Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

Van Dosyası: “Senin için canımı veririm ama oyumu vermem!” (2)

Van Dosyası: “Senin için canımı veririm ama oyumu vermem!” (2)


Aslında bu makalelerin başlığı “Van Dosyası” değil “Doğu Dosyası” ya da “Kürt Dosyası” da olabilirdi. Zira Van şehri ve insanı özelinde aktardıklarımız malum meselenin bütününe dair genel özü anlatıyor. Bu tür gözlem ve sohbetleri Doğu ve Güneydoğu’nun herhangi bir noktasında yapmak mümkün.

Sohbet ettiğimiz kişi 70 yaşlarında bir Avukat: Benim insan olarak çok değer verdiğim, şahsen defalarca evlerine misafir olup yemek yediğim, çay içip sohbet ettiğim, eski bir sekreterimin babası. Halkada anne de var ama Türkçesi kıt; konuşmaya dahil olmasına yetmiyor. Ancak yıllar sonra gidip, hem de sıkışık bir zamanımda onları ziyaret etmemden duyduğu memnuniyet çok belli yüzünden. Hiç eksilmeyen tebessümü her şeyi anlatıyor; söze ne hacet?

Görüşmede kız kardeş de var. Bir üniversitede yönetici konumunda çalıştığını biliyordum. Durumunu soruyorum. O da maruz kaldığı kötü muameleleri, geçirdiği soruşturmaları, görevden alınmaları, mahkeme süreçlerini, kanunsuz uygulamaları anlatıyor. Gerçekten inanılır gibi değiller. Bir resmi kurum ve dahası bir üniversite yönetimi, akademik olgunluğu bir kenara bırakalım böyle kanun tanımaz, insanlıktan yoksun davranışlar içerisinde nasıl olur anlamak mümkün değil… Bu başka bir yazı konusudur. Belgeler elime geçerse de yazarım kısmet olursa.

Şimdilik şu kadarını söyleyelim: Hak haktır. Ve bu hak dediğimiz şey bana göre bu dünyadaki en yüce değerdir. Hak ister Türk, ister Kürt, ister beyaz ister siyah, ister dinli ister dinsiz ya da zengin, fakir fark etmez sahibi kiminse ona aittir. Burada insan olarak (isterseniz dini bir terminoloji kullanalım ve ‘kul olarak’ diyelim) bize düşen şey, konumumuz ne olursa olsun bunu gerçekleştirmeye yönelik bir anlayış ve fiilin içinde olmaktır.

Sohbette ayrıca eski bir asistanım da var... Baba’ya (avukat) soruyorum o da (bana göre) açık yüreklilikle cevap veriyor:

- Siz bir Kürt olarak devletten ne istiyorsunuz, mesela bu açılım denilen şeyden ne bekliyorsunuz?

- Anayasa’da “…vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” yazıyor. Biz de vatandaşlık bağıyla bağlıyız ama Kürt’üz!? Bunun değişmesi lazım... Mahalli idareler biraz bağımsız olsun. Yetkileri arttırılsın. Anayasal haklar verilsin... Hatip Dicle hâlâ içeride. Hâlbuki onun söyledikleri şimdi yasal güvencede… Anayasayı yapanlar içeride (12 Eylülcüleri kast ediyor ŞŞ) ama Anayasaları yürürlükte!? Garip değil mi?

- Adem-i merkeziyet mi?

- Evet. Yani öyle uzun boylu bir özerklik, bağımsızlık filan değil!

- Yanlış mı duydum, “bağımsızlık değil” dediniz galiba?

- Evet. Ne yapalım kapalı kalmış bir bağımsızlığı (O bölgenin bağımsızlıkla oluşacak siyasi coğrafyasını kast ediyor). Sevr’de Kürdistan kaydı vardı. Daha sonra bunlar kaale alınmadı. Buralara Kürdistan denmesi normal. Bu bağımsızlık istenildiği anlamına gelmiyor. (Bu konuda -genciyle yaşlısıyla- genel söylem: ‘Biz İstanbul’u, Antalya’yı, Mersin’i niye Türklere bırakalım!’ Yani şu ya da bu şekilde taban çoğunlukla ayrılmak istemiyor. ŞŞ). KCK tutukluları serbest bırakılsın. Bunların ne suçu var? Çoğu zaten devletin memuru. Herkesin bir yakını var içlerinde. Millet %95 barış istiyor. Bununla da bağdaşmıyor bu.

- Apo serbest kalsın istiyor musunuz? Bu bir ön şart mıdır sizin için?

- Koşulları düzelsin yeter. Görüşmelere o da katılmalı. Baş o çünkü (Bu sıradaki vücut dili ‘Niye taşıma suyla değirmen döndürülüyor ki’ diyor sanki. ŞŞ) Serbestlik meselesi çözüm sürecinin sonunda gündeme gelir.

- Apo sizin için lider mi?

- Yani bu meseleyi Türkiye’nin ve dünyanın gündemine getiren odur. Bunu kimse inkâr edemez. Bunu görmezlikten gelmemek lazım!

- Şehri çok canlı gördüm. Hep böyle mi? Saat 17-18 gibi idi gezdiğim Cumhuriyet caddesini…

- Hep böyle saat 21-22 ye kadar böyle. Alışveriş yerleri, lüks mağazalar, güzel yemek yerleri, ışıl ışıl caddeler, kaldırımlar, bahçeler. Van eskisinden çok güzel…

- İnsanlar orada ne yapıyorlar. Alışveriş mi?

- Yapan da var tabii ama başka gidecek yerleri yok. İnsan içine çıkmış oluyorlar. Vitrinlere bakıyorlar. Bir değişiklik oluyor onlar için.

- Hepsi Van’da oturan insanlar mı?

- Hayır, çevre illerden, ilçelerden gelenler de var; hem de yoğunluklu. Eskiden yoktu.

- Sizce neden yoktu?

- O zamanlar korkuyorlardı!

- Kimden? PKK’dan mı, devletten mi?

- Hepsinden. Bir şey oluyordu, kimden geldiği belli değildi. (Bu anda kız kardeş konuşmaya giriyor; ‘Bir de Hizbullah vardı!’ diyor.) Ama şimdi öyle değil. Bu barış süreci ortamı çok rahatlattı.

- Peki, şehirdeki bu paranın kaynağı ne?

- Valla köyü boşaltılanlara verilen tazminat çok etkili oldu. Belki trafiği yoğunlaştıran sebeplerdin başında da bu geliyor. Parayı kapan bir araba aldı. Bazısı onda yatıp kalkıyor. Ayrıca devlet kendi eliyle çok yatırım yaptı. Amele iş buldu çalıştı, ustalar kazandı, inşaatçı kazandı herkes ekmek kazandı, yedi. Barış süreciyle dışarıdan yatırımcılar da geldi. Ama çoğu bu bölgenin insanı; dışarıda iş adamı olanlar.

- Mesela şu beş yıldızlı oteller kimin?

- Bir tanesi Diyarbakırlı bir iş adamının.

- Toz parası filan değil di mi?

- Valla onu bilemeyiz ama 30 milyon dolar harcadığı söyleniyor.

- Yani şimdi “Bir kilo toz bir otopos” deyimi geçerli değil mi artık?

- Yok, değil!

- Neden?

- Çünkü devlet artık onlarla ortaklık yapmıyor!

- Hangi devlet?

- Devletin görevlileri; Asker, polis…

- …İzin verirsen konuyu biraz değiştireceğim. Benim açılımın başarılı olmasında da elzem bulduğum, kardeşlik hukuku ve ülke bütünlüğü için çok önemli gördüğüm bir mesele var. Kız alıp vermeler… Onlarda bir gerileme var mı? “Yani kızımızı verirsek sonra öbür tarafta kalır ya da bunlar katilleri destekleyen insanlar bunlara kız mız verilmez” filan diyen..?

- Hayır. Böyle bir şey yok.. Sorun yok yani; Kürt de veriyor Türk de veriyor. (Bunu başka sohbetlerde de teyit ettim. Gerçekten, bir ölçüde de olsa ülkemizin geleceğine dair endişelere ilaç olan, insanı rahatlatan bir durum bu. ŞŞ)

- Bu iş… Yani bu sorun çözülecek mi sizce?

- Valla çözülürse şimdi çözülür. Çözerse Ak Parti çözer, Erdoğan çözer. Yoksa kötü olur.

- Kötüden kasıt ne?

(Bu noktada eski asistanım araya giriyor: Kendisi Kürt hanımı Türk) Çok kan akar. Kan gövdeyi götürür. Ve yıllarca sürer. Ama çözülürse de MHP marjinal olur!
Haftaya, kısmet olursa, işin biraz siyasi boyutuna gireceğiz.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi