Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

ABD Kendini Yeni 11 Eylüllere Gebe Bırakıyor!

ABD Kendini Yeni 11 Eylüllere Gebe Bırakıyor!

Evet, galiba ABD farkında değil (belki İsrail’in oyununun zora sokmasıyladır bilemem) ama Mısır'daki olaylarda takındığı tavırla, bir hermafrodit gibi kendi kendini yeni 11 Eylüllere gebe bırakıyor.

Mısır'daki, vicdanı olan her insanın yüreği sızlatan gelişmeler malum. Mısır milleti parasıyla satın aldığı ve kendisini düşmana karşı koruması için askerinin-polisinin beline koyduğu silah, emanetçileri tarafından çekilmiş ve kendine doğrultularak ateşe maruz bırakılmıştır.

Benim rutin haftalık yazılarımın arasına yeni bir yazı eklememin sebebi de bu: Adeviyye Meydanı'ndaki, sadece  seçtikleri Cumhurbaşkanının göreve iadesini isteyen demokrasi yanlısı halka karşı yapılan ve çok sayıda insanın katledildiği ilk saldırıdan sonra, dün gelen ikinci büyük saldırı. Gerçek sayıyı kimse bilmiyor ama yüzlerce can kaybı ve binlerce yaralı.

Olayı değerlendirirken çok geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor: İslam-Ilımlı İslam-Müslüman Kardeşler ve Mısır’ın Laikleri; geleneksel Hilal ve Haç mücadelesi; İsrail ve etrafındaki Müslüman(!) devletler; Petrol ve jeostrateji; İsrail ve ABD-AB’nin ilişkinliği ya da göbek bağı; Abdülhamid-Babiali Baskını-Çanakkale geçilmez-Mısır’ın işgali; ve Osmanlının yıkılışı ile İngilizlerle birlikte zamanın büyüklerinin Ortadoğu’ya reva gördükleri masa başında hazırlanmış siyasi haritalar vesaire… Bu makalede elbette bunlara girecek değiliz. Bahsetmemizin sebebi; olaya sadece, sanki “Patagonya’da erken kalkan bir general bozuntusu darbe yapmışmış gözüyle bakılmasının doğru olmayacağına” işaret etmek.

Yapana yani tetikçiye ne derseniz deyin: İster klasik benzetmeyle “Firavun’un dölleri” deyin, isterseniz de omzunda general rütbesi de olsa “köpek her yerde köpektir” benzetmesi yapın. Çok da muhatap almaya, hakaretamiz sözler sarf etmeye değecek şahsiyetler değil onlar; tükürürsünüz yeter; sadece geç kalmamak lazım. Çünkü bir tükürüğün ömrü kadardır ömürleri. Öyle bin yıl filan sürmez yani!...

Asıl mühim olan bu darbeyi yaptıranlar ve de onların yanında yer alanlar; açıkça arka çıkan ya da susarak destek verenler.  Sözde demokrat Avrupa Birliği ülkelerini ve olayın asıl “fail-i gizli”sini (faili meçhul değil! Asıl baba fail İsrail’dir çünkü) bir yana koyalım onun koruyucu meleği (“Büyük Şeytan” diyenler de var!) ABD’nin tutumu gerçekten çok kayda değer: ABD, kınamak ve karşı tavır almak bir yana bu aşağılık müdahaleye darbe bile diyemiyor ve dahası onu demokratik bir hareket olarak görüyor!?. Bunun en açık örneği Dışişleri Bakanı John Kerry’nin açıklaması: “Mısır’da ordu Demokrasi’yi yeniden inşa ediyor!” Artık bu durumda, bu Yanki’ye siz “Yuh” mu dersiniz yoksa “Allahın Keri zekalısı” mı dersiniz bilemem.

ABD bu darbede Sisi’nin yanında yer almakla (aslında birlikte tezgahlanan bir olay bu, şüphesiz) kurulduğundan bu yana dış politikadaki en büyük hatasını yapıyor kanımca. İnanın bu ABD’nin Afganistan batağına saplanmasından da daha büyük bir hata.

Zamanın Başkanı George W. Bush 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısından sonra “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demişti. Aradan geçen 12 yılda ABD’nin Ortadoğu ve Müslüman devletlerle ilişkisinde idari anlamda çok da bir değişiklik olmadı. Eski İsrail-ABD ortaklığıyla uygulanan derin politikalar belki biraz daha keskin ve grift olarak devam etti o kadar. Fark, bu zaman zarfında Müslümanlara şüpheyle bakılması, bireysel anlamda eziyetler edilmesi, hemen her alanda önlerine engeller çıkarılmasıyla sınırlı kaldı!.

Şimdi de benzer bir durum var. Ama öyle değil, bundan sonra da olmayacak; iş tersine dönecek. O zaman sadece Amerika’nın başkanı Bush (bizim Karadenizli lehçesiyle ‘Puş’) Müslümanlara yönelik olarak öyle söylemişti, şimdi ise aklı başında her Müslüman aynı şeyi Batı ve özellikle Amerika için söylüyor çünkü: “Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”.  

Çünkü Amerika’nın ve topyekün (birkaç istisna hariç) Batı’nın gerçek yüzü artık sırıtıklık derecesince meydanda. Görmemek için “gözü ve vicdanı kör” olmak gerekiyor.

Batı’nın derdi (en azından Müslüman ülkeler için) demokrasi filan değil. Amacı da bu değil. Batı, İslam dünyasından bir demokratik düzenin kurulmasını istemiyor. Biliyor ki insanlar artık uyandı; inançlarının farkına varmaya başladı ve demokrasiyi bu inanç temelleri üstüne inşa etmek istiyorlar.

Bu durum Batı’nın işine gelmiyor; hem dinsel anlamda hem de menfaatler dünyası anlamında. Çünkü o zaman Müslümanları demokratik olmamakla suçlayamayacak, kukla idarecilerle sürdürdüğü sömürge düzenini devam ettiremeyecekler.   

Bu son olaydaki tarihi hatası şuradadır ki bu insanların demokratik seçimlerle iktidara gelmelerinin önü kesilirse geriye kalan tek yol terörizm ve zorla iktidarı ele geçirmektir. İşte yazının başlığında ifade etmek istediğim tam da budur. Amerika ve batı Mısır’da Müslüman Kardeşlerin ve liderleri Muhammed Mursi’nin önünü kesmekle, bizzat kendi eliyle  demokrasi yolunu kapatmış ve yeni 11 Eylüllere kapı açmış oluyor. Başka geçilecek yol bırakmıyor bu insanlara çünkü. Ne kötü. Böyle bir şeyi hiç arzu etmeyiz ama şunu bilesiniz ki katilinizi kendiniz yaratıyorsanız, öldüğünüzde arkanızdan ağlayacak adam aramaya hakkınız da olmayacak. 

Darbeci General SİSİ’ye gelince…

Ben adını ilk defa duyduğumda bir zamanlar striptiz yıldızı olan daha sonra tüm rezil çıplak pozlarına rağmen milletvekili seçilen İtalyan Sisiolini’yi hatırlamıştım. Ona kısaca “Çiçi” ya da “Sisi” diyorlardı. Daha sonra ne oldu bilmiyorum; galiba ömrü uzun olmadı. Ya da vücut güzelliği geçince unutuldu gitti.

Gençlik yıllarımızda ister istemez gözümüze takılmıştı şuh pozları, o çekici lanet kadının! Ama o haliyle de olsa güzel bir tarafı vardı yani! Mesela delikanlıca çıkmış ve “ben bu pozlarımla milletvekilliğine adayım” demişti. İnkâr etmemişti gerçeğini ve ona oy verecek olan seçmeni aldatmamıştı. Kimseye bir kötülük ettiğini, başkasının inancıyla uğraştığını, mesela, öldürmek şöyle dursun bir Müslümanı ya da İslam dinini aşağıladığını filan duymadım. Yani tabir caiz olmasa da (paragrafın akışı öyle gerektiriyor!), orospuluk yaptıysa bile erkekçe yapmıştı!

Ama ya bu yeni Sisi...? Yüzündeki her mimikten ahmaklık akan, bön ifadesiyle türünün rakipsiz karizması olan bu alçak “Çiçi Örneği Mahluk” tam anlamıyla rezil bir puşt. Ağa babasına, “Karaköy’deki yüksek kaldırım” benzeri malum muamelesini sundu; halkını tanklarla ezdi geçti ve mukabil ücretini aldı.  Göstermelik Cumhurbaşkanının da üstünde Mısır’ın tek söz sahibi adamı oldu.

Ama tüm kalbimle inanıyor ve beynimin tüm hücreleriyle düşünerek şunu söylüyorum ki onun alacağı şey asla bununla sınırlı kalmayacak: Alacağı daha çok şey olacak. Kötü bir gelecek ve rezil bir ölüm onu bekliyor. Onun için heyhat ki bu son, büyük ihtimalle yine onun sahibinin elinden olacak.

Belki tek teselli duyabileceği şey, bütün bu sürecin fazla uzun olmayacağıdır. Bu cümleyi şu geçen elli yedi senelik ömrümde ilk defa kullanıyorum, ona kısmetmiş: Canın cehenneme Sisi.

Allah, Mısır’daki bütün direniş meydanlarında can veren şehitlere rahmet, yaralılara şifa versin. Tüm dünyada, Müslüman veya gayri Müslim, zulüm gören insanlara yardım, feraset ve dayanma gücü ihsan etsin. Unutmayalım Müslüman’ı da gayrimüslim’i de onun kullarıdır. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
11 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi