Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Prof. Dr. Şaban Şimşek - Habervaktim
2011-09-10

“Jeep’li teravih”…

Ve Allahaısmarladık
Müslümanların, her ne kadar, “klasik bir muhafazakar hayat tarzı sürdükleri ve (özellikle İslami gruplar temelinde) bunu kamu dahil, tüm alanlara yaymak istedikleri” düşünülse de (hatta bazı kesimlerce bundan korkulsa da!), aslında onların da dönüştükleri ve pek çok yönüyle çağdaş-laik diye tanımlanan yaşam tarzını benimsedikleri açıkça görülmektedir ülkemizde, son zamanlarda.

Globalleşen, dolayısıyla küçülen ve küçüldüğü için de insanlar, toplumlar ve devletler arasındaki etkileşimler kaçınılmaz olan günümüz dünyasında, Batı'nın laik kurumları ve sekûler anlayışı tüm Türkiye'yi etkisi altına alıyor, bu arada muhafazakar Müslümanları da kendine göre biçimlendiriyor…

Buradaki temel dinamiğin; örfü, adeti, alışkanlıkları, üretim yöntemleri, geçim kaynakları, teknolojinin getirdikleri ve sosyal ilişkiler açısından taban tabana zıtlık gösteren “köylü hayat ile kentli yaşam arasındaki farklılık” olduğu söylenebilir.

Müslümanlık yaşanacak, yükümlülükleri yerine getirilecek; mesela namaz kılınacak, oruç tutulacak, hacca-umreye gidilecek, tesettüre girilecektir ama bütün bunlar çağın gereklerine, kentli yaşamın akışına, rejimin getirdiği kurallara göre yapılacaktır!.. Oruç tutulacak ama iftar için mutlaka lüks bir restaurant seçilecek; hacca-umreye gidilecek ama konaklama illa ki beş yıldızlı bir otelde (açık büfeli tabii) olacak; tesettüre girilecek ama baş iyice sıkılacak ve vücudun tüm hatları, güzellikleri alabildiğine sergilenecek!..

Bütün bunlar, İslam'ın o sade ruhuna hiç uymasa da bugün artık kentli hayatın getirdiği mecburiyetler olarak görülüyor ve dolayısıyla normal kabul ediliyor! Hepsi, “zamane Müslüman”ın gözünde mubah! Dahası, dini aidiyetın kentli hayata yansı(tıl)dığı bir “üst kimlik” temasıyla şuur altına yerleşiyor. Kentli yaşamın üretim dinamiklerini yakalayan muhafazakarlar böylece, “hem İslam dairesinde, iffetlerini, namuslarını koruyarak dini vecibelerini yerine getirmiş hem de ötekinden hiç de aşağı kalmayan toplumsal bir statü kazanmış olduklarını” düşünüyorlar.

Müslüman kentlileşirken, İslami kuralların yorumu da epeyce değişiyor yani; içtihatlar genişliyor, dinin karinelerin anlamı dünyevileşiyor. Görüntüde, davranışlarda, hayat tarzında Müslüman ile Müslüman olmayan arasında pek bir fark kalmıyor...

Tabii bu arada İslam'ın özünden de uzaklaşmış olunuyor. Müslüman temel prensiplerde, hak hukuk anlayışında, iş ahlakında, sanatta, zarafette, hitabette, diğer insanlarla ve devletle olan ilişkilerinde, yani dinin mensubuna yüklediği tüm kutsal değerlerde zayıflıyor. Söylediği ile yaptığı, söz verdiği ile yerine getirdiği birbirini tutmuyor.

Sonuçta Müslüman, içiyle dışı bir olmayan “güvenilmez insan” durumuna düşüyor. Yazık ki, mesela bir alışverişte, eğer satıcı bir Alman ise “gözünü kapa al, hem fiyatta hem de kalitede bir yanlış olmaz” diyoruz ama yok eğer bizden birisi ise “Aman çürüğüne çarığına dikkat et, bu işte her türlü pislik olabilir, kazıklanma, fiyatının da en fazla yarısını ver” diye uyarıyoruz birbirimizi.

Diğer insanlar Müslümanlara, Müslümanlar da birbirlerine güvenmiyorlar. Güvenmedikleri için de ayrı düşüyorlar. İnanç kardeşliği, gönül birliği, kederde, tasada, sevinçte paylaşımcı olmak, birlikte iş yapmak duyguları her geçen gün zayıflıyor.

Güven duygusu ve ilişkiler zayıflayınca, küçücük şeyler anlaşmazlık konusu oluyor. Hoşgörü ortamı bozuluyor, mesela bir espriyle olayı tamir etme şansı da kayboluyor.

Sonuçta birikmeler oluyor ve çekişmeler, öfkeler, husumetler doğuyor. Zamanla “öz”den kopuluyor; hak, hukuk (kişisel ya da grupsal menfaatler adına) göz ardı ediliyor. Liyakata önem verilmiyor. kayırmacılıklar ortaya çıkıyor, menfaatler dünyası oluşuyor.

Etnik ya da mezhepsel anlamda nepotizm (etnik MilliyetÇİLİK ve cemaatÇİLİK) gelişiyor. İnsanlar “ öz değerlerini, maharetlerini, emeklerini ortaya koyarak” değil “birbirlerinin ayağını kaydırarak ya da sırtlarını güç odaklarına dayayarak” öne çıkmaya çalışıyorlar.

Yeni katma değerler üretmek yerine hazırda olanı ele geçirme düşünceleri hakim oluyor toplumda.

Ve neticede bir tarafta akıl almaz bir zenginlik, hoyratlık, sefahat diğer tarafta ise içler acısı bir açlık, yoksulluk, sefalet dünyası yaşanıyor.

Bu durumda, insanların birbirlerine sevgisi, saygısı, anlayışı kalmıyor tabii. Birlikte yaşama içgüdüsü, dayanışma duyguları, insanı insan yapan erdemler zayıflıyor. İnsanlar bireyselleşiyor, toplumda tefrikalar oluşuyor... Bütün bunlar, biraz da etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıklar zemininde kaşınınca, önce ülke içinde sonra ülkeler arasında anlaşmazlıklar ve onların neticesinde de savaşlar çıkıyor. Ve sonunda da içeride bildiğimiz sorunlar, dışarıda ise Somali'ler, Darfur'lar doğuyor. En acısı ise bu atmosferde, Müslümanın aç, sefil, tembel ve terörist, İslam'ın da insanları geri bırakan, gayrı medeni, savaşçı bir din olarak görülmesi.

…Bugün, kentli Müslüman kimliğini arıyor. Amaç “iyi bir Müslüman olup son demde, hesabı kolay verebilmek” mi yoksa “devletlü olup yüksek makamların gücünü kişisel-grupsal tatmin ve menfaatler için kullanmak ya da zengin olup teravih namazına JEEP'le gitmek, namaz çıkışında cemaati yararak ilerlemek” mi?

Kentli yaşamı kendimize, kendimizi kentli yaşama uydururken, Müslümanlığımızı muhafaza edebilmek gerçekten zor imtihan… Cumhuriyetin başlarında devlet sopası kullanılarak oluşturulmaya çalışılan bir “ulusal kimlik”ten dünya kent hayatının dayattığı “ucube bir Müslüman kimliğe” doğru savruluyoruz. Bunun farkında değiliz. Giysimizle, görüntümüzle, parfümümüzle, evimizle, arabamızla, davranışlarımızla, makamımızla, kısaca bütün gücümüzle ve cakamızla dışımızı parlatırken içimize dönmeye fırsat bulamıyoruz hiç. Ve sonuçta, giderek, modernitenin defolu çocuğu bir “Müslüman kimliksiz” kimliğe bürünüyoruz... Allah (cc) sonumuzu hayreylesin. Amin.

Evet değerli okuyucularım, bu makale ile birlikte, iki yılı aşkın bir süredir devam ettiğim bu köşedeki yazılarıma son vermek istiyorum. Bunun bazı genel ve yerel sebepleri var. Bir müddet sonra devam ede(bili)r miyim bilmiyorum. Atiyi bilen ancak Allah'tır (cc) şüphesiz... Hakkınızı helal edin. Benden yana helal olsun.

Biz bu elden gider olduk, kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua, kalanlara selam olsun.

 
 
 
2011-09-10 14:23:37
hürmet ler
hocam çok haklısın.malesef çoğu kapalı hanımlarımz.deve kuşu gibi sadece kafayı kapatıp.vücutları.ortada.

2011-09-10 13:25:39
Helal olsun...!
Hocam objektif ve değerli yorumlarınızdan mahrum kalmak bizleri üzdü ama, muhakkak ki geçerli sebepleriniz vardır. Allah razı olsun, yolunuz açık olsun, varsa da haklarımız helal olsun...

2011-09-10 10:58:23
Şaban Hocam'a hürmet ve muhabbetlerimle!
Hocam,senin bize hakkın geçti,asıl sen helal et!Yazmayı bırakmanıza üzüldüm,ama aynı zamanda durumunuzu anlıyorum da:"Aşağı tükürsen sakal,yukarısı bıyık!.." hikayesi.İçinden geldiği gibi doğruları yazsan,ya yayınlatamıyor;ya da siyaseti din edinmişlerin hışmına uğruyorsunuz... Selametle Hocam!...

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.