Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü (3)

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü (3)

...Hayata yalnız maddi bağlarla değil manevi bağlarla, sevgi bağlarıyla, inanç bağlarıyla da bağlanabilmeliyiz. Yaptığımız işi “Sevdiğimiz için, sevgilimiz için, sevdamız için yapıyoruz” diyebilmeliyiz. Hazırladığımız yemeği sevgilimiz yiyecekmiş gibi pişirmeliyiz, dokuyacağımız kazağı sevdiğimiz giyecekmiş gibi örmeliyiz, yaptığımız binayı o oturacakmış gibi inşa etmeliyiz, muayeneye gelen hastayı yine onu iyileştirmeye çalışıyormuş gibi tedavi etmeliyiz vs... Ancak o zaman hayatın, tabiatın ya da Allah’ın (ben Allah diyorum ama herkes özgür; isteyen kendi inancına göre istediğini kelimeyi kullanabilir tabii) bize verdiklerini, sunduklarını, bahşettiklerin hak etmiş oluruz. O zaman kendimize saygımız olur; duyan, düşünen ve tepki veren bir insan olarak diğerlerinden farkımız olur.
Unutmayınız ki başarının sadece %10’u bilgidir, maddi imkândır, akademiktir. Kalan büyük kısım duygudadır; “her şeye rağmen seni seviyorum ya da bunu yapıyorum, yapacağım” diyebilmektedir.
“Dost bana nazar kıldı taze civan oldum ben” diyor şair. Gönlü kırılmış, içi sönmüş, yıkılmış, tükenmiş ama dostun bir bakışı onu “taze civan” yapıyor!.. Bilgisi artmamış, parası-pulu çoğalmamış, ballı börekler sunulmamış, makamı yükselmemiş, mekânı yücelmemiş vs ama... bir bakışla taze civan oluyor!.. Ancak, bu dem o kadar da kolay değil tabiî. Önce inanmak, sonra dost olmak, yar olmak ve de bu yolun sırrını çözmek için görünen görünmeyen dünyaları içimize sığdırmamız gerekiyor.
“Öfke, korku, suçluluk” depresyonun sacayağı... Üçünü bırakalım, ikisinin bir araya gelmesi bile çoğu zaman mutsuzluk, hastalık ve başarısızlığın girdabına sokabilir insanı. Uzak duralım bunlardan; beynimizi olumsuzluklara, başarısızlıklara, mutsuzluklara, “nasıl olmasını istemiyoruzlara” değil, “nasıl olmasını istiyoruzlara” yönlendirelim. Geçmişe saplanıp kalmayalım ama görmezlikten de gelmeyelim; özellikle güzelliklerini. Ondan dersler çıkaralım. Geçmişin güzellikleri insanı ileri iter, yolunu açar, oysa kötülükleri geriye çeker, yolunu tıkar. Geleceğe bakalım. Hayallerimiz, hedeflerimiz, planlarımız olsun ve yeteri kadar uzağı görebilelim. Ünlü Çinli filozof Konfiçiyus diyor ki, “Yeteri kadar uzağı göremeyenlerin önlerinde daima sorunları vardır.”
Genelden biraz özele, yani bize, ülkemize ve gündemimize dönersek ki bugünü yaşamak, yarını planlamak için dönmemiz gerekiyor, bazı şeyleri söylemeden geçmek olmaz. Bu, öncelikle bana bu konuşma fırsatı ile çok onurlu bir ödül vermiş olan siz gençlere karşı görevimdir.
En başta söylemek isteğim şey;
“yasakçı olmayalım yasakçıların yanında yer almayalım, özgürlükçü olalım ve özgürlükçü olanlara destek verelim” demek olacak. Çünkü insanlara yapılacak en kötü şey onları yasaklarla sınırlamak ve bu şekilde onurlarıyla oynamaktır. Toplumsal barış, değişen sosyal şartlar, güçlenen demokrasi anlayışı, şehir hayatında farklı insan gruplarının bir arada yaşaması gereği ve bütün bunların artık insanlar tarafından “ayrılığın değil güzelliğin-zenginliğin-birlikteliğin” bir göstergesi olarak algılanıyor olması zaten yasakları anlamsız kılmaktadır. Unutmayalım özgürlükler insanlar arasında etkileşimi sağlar ve toplumsal diyaloğu artırır. İnanıyorum ki böylesine bir diyalog sosyal barışı, sosyal barış da kolektivizmi, ilerlemeyi, refahı, mutluluğu getirecektir.
İkinci olarak;
“İleri demokrasi” diyorum. Günümüzde demokrasiden daha üstün, insanlık onuruna daha yakışır bir yönetim modeli-anlayışı olmadığını herkes kabul ediyor artık. Demokrasiye inanalım ve cumhuriyetimize demokrasi ile hayat verelim. Onu demokrasi ile anlamlandıralım, taçlandıralım. Demokrasi ve cumhuriyet ruh ve beden gibidir. Demokrasisiz cumhuriyet ruhsuz bir ceset demektir. Başlangıçta güzel olsa da zaman içinde hayatiyetini yitirir, kokuşur, çirkinleşir. Bu güzel ülkeye, bu güzel insanlara, bu güzel millete böylesine bir kötülüğü yapmaya kimsenin hakkı yoktur diye düşünüyorum. Zira bu devlet, bu cumhuriyet kolay kurulmadı. Binlerce şehidin kanı, milyonlarca insanın alın teri var mayasında... Burada, sırası gelmişken, ülkemizi istiklaline kavuşturan, cumhuriyetimizi kuran isimli-isimsiz binlerce kahramanı saygıyla, minnetle, rahmetle anıyorum. Ruhları şâd olsun.
Demokratik Cumhuriyetlerde ayrılık yok birlik vardır. O “birlik” de; farklığı, çeşitliliği zenginlik sayan, insanlığa, eşitliğe, uygarlığa, bayrağa, vatana, geleceğe, mutluluğa dair gönül birlikteliğidir. Bu birliğin olduğu demokratik devletlerde, suni olarak “toplumsal alan, kamu alanı, devlet alanı” yaratılmaz ya da belli kişilere veya zümrelere özel avantajlar sağlanmaz. Önce bunları ihdas edip sonra da kimi haklar, sorunlar ya da toplumsal olaylar bunların kapsamına sokulmaz. Bu gibi durumların “ayrımcılık” olacağı ve eşitlik ilkesiyle, demokrasiyle, insan haklarıyla bağdaşmayacağı açıktır. Böylesine bir ayrımcılıklar önce toplumu sonra devleti böler.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi