Faruk Çakır

Faruk Çakır

Üniversiteler ne durumda?

Üniversiteler ne durumda?

Darbeler döneminin uygulamaları dolayısıyla ‘yasakçılık’la anılan üniversiteler ciddî itibar kaybına uğradı. 12 Eylül 1980 darbesinin kurduğu YÖK sistemi de, kurulduğu günden bu yana eleştirildi. İktidarından muhalefetine yıllar süren eleştirilere rağmen YÖK sisteminin değiştirilmemiş olması da ayrı bir hadise...

Üniversitelerin itibar kaybını dile getiren çok şey söylendi, ama ‘hocaların hocası’ ünvanıyla anılan Prof. Dr. Orhan Okay’ın yaptığı tesbitler kadar dikkat çekici olanı pek azdır. 34 yıl Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde çalışan ve 1996 yılında Sakarya Üniversitesi’ndeyken emekli olan Prof. Dr. Okay, bir açıklamasında “Üniversitelerimiz maalesef bir tarafıyla birer fitne yuvası” demiş. (Gençlik Spor dergisi, sayı: 14, Şubat 2013)
82 yaşındaki Prof. Dr. Orhan Okay’ın hayatını ve tecrübelerini özetlediği tesbitlerinin bır kısmı şöyle:
*Orta halli bir ailede büyüdüm. İstanbul’un kenar semtlerinden birindeydik. Yoksulu bol olan mahallede biz orta hallinin de biraz üzerinde görünüyorduk.
*Annem ve babamın karşılarına beni alıp da nasihat ettikleri yoktu. Pek çok şey günlük hayatın içinde öğrenilirdi. Hatta bir şeyler öğrendiğimizin bile farkında değildik. Yalan söylememek, kederi sevinci paylaşmak, büyüklerin yanında konuşmakta, oturup kalkmakta dikkatli olmak, evin işlerinde olabildiği kadar yardımcı olmak gibi. Bütün bunların hepsi, farkında olalım olmayalım, şüphesiz üzerimizde iz bırakmıştır.
*Okuma aşkına erken kapıldım. Ama evde hazır bir kütüphane bulmadım. Ablam çocuk dergileri alırdı. Ben de okumaya okuldan evvel başladım. Lisede artık edebiyata karar vermiş olarak daha düzenli okumalara geçtim. Hiçbir zaman çok çalışkan bir öğrenci olmadım. İlkokulda sınıfın iyileri arasındaydım. Üniversitede dersler haricinde sosyal bir hayatım çok fazla olmadı.
*Dünyaya bir kere daha gelsem yine öğretmen olurdum. Bir şey öğrenmek, yeni bir bilgi edinmek bana daima büyük bir haz vermiştir. Öğretmenlik çok vefalı bir meslek. Sınıfta bıraktığınız bir öğrenci bile yıllar sonra minnet duygusuyla elinizi öpüyorsa bu meslek sevilmez mi?
*Fakülteye ve daha sonra Yüksek Öğretmen Okulu’na girerken hedefim sadece öğretmen olmaktı. Ama fakülte öğrenciliğimin son yıllarında hocalarımın da teşvikiyle üniversitede kalma hülyası kurmaya başlamıştım. Sonuç olarak bildiğiniz gibi hem kırk yıl Anadolu’da hocalık yapmış oldum hem de akademik çalışmalarım oldu.
*Doktoradan sonra Paris’e gittim. Benim Paris’te kaldığım 1960’lı yıllarda Türkiye çeşitli açılardan henüz bugünkü durumuna erişmiş değildi. Osmanlı’dan beri Avrupa’ya giden birçok aydınımız gibi ben de ister istemez sürekli mukayese yapma ihtiyacı hissediyordum. Paris benim için çok güzel bir müşahede ve tecrübe dünyası olmuştur.
*Artvin ve Diyarbakır’daki öğretmenliklerimle beraber tam kırk yıl Doğu Anadolu’da kaldım. İsteyerek ve ayrılmayı düşünmeksizin kaldım. Üniversitelerimiz maalesef bir tarafıyla birer fitne yuvası. Bizi ailece Erzurum’a bağlayan belki birçokları için şikâyet konusu olan coğrafyası ve iklimi ile bir de insanı olmuştur.
*Öğrencilerimin çoğunun gerek orta öğretim okullarındaki gerekse akademisyen olarak başarılarını işittikçe, şahit oldukça büyük bir memnuniyet duyuyorum. İşte hocalığın en büyük zevki burada. Dünyaya bir daha gelsem yine öğretmen olmak isterdim, diyorum.
*Şüphesiz her insan gibi benim de bir dünya görüşüm, ideolojim yahut idealim var. Ancak hiçbir zaman fikirlerimde taassup göstermedim. Kitaba ve okumaya hevesim ise hiç tükenmedi.
*Ders vermeye, yazmaya, araştırmaya ve üretmeye devam etmeye özeniyorum, ama yaşlandığımın, çalışma tempomun yavaşladığının da farkındayım. Yeni bir şey öğrenmek bana büyük bir haz veriyor.
*Eşim Mübeccel Hanım’la mutluluğumuzun mayası her halde işin daha başında iyi geçinmeye, birbirini anlamaya karar vermiş olmak. Ne kadar son derecede bir anlaşma mümkün olsa da her insan ayrı bir varlıktır. Bu da ayrı şahsiyet, ayrı alışkanlıklar, ayrı huylar demektir. Tam uyum mümkün değildir. Bunu peşin kabul ederseniz o zaman karşınızdakinin de kendiniz gibi farklı tarafları olabilecek bir insan olduğunu düşünürsünüz. Her iki taraf bu davranış tarzında olursa geçinilmeyecek bir şey yoktur.
*Aslında sıhhatim için fazla özel bir itina göstermedim. Kötü alışkanlıklarım yoktur. Yeme ve içmede itidal yani orta yol. Çalışmak için de olsa çok nadir özel durumlar dışında uykumu ihmal etmedim. Sabahları erken kalkarım. Yürümekten başka bir sporum da yoktur. Ama çok yürürüm. Yakın zamanlara kadar günde altı saat yürüdüğüm olurdu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi