Faruk Çakır

Faruk Çakır

Sıradaki mağdurlar

Sıradaki mağdurlar

Öyle garip bir ülkeyiz ki, önce ayağımıza kurşun sıkıyoruz sonra da “Ah ayağım vah ayağım” deyip ağlıyoruz. Önce, yanlış olduğu herkesçe bilinen garip kararlar alıyoruz, iş işten geçtikten sonra da o kararları düzeltmeye çalışıyoruz.
Meselâ bir savcı, sırf hazırladığı iddianamede dönemin ‘etkili’ komutanlarından birinin adını yazdı diye görevden alınıyor. Bu da yetmiyor, ‘işsiz’ kalmasını temin için serbestçe mesleğini yapması da yasaklanıyor. Karar alındığında duyan herkes itiraz ediyor, ama ‘yetkili’lerin vatandaşı dinleme diye bir derdi olmuyor. İnsanların cesaretleri kırılsın diye en ağır cezaları verenler, aradan geçen yılların sonunda acaba hiç vicdan azabı çekiyorlar mı?
Tahmin edileceği üzere dönemin Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’dan bahsediyoruz. 5 yıl önce görevden alınarak mağdur edilen Sarıkaya hakkındaki ‘yasak’ sona erdi ve geçenlerde yeniden görevine iade edildi. Elbette önemli ve doğru bir karar, ama yetmez. Çünkü onun gibi onlarca değil, yüzlerce, belki de milyonlarca mağdur var ülkemizde. Aslında yapılan askerî darbeler sebebiyle bütün bir Türkiye mağdur. 27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün ve 28 Şubat’ın mağdur ettiği kitleler var ve onların hakları da teslim edilmeli.
Sadece 28 Şubat 1997 sürecinde yapılan yanlışlar ve sebep olunan mağduriyetler bile milyonlarla ifade edilebilir. Ticarette, siyasette ve diğer konularda çok sayıda kişi, kurum ve kuruluş mağdur edildi. İnsanlar giyimleri sebebiyle bile suçlandı, dışlandı ve bazen de işsiz kaldı. O halde onların da mağduriyetleri sona ermeli, onlar da haklarına kavuşmalı.
Aynı şekilde başörtüsü yasağının sebep olduğu mağduriyetler de sona ermeli. Zaman zaman çıkan ‘af’lar bile bu mağduriyetleri sona erdirmeye yetmiyor. Çünkü aradan yıllar geçtikten sonra “Gel, aynı okulda oku, aynı işte çalış” demek de yetmiyor. Samimî bir özür ve belki de maddî tazminatlar ödenmeli.
Kimileri, “Geçmişin yaralarını kanatmaya gerek yok, önümüze bakalım” diyebilir. Doğru, önümüze bakalım, ama geçmişte yapılan yanlışlardan ve hatalardan da ders ve ibret alalım. İbret alalım ki, aynı hatalar tekrarlanmasın... Bu noktada en büyük dersi de Türkiye’yi idare edenler almalı.
Başörtüsü yasağının (kısmen devam eden yerler olmakla beraber) üniversitelerde sona ermiş olması, problemin de sona erdiğini göstermez. Çünkü problem sadece üniversitelerle sınırlı değil. En yanlış bilinen bir konu da bu. Sanki üniversite dışında başörtüsü yasağı yok ya da sadece üniversite öğrencileri başları örtülü olarak okumak istiyor. Başörtüsü yasağı her yerde sona ermeli. İlköğretimden başlamak üzere her kademede isteyen başını örterek okuluna ya da işine gidebilmeli. “Kamusal alan” anlayışı değişmeli ve başörtülü olmak yeni mağduriyetlere yol açmamalı.
“Orda dur, memurlar başlarını örtemez. Burada laiklik var” anlayışı, dünya gerçekleri karşısında tuz ve buz olmaya mahkûm bir anlayıştır. Hür Avrupa ülkelerinde başı örtülü memurlar, (meselâ, İsviçre’de) ilköğretim öğrencileri (meselâ, Almanya’da) olabiliyorsa; istemeleri ve arzu etmeleri halinde Türkiye’de de olmalı ve inşaallah olacak. Hür dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de isteyen herkes başını örterek okuluna, işine ya da ‘kamusal alan’a girebilecek. Aksi yönde atılacak olan her adım, her karar devlet ile milletin kaynaşmasını baltaladığı gibi Türkiye’ye de zarar verir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi