Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

Ali Bayramoğlu... Hilal Kaplan; “Kürt Sorunu”,

Ali Bayramoğlu... Hilal Kaplan; “Kürt Sorunu”,

Peki, iyi güzel; insanların fikrine saygı duyulsun, sözleri dinlensin, dinlemekle de kalınmasın önemsensin, herkesin her yerde bulunmasına, olmadık toplantılara katılmasına, istediğiyle oturup kalkmasına, iş tutmasına, “özellikli” yerlerde “özellikli” fotoğraflar çektirmesine ve hatta bunları sosyal medyada milletle paylaşmasına anlayış gösterilsin de… Sonunda bunlardan hiç mi söz edilmesin, hiç mi dile getirilmesin, milletin hiç mi haberi olmasın bu olaylardan? Madem ortada kötü bir niyet yok, ayıp yok, kayıp yok; yani mubahtırlar, helâldırlar, güzeldirler… O zaman niçin gocunulur ki bunların haber yapılmasından, gündeme getirilmesinden?

Evet, normaldir insan yanılabilir, şüphesiz beşer şaşar. Hakikaten bir toplantıya yanlışlıkla katılabilir, aslında özümsemediği bir takım sözleri sarf edebilir ve hatta uygunsuz fotoğraflar da çektirebilir insan. Bunları bilerek de yapabilir, bilmeyerek de, hepsi mümkündür. Ama günler, aylar, yıllar geçtikten sonra da icabet edilen bu davetin, o davette söylenilen sözlerin ya da çektirilen fotoğrafların arkasında iseniz ve de bütün bunları “bu benim özgürlüğümdür” diye savunuyorsanız… O zaman bunu irdeleyenleri, haber yapanları, sosyal medyayla birlikte kendi haber sitesine taşıyanları da “Niçin bunları konu ediniyorsunuz” diye eleştiremezsiniz.

Sizin o davetlere katılma, orada fikirlerinizi açıklama ya da filan mekâna gidip fotoğraf çektirme ve daha sonra da bunu mezata çıkarma özgürlüğünüz varsa, başkalarının da sizler hakkında bir değerlendirme yapma özgürlüğü olduğunu peşine kabul etmek durumundasınız. Zira bahsedilenler artık özelinizden çıkmıştır.

Sopaya, silaha, şiddete başvurmadıkça, toplumumuzun ortak ahlaki değerleri babında belden aşağı vurmadıkça, harimi ismetine girmedikçe herkesin herkesi eleştirmeye hakkı vardır; her türlü haberi, yazılı, sözlü, görüntülü vermeye de. Bu bir gazeteci için bir hak olmaktan da öte, asli görevdir kanımca. Eğer istemiyorsak, korkuyorsak, sonradan utanacaksak altına imzamızı atamayacağımız işlerin içinde olmayacağız, böyle çamurlara batmayacağız. Battıysak da üstüne yatmayacak, “çamurumuzu döktün, bizi çıplak bıraktın” diye kimseyi suçlamayacağız. Bir rahatsızlığımız varsa çıkıp özür dileyecek ya da neyse açıklamamızı yapacak, takdiri de asıl hakem olan kamuoyuna bırakacağız; yiğitçe, eğer yiğitsek tabii.

“Bizi hedef gösteriyorsunuz” diyenlerin korkusunu anlamakta doğrusu güçlük çekiyorum. Evet, geçmişe bakınca yüreklerin titremesi çok da garip değil mutat insanlar için. Ama bahsi geçenler öyle değil ki, bu memlekette öldürmelerin kimin tekelinde olduğunu en iyi bilen, hatta bu derinlikli güçleri açığa çıkarmada en etkin rolü oynayan fikir aktivistleri onlar. Bu yönüyle onlara demokrasi adına teşekkür etmemiz gerekiyor.

Peki, o zaman bu korku niye? Ya da nasıl bir korku bu? Kanımca korkuları ölmek-öldürülmek-darp edilmek filan değil. Korkuları böylesine adi maddi kötülüklerden, ziyade halk nezdinde kaybedecekleri itibarları; yani nitelikli korku, manevi ziyan. Yoksa ben, bu memlekette, devlet tarafından kurulduğu artık ayan beyan belli olan Hizbullah müsveddeleri hariç hiçbir Müslümanın siyasi anlamda, yani ideolojik amaçla insan öldürdüğünü/öldürebileceğini düşünmüyorum/düşünemiyorum. Bunun için o Müslümanın önce içindeki Allah’ı (haşa) öldürmesi lazım gelir ki bu da o kişinin dinden çıkması demektir. Habervaktim sitesi ve yöneticilerinin bu konudaki hassasiyetinden hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın. Bugüne kadar ne kimseye bir fiske vurmuş ne de vurulmasına vesile olmuşlardır, bundan eminim.

Yani şimdi…
“KCK'nın sözde Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar ile PKK'nın Suriye'deki kolu PYD'nin Başkanı Salih Muslim Muhammed'un onur konuğu olarak hazır bulunduğu toplantıya, Türkiye'den BDP'liler ile Çandarların yanı sıra İsrail'den de katılım olmuş.” diye başlayan cümlelerin hedef gösterme ile ne ilgisi olabilir? Konuyu haber yapmaktan, okuyucularını bilgilendirmekten öte, nasıl böyle bir mana yüklenebilir bu cümlelere?

Evet, her haberin veriliş şekli, gündeme getiriliş zamanı, sıklığı vs. de önemlidir yaptığı etkide elbette. Türlü illüzyonlarla iyi bir şey kötü, kötü bir şey de iyiymiş gibi gösterilebilir. İstenilen şey neyse kolaylıkla belleklerimize işlenir, şuur altına yerleştirilebilir. Bu bir tıbbi gerçektir. Böylece haber yapmanın ötesine geçilmiş olunur. Ama burada böyle bir şey yok. Olduğunu var saysak bile olayın kahramanlarının hiç mi kabahati yok bu işte. Madem yaptıkları suç değil, ayıp değil, kötü değil neden bu kadar gocunuyor, gocundukça cevap veriyor ve cevap verdikçe de gündemde tutuyorlar ki bu olayları?

Doğru, Hilal Kaplan Hanımefendinin, Hocalı katliamının yıldönümünde Ermenilere tepki gösterenleri eleştirmiş olmasını haberleştiren Habervaktim'dir, Ermenistan'dan ödül alan nadir Türk Gazetecilerden olduğuna vurgu yapan da. Ama bunun neresi yanlış? Böyle bir haber, hele hele kahramanı, hem milliyet hem de dinsel anlamda tarihi düşman olarak algılanan bir ülkeden ödül alan başörtülü bir insan, simgesel anlamda bir dinin temsilcisi ise!..

Hem başörtüsü hem de Meryem Ana heykeli huzurunda keyifle çekilmiş fotoğrafta trans pozları; o eller, o duruş, o yüz ifadesi… Peki, buna ne diyelim? Hadi fantezi olsun diye çektirilmiş, o da olabilir. O zaman bu fotoğrafın Facebook’ta işi ne. Demek ki gündeme gelmek, görülmek, konuşulmak istenmiş bir şekilde. Sebebi nedir biliyorum; hevestir, keyiftir filan ama sonuçta istenilen elde edilmiş. O zaman yapılan eleştirilere bu hazımsızlık niye?

Kimi Facebook kullanıcıları, açıklamalarını “Yeni Şafak'ın kilisede mum yakan yazarı Hilal Kaplan: Zorunlu din dersi dinden soğutuyor” başlığı altında aktarsa ve tabii can sıkmış olsa da sindirilmek durumunda bütün bunlar; reklamın, toplumun gözü önünde olmanın, şöhretin bedeli bu çünkü.

Bunları hedef gösterilmek gibi algılamak, feryadı figan etmek, işi faili meçhulleri işaret etmelere kadar götürmek doğru değil. Türkiye’de artık bu devirlerin kapandığına, fikirler için, inançlar için, iktidarlar için vurmak-vurdurmak, ölmek-öldürmek gibi yöntemlerin geride kaldığına inanmak gerekiyor. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmenin, kötü emelleri olanları cesaretlendirmenin, milleti eski günlerdeki gibi o kötü şeylerin olabileceğine inandırmanın anlamı yok.

Artık bu mevzunun kapanması dileğiyle, özellikle Hilal Kaplan kardeşimize, merhum Azeri Şair Bahtiyar Vahapzâde’nin nefis bir şiirini sunuyorum.

Gençliğimde bilemezlik belasından,
Vallah ele bilerdim ki bu dünyayı bilirem men.
Onda hökm verirdim ki
Bu yanlıştır bu yamandır, bu doğrudur bu yalandır.
İndi çalar çalasında (Hayatın zikzaklı yollarında)
Men ehliyat mektebini bitirmişem (Hayat okulunu)
Zıdd kutuplar arasında serhed olan hududları itirmişem
Yahşıyla pis, Hakla nahak
Karayla ak arasında dayanmışem (Durmuşum)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi