Faruk Çakır

Faruk Çakır

Yeni bakan, eski dertler

Yeni bakan, eski dertler

Eğitim konusu her zaman gündemde olan ve öyle de olması gereken bir mesele. İlk okuldan son okula kadar onlarca dert, yüzlerce çözüm bekleyen problem var. Eğitim konusunda bazı müsbet adımlar atılmakla birlikte temel anlayışın pek de değişmediği söylenebilir.
Tabii ki hadiseye sadece maddi gözlükle bakıp, “Okullar yenilendi, öğrencilere süt de dağıtılıyor. O halde eğitim sistemi düzeldi” diyenler olabilir. Bu tesbit kulağa hoş gelse de, eğitimdeki asıl sıkıntının daha temel meseleler olduğu hatırlamalı. Mesela, çocuklarımızın okullarda okuduğu kitapların muhtevası ve öğretmenlerin hadiseye bakış açıları değişmediği sürece işlerin düzeldiğini kabul edebelir miyiz? Aynı şekilde okullarımızda hâlâ ‘yanlış ve hatalı tarih’ bilgileri dayatılıyorsa sıkıntılar sona ermiş diyebilir miyiz?
Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen yöneticileri Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’yı ziyaret ederek, yeni görevinin hayırlı olmasını dilerken önemli bir rapor da sunmuş.
Yeni Milli Eğitim Bakanına sunulan raporda “Askeri okulların Milli Eğitim Bakanlığı’nca denetlenememesi, ‘karma eğitim’ dayatmasının ortadan kaldırılamamış olması, öğrencilerin ve kadın çalışanların inanç özgürlüğü hiçe sayılarak başı açık olmaya zorlanmaları, eğitim kurumlarında ibadet yeri eksikliği gibi konular” yer almış.
Eğitimin önemli bir meselesi de öğretmenlerin sayısıdır. Beyanlara göre 120 bin civarında öğretmen açığı varmış. Eğer bu tesbit doğru ise hiç bir şekilde “Eğitim sistem düzeldi” diyemeyiz. Türkiye’yi idare edenler ya çıkıp, “Hayır, bu kadar öğretmene ihtiyaç yok” demeli ya da ihtiyaç kadar öğretmenin tayini gecikmeten yapılmalı.
“Ekonomi, para, bul, hazine...” diyerek bu talebi ortadan kaldırmak mümkün değil. Hepimiz kabul etmeliyiz ki, tasarruf yapılması gereken en son kalem eğitim olabilir. Aksine tasarrufa eğitim başlayan bir anlayışla “Büyük Türkiye” olmak mümkün değil.
Tekrarlamakta fayda var: Öğretmen ihtiyacı noktasında gerçek rakamlar ortaya konulmalı ve bir gün dahi gecikmeden bu talepler karşılanmalı.
Gözden uzak tutulmaması gereken bir mesele de, eğitim camiasında görev alan öğretmenlerin her daim kendilerini yenileyebilecek altyapıyı oluşturmaktır. Eğitimdeki yenilikler, gelişmeler ve ilerlemeler mutlaka sınıflara giren öğretmenlere aktarılabilmeli. Bu “hizmet içi eğitim”le mi olur, başka bir yol mu bulunur, o ayrı konu.
Aslında ‘yeni’ bakana sunulan rapordaki talepler, eskiden de dile getirilen ihtiyaçlardır. Mesela, askeri liselerin MEB’ce denetlenmesi ve daha da önemlisi bu okullarda okutulan kitapların muhtevası... ‘Karma eğitim’in ısrarla sürdürülmesi... Öğrencilerin, öğretmenlerin ve hanım çalışanlarını mağdur eden başörtüsü yasağı...
Bu talepler ilk defa gündeme geliyor değil. Yıllardan beri gündemde olan, halledileceği güne kadar da gündemde olması gereken meseleler.
Başörtüsü yasağının sona ermesi şöyle ya da böyle gündeme gelmesine rağmen, ‘karma eğitim’ dayatması pek de gündeme gelemiyor. Sanki ‘karma eğitim’ asıl ve mecburi, kızlara ayrı erkeklere ayrı sınıflar ya da okullar açılması uygulanamaz gibi bir hava var. Mütedeyyin insanların bu meseleyi yeterince gündeme getirmemesi de ayrı bir handikap. Bu meseleleri bugün gündeme getirmeyeceğiz de ne zaman getireceğiz? Eğitimin sihhati ve verimlliği açısından kızlara ayrı erkeklere ayrı okullar niçin açılmasın, niçin talep edilmesin?
Uzmanlara kulak verilse böyle bir eğitimin daha faydalı olacağını söyleceklerdir. Nitekim dünyada bu sistemi uygulayanlar vardır.
Bir veli olarak ‘karma eğitim’e itiraz ediyor ve hakkımız olduğunu düşündüğüm talebi tekrarlıyorum: İsteyen öğrencilere “kızlar ayrı erkekler ayrı” sınıflarda ya da okullarda okuma imkânı sağlansın!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi