Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Bu üniversiteler var ya!..

Bu üniversiteler var ya!..

Bu üniversiteler sıfırı tüketmiş arkadaş… Baksanıza, YÖK’ün düzenlediği çalıştaylara… Sadra şifa bir teklif çıkmadı ortaya.


Geçen hafta YÖK, bütün üniversitelerden Araştırma Görevlileri, Yardımcı Doçent, Doçent ve Profesör temsilcilerini çalıştaya çağırdı. Çalıştaya katılanlar gerek kendi fikirlerini, gerekse arkadaşlarından aldıkları görüşleri, bu toplantılarda dile getirdi.

İtiraf etmek gerekiyor ki, çalıştayda bazı güzel fikirler dile getirilmedi değil… Fakat çalıştayların genel görüntüsüne hâkim olabilecek özgün teklif yok denecek kadar az idi.

YÖK üyeleri, bazı başlıkların tartışılmasını ama ısrarla bu başlıklara sıkışılıp kalınmamasını; üniversiteler konusunda düşünülmemiş şeylerin de dile getirilmesini istediler. Salondan “tık yok” desem yeridir.

Katılanların çoğunun teklifleri, kendi konumları ile ilgili idi. Bir kısmı da, değişiklikle ortaya çıkacak durumda, mevziini nasıl koruyacağına dair görüşler belirttiler.

Tartışılan konuların tamamına yakını, atama-yükselmelerle ilgiliydi. Üniversitelerin bütün problemi atamalar-yükselmeler mi yani?... Bunları halledersek, üniversite meselesi bitmiş mi olacak?...

Bilgi üretimini, bilginin, insanın kalitesini, toplumsal kaliteyi yükseltecek projeler nerede?... Bilgi üretme heyecanı yaratacak şartları hazırlamakla ilgili teklifler nerede?... Türk üniversitelerini, bilgi aktarmacılığından, nal toplamaktan kurtaracak ufuk açıcı görüşler yandı bitti kül mü oldu?...

Üniversitelerdeki problem, sadece üniversitelerde mi başlıyor?... Her yıl bir buçuk iki milyon gencin üniversite kapısına dayanması engellenmedikçe, üniversitelerin problemleri hiç bitmez. Meslekî alanda veya memuriyetlerde iş bulmayı lise mezuniyetiyle sınırlayacak zecrî tedbirler alınamazsa, gençler üniversite kapılarına dayanır ve bu sorun asla çözülemez.

Çalıştaylarda görüldü ki, kimse yaraya parmak basmıyor; gol atma gayreti göstermiyor; ortada top dolandırıyor….

***

YÖK, ilk tasarı çerçevesini gönderdiğinde, yapılan teklifleri görüp ümitsizliğe kapılmış ve üniversitelerin derini anlatmak için eski bir yönteme baş vurmayı planlamıştım: başta hasır yakmak.

Eskiden, büyüklere dert anlatmak için, müşteki başında hasır yakarmış. Hâmî, bu konuyu bir beytinde şöyle dile getirir:

Dergehinde ehl-i câhın sanma meş’aldir yanan

Dâda gelmiştir reâyâ başına yakmış hasır

Hâmî, makam sahibinin huzurunda yanan şeyim meş’ale olduğunu zannedilmemesini; yönetilenlerin, başlarına hasır yakıp adalet istemeye geldiklerini söylüyor.

Serde Klasik Türk Edebiyatçılığı var ya, hem eski bir geleneğe göndermede bulunmak, hem de tasarı konusundaki tepkimi göstermek üzere, bir basın toplantısı yapmayı ve bu basın toplantısında hasır şapka yakmayı planlamış bunu da basın mensubu arkadaşlarla paylaşmıştım. Arkadaşlar, matrak geçmek için, “Hocam, şapka yakarsan haber yapmayız… Kendini yak…” dediler. Ben de “Bu üniversiteler için kendini yakmaya değmez. Şapkaya razı olun” dedim.

YÖK, ilk tasarı teklifindeki pek çok tekliften vaz geçip daha derli toplu bir metin gönderdi daha sonra… Gönderdi ama gene ortaya çıkan tablonun menfî olduğu çalıştaylarda ortaya çıktı.

Artık üniversitelerin düzelmesinden ümidi kestim.

Sesimizi YÖK’e duyurmaya da gerek yok.

Artık, değil kendini yakmak, hasır şapka yakmaya ve hatta yazı yazmaya bile gerek yok üniversiteler için.

Değmez çünkü!...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi