Faruk Çakır

Faruk Çakır

Tedbir, yangını söndürür

Tedbir, yangını söndürür

Tarihî eserlerin yanması her yerde mümkün, ama İstanbul’daki kadar sıklıkla yaşanması biraz tuhaf. Bir çırpıda 5, hatta 10 küçüklü büyüklü tarihî eserin yandığını söyleyebiliriz. Çok yakın zamanda İstanbul Millî Eğitim Binası yanmış, yangından sonra yapılan açıklamalarda “Mutlaka tedbirler almalıyız” denilmişti.

Beşiktaş, Ortaköy sahilinde bulunan Galatasaray Üniversitesi’nin tarihî binası da Salı akşamı (22 Ocak 2013) çıkan yangında küle döndü. Yangının tarihî binaya verdiği zarar çok büyük. Tabiî mesele “bina”nın yanması değil, asıl bina içerisinde bulunan dosyalar, kitaplar ve sair eşyanın yanması.
Tartışmayı en baştan başlatmak lâzım. Açıklamalara bakılırsa az bulunan çok değerli eserler, kitaplar da yangında kül olmuş.
Eğer böyle ise hemen sormak icap eder: Bu eserler daha önceden dijital ortama aktarılmış mıydı? Elbette nadir eserlerin yanması çok üzücü, ama eğer bu eserlerdeki bilgiler dijital ortama aktarılıp muhafaza altına alınmamışsa iki defa üzücü.
Ahşap binaların yanmasının kolay olduğu belli. O halde bu binalar için çok daha özel tedbirler almak gerekmez mi? Böyle binalardaki yangınların ekseriyetle “elektrik kontağı”ndan çıktığı açıklanıyor. Bunun için de ayrıca tedbirler gerekmez mi? Yanmaz elektrik kablosu, yanmaz malzeme ve sair unsurlara gereği gibi dikkat ediliyor mu?
Kamuoyunda haklı bir şüphe de var. Daha önceki örneklerde görüldüğü gibi yangın sonucu kül olan binaların yerine ekseriyetle “turizm tesisi/otel” yapılıyor. Dolayısıyla böyle yangınlar akla hemen “Yoksa sabotaj mı var?” sorusunu getiriyor.
Bütün bu tartışmaların sona ermesi için bütün tedbirlerin en baştan ve eksiksiz olarak alınması gerekir. Beşiktaş, Ortaköy sahilinde bulunan Galatasaray Üniversitesi’nin tarihî binası yandı. Bu yangını konuşmak da gerekir, ama hiç vakit kaybetmeden başka yangınların olmaması için ne gibi tedbirlerin alınacağı ya da alındığının açıklanmasını bekleriz.
Çok acil bir şekilde bu konunun gündeme alınması ve “yangın öncesi tedbirler”in konuşulduğu bir toplantının yapılması icap eder. Yoksa “Sıradaki bina, eser hangisidir?” diye bekler dururuz.
Belki de daha önemlisi, tahrip olduktan sonra üzüldüğümüz bu ve benzeri tarihî eserlerin niçin şimdiki kullanıcılarının elinde olduğunu bir defa daha tahlil etmek lâzım. Milletin sahibi olduğu bu tarihî eserleri kullananlar gerçekten bu binaları kullanması gereken kişi ya da kurumlar mıdır? O tarihî eserler niçin onda da şunda değil? Tartışma ve tahliller bu noktadan başlatılırsa çok daha faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Galatasaray Üniversitesi’ndeki yangın haklı olarak Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Haluk Dursun’u da korkutmuş. Dursun, şöyle diyor: “Yangının ardından geceyi Topkapı Sarayı’nda geçirdim. Topkapı Sarayı’nı tekrar gözden geçirdim. Topkapı Sarayı yangına karşı gerekli donanıma bugün için sahip olur, yarın için olmaz. Çünkü teknoloji çok hızlı gelişiyor. Yangın önleyici teknolojileri süratle arttırmak ve önlem kat sayısını yükseltmek zorundayız. Çıkan her olayın bize ders olması lâzım. Kamuoyunun şöyle bir korkusu da var; ‘Bunlar yandıktan sonra turistik tesis haline dönüştürülecek mi?’ Çünkü bu Sait Halim Paşa Yalısı’nda ve Gaziosmanpaşa Yalısı’nda oldu. Ahmet Rasim Paşa Mektebi’nde bu gelenek devam ediyor. Ama her şey para üzerinde dönmüyor. İstanbul bir dünya mirası. Bu tür mirasları doğru olarak geleceğe taşıyacak şekilde kullanmakta fayda var.”
Evet, meselenin püf noktası burada. Her şeyi “para” olarak görür ve “Şurada ne güzel otel olur!” dersek yüzlerce otelimiz olur, ama “tarihî hafıza”mız olmaz.
Sanal âlemdeki bir “tweet”te şöyle denilmişti: 30 yılda bir Dubai kurulur, ama yeni bir İstanbul için 2000 yıl yetmeyebilir...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi