Yunus Vehbi Yavuz

Yunus Vehbi Yavuz

Değişimi idrak etmemek

Değişimi idrak etmemek

İnsanlığın babası Hz. Âdem’den beri, insanlık değişiyor; çevre değişiyor, coğrafya değişiyor; hayat tarzı değişiyor, zaman değişiyor. Her gün her saniye zaman değişiyor; yeryüzünde sabit duran ve değişmeyen hiçbir şey yoktur. Değişmeyen kurallardır, ilkelerdir, insani değerlerdir; özgürlüklerdir, insan hakkıdır.
Değişmek, bir açıdan bakılırsa ilahi bir olgudur. Bütün bu olaylar çünkü Allah’ın mülkünde cereyan ediyor, O’nun izin vermesi ile oluyor. Değişim ile kurallar arasında bağ kurma görevi ise akıllı insanlara düşüyor. Değişimi yakalamak da bir kulluk görevidir.
Evren değişecek, fakat bu değişimden önce evrende var olan ahenkli ve sistemli hareket ile değişim arasında da mükemmel bir denge kurulacaktır. İşte gerçek mutluluk hayattaki bu dengeyi kurmak; olaylardaki değişim, gelişim ve hareketlilik arasındaki dengeyi yakalamaktır. Bu dengeyi kuran insanlar mutlu olurlar. İslam dini bu dengeyi en sağlam bir şekilde kurmanın yollarını göstermek için gönderilmiştir. İslam’ı anlayan, hayatın dengesiz yaşanamayacağını anlar; İslam’ı hayatına yansıtanlar dengeyi kurarak mutluluğu yakalarlar. Mutluluğu kaçıranlar ise bu dengeyi kuramayanlardır.
Türk milleti olarak tarih boyunca hep hareket halinde olduk ve dünyadaki gelişme ve değişmelere paralel yürümesini, hayatımızı buna göre düzenlemesini bildik. Varlığımızı belki de buna borçluyuz. Türklerin İslam’ı kabul etmelerinin de bu değişimi yakalama kabiliyetinin tabii bir sonucu olduğunu söylesek yanlış olmaz. İslam, gerçekten değişimlere karşı Müslümanların ayak uydurmasını öğretmiştir. Düşünmekten bahseden yüzlerce âyet önce düşüncede değişim işaretlerini vermektedir. Yine onlarca tarihi kıssa, bedensel değişimi bize hatırlatmaktadır.
Yakın tarihe kadar dinamik bir yapı içinde hayatiyetimizi sürdürdük; şüphe yok ki bu ilahi bir nimettir. Fakat Osmanlıların son dönemlerinde, değişim ve gelişim ile hayat arasında denge kurulamayınca, Batı’daki düşünce hareketleri bu muazzam devletin tarihe gömülmesine sebep olmuştur. Hem dünya kurallarının hem de İslam kurallarının değişim dengesini kaçırınca ve denge Batı lehine bozulunca, yıkılan devletin yerine Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur.
Cumhuriyet temelde, bozulan dengeyi yeniden sağlamak için kuruldu. Cumhuriyeti kuranlar değişim, yenilenme ve devrimlerle bozulan dengeyi yeniden kurmayı amaçlamışlardır. Fakat sonradan gelen deneyimsiz, kapasitesi zayıf ve değişimin, devletin mahiyetini kavrayamayan devlet adamları elinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, değişim düşüncesinden giderek uzaklaştı ve gelişmelere ayak uyduramaz duruma geldi. Bu gün sözü edilen değişim eskiden yapılanlardır. Bunun sebebi toplumu tanıyamamak ve toplumun sesine kulak vermemektir. Toplumu tanımayanlar değişim ve gelişimi anlayamazlar, toplumu mutlu edecek yenilikleri yapamazlar. Statik hale gelirler, toplumun kendileri gibi olduğunu zannederler yahut öyle olmasını isterler.
Değişim, toplumu kendine uydurmak değil, belki değişen toplumun yapısına, arzu ve ihtiyaçlarına cevap vermektir. Eskiden yapılmış olan yenilikleri aynen muhafaza etmek, devrim değildir, değişim değildir, belki asıl ile ferin yerini değiştirmektir. Eskiler yaptıkları işleri kendi zamanlarındaki insanların o zamanki ihtiyaç ve zaruretlerine göre yapmışlar; gelecek toplumlar için yapmamışlardır. Öncekilerin her yaptığını kural ve değişmez ilke yerine koyarak onlara sarılmak, toplumu durdurmak, ilerleyen zaman şeridini geriye sarmaktır.
Değişim, her zaman değişen bir olgudur yahut öyle algılanmalıdır. Değilse değişim sadece bir neslin zamanı ile sınırlandırılmış olur. İşte bunu yapmak değişimi anlamamaktır, toplumu tanımamaktır.
Başörtüsü ve benzeri toplumsal sorunlar, Cumhuriyet döneminde okumanın ve aydınlanmanın getirdiği değişimlerin sonuçlarıdır. Bir zamanlar kız çocuklarının yazı yazmayı öğrenmesinin dinen caiz olmadığına inananlar, kızlarını okullara göndermiyorlar, belki onları ev hanımı olarak yetiştiriyorlardı. Pek tabii o zamanlarda başörtü sorunu da yoktu, başka sorunları da yoktu. Fakat zamanla okumanın önemini kavrayınca kızlarını okullara gönderdiler, kız çocukları okudular ve yüksek tahsil de görmek istediler, devlet hizmetinde bulunmak da istediler... Fakat inanılmaz engellerle karşılaştılar.
Yeterince aydınlanmamış Cumhuriyetçi kesim, bu olayın fotoğrafını iyi çekemedi, bu olayı Cumhuriyete karşı bir karşı çıkma hareketi olarak algıladı. Oysa durum böyle değildir. Toplum değişti, fakat bunlar o değişimin ya farkına varamadılar yahut farkına vardılar fakat bir türlü kabullenemediler. Çünkü eskiden böyle bir durum yoktu.
Fakat şunu ifade etmeliyiz ki eskiden internet de yoktu, bilgisayar da... Bunlara da karşı mı çıkmak gerekir yeni ortaya çıktıkları için... Buna karşı çıkmıyorlar da, sadece kızların kıyafetine karşı çıkıyorlar. İki şeyi bir birinden ayıramıyorlar: Dünyevi olgu ile dini olgu... Biri halis dünya işi, teknik iş, diğeri, hem dünya yönü olan hem de dini yönü olan bambaşka bir olgu... Bunları bir birine benzeterek hükme varmak son derece yanlıştır. Buna İslam hukukunda “kıyas maalfarik” denilir. Yani tutarsız kıyas yapmaktır. Böyle kıyaslar muteber değildir.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yunus Vehbi Yavuz Arşivi