada daha ileri mertebeye yükselmenize dini inançlarınız engeldir; inançlarınızı bir kenara koyun da öyle gelin” der gibi oluyorlar. Bunun anlamı şu olabilir: “Devlet işlerini yürütmek, halkı yönetmek, dini hassasiyeti olanların hakkı değildir, belki bu alanda daha gevşek ve daha hafif meşrebe sahip olanların hakkıdır.”
Oysa din insanların şahsiyet sahibi olmalarında en önemli faktörlerden biridir. Kimlik dini inançlarla tamamlanır. Bir kimseden dinî inancını dışarıda bırakarak görev yapmasını istemek, kimlikten sıyrılmasını ve şahsiyetini parçalamasını talep etmek demektir. Bir Müslüman kimliğinden vazgeçemeyeceğine göre, devlet kademelerinde hizmet etme düşüncesinden uzak kalacak demektir. Bu da tam vatandaş olamamak, T.C. vatandaşlık haklarından yoksun kalmak demektir. Yani başını örtmek isteyenler tam vatandaş olamazlar, tam vatandaşlık haklarından yararlanabilmek için de dini hassasiyetini arkaya atmak zorundadırlar. Bu bir bakıma azınlık vatandaşlarına, “T.C. vatandaşlık haklarından yararlanabilmeniz için, dininizi bırakıp bizim dinimize girmeniz gerekir” demeye benzer. Başörtülülere yüksek öğrenimi ve devlet dairelerinde inandıklarının gereğini asgari ölçüde yerine getirerek çalışma imkânı vermemeyi savunanların yaptıkları iş kanaatimizce bundan farksızdır.
Bir ülkenin vatandaşı, neden kendi devletine, inandığı bir kıyafetle hizmet veremesin ki? Laiklik buna neden engel kabul edilsin ki? Yoksa bu zihniyet sahiplerince devlet, din ile çatışıyor mu? Devlet dinin zıddı mıdır? Din ile dindarlıkla ve dindarlarla devlet yan yana gelemez mi?
Devlet vatandaşın efendisi midir, yoksa milletin hizmetinde mididir? Başörtüsü karşıtlığı, devleti milletin efendisi olarak algılamak, “millet devlet için vardır” anlayışını savunanların tuttuğu yoludur. Oysan devlet millet için kurulmuş bir organizasyondur. Millet efendidir, devlet hizmetçisi... Eğer millet efendi ise, bu efendi kendi evinde neden istediği kıyafetle dolaşamasın, inandığı gibi hizmet edemesin ki? “Efendim, herkes hizmet edebilir de, kadınsa yapamaz” şeklinde bir sonuç ortaya çıkıyor bu yasakçı anlayıştan... Bu resmen kadın karşıtlığı, kadın düşmanlığı değil de nedir? “Efendim biz hepsi için söylemiyoruz, bazı kadınlar için bu düşünceyi savunuyoruz” denilirse o zaman da bu tutum kadınlar arasında ayırım yapmak değil de nedir? Vatandaşlar arasında ayırım yapmak ise milli bütünlüğü de sarsar, devleti de sarsar.
¥ DEVAMEDECEK

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yunus Vehbi Yavuz Arşivi