Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

1437: Öze Dönüş!

1437: Öze Dönüş!

1 Muharrem 1437 tarihini de idrak ettik. Her yeni hicri yılla birlikte hep mutluluğu ve saadeti yakalamak istedik. Özlemiyle yandık. Peygamberi esintileri, hicretin esintilerini intizar ettik. Ne söyleyeyim, bununla birlikte umduğumuz dağlara kar yağdı. Ya da beklediğimiz asude iklimi bir türlü yakalayamadık. Hatta kaybettiklerimizi bile arar hale geldik. Hava ve zaman gün be gün daha kasvetli hale geliyordu. Bunun nedeni nedir acaba? Ürdünlü yazar İhsan Fakih’in dediği gibi sıfırları toplamamızdan mıdır? Yani harçsız bir doku inşa ettik. Dokumuzun harcı İslam’dı onu ihmal ettik. Toplumun tuğlaları fertlerden oluşmaktadır. Fertlere kadar, temele inemezsek onların oluşturacağı toplumun dokusu sıfırları birbiriyle toplamak olacaktır. Olgun ve kamil ferdiniz ya da Kur’an tabiriyle salih insanınız yoksa temelleriniz çürük demektir. Sağlam fertlerden müteşekkil toplumunuz yoksa o zaman partiniz de pıtırtınız da hükümetiniz de olsa hatta devletiniz de olsa bir işe yaramaz, boştur. Sağlam ferdin gerisinde sağlam bir anlayış ve sağlam bir tezkiye bulunur. Bu tezkiyenin terkibi arasında sağlam imani ve İslami esaslar vardır. Bu olmayınca tadımız tuzumuz da çekildi. Son sıralarda çürümenin fark edilmesiyle birlikte fabrika ayarlarına dönülmesinden söz ediliyor! Heyhat! Biz buna aslımıza ve öze dönüş diyoruz. Elbette modernizmin menfi etkilerinden arınmayı kastediyoruz. Elbette Ali Şeriati gibiler ‘öze dönüş’ kalıbında veya başlığıyla bir takım eserler yazdılar. Biz onların anladığından da uzak ve beriyiz. Zira o ve benzeri isimler her türlü tortuya açık isimlerdir. Bugün geldiğimiz olumsuz noktada onların da  payı var.

Biz öze dönüş derken Medine İmamı, İmam Malik ve benzerlerini kastediyoruz. İmam Malik bu yolda bize pusula ve fener tutuyor. Öze nasıl döneceğimizi tarif ediyor. İmam Malik Hazretleri ‘Len Yesluhe ahiru  hazihi’l ümmmeti illa bima saluhe bihi evveluhu ‘ buyurmaktadır. Ümmetin sonunun salahı ve iyiliği önceki tarzıyla veya iyileşme şekliyle ve yöntemiyle kaim ve mümkündür. Fabrika ayarlarına dönmenin İmam Malik diliyle ifadesi budur. Elbette zamanın icap ve gereklerini de unutmadan, yerine getirerek! Beden ile çağı yakalamak, ruh ile köklere tutunmak ve ondan kopmamak. Bunu yine Mevlana’nın bir benzetmesiyle izah edebiliriz. Bir ayak İslam’a ve sabitelere asılı olarak kalacak diğeri de afakı yani asumanı; zamanı ve mekanı dolaşacak, turlayacaktır. Bu takdirde, Müslüman çürümeden dehri olmadan yani modernist olmadan kendini yenileyebilir. Modernizm dehriliğin yeni adı ve tarifi olmalıdır. Dehrilik, zamana tabi olmak ve onu imam kabul etmektir. Zamana bir şey daha doğrusu ruh katmadan onda tükenmek ve çarklarında erimektir.  

Yeni bir hicri dönüm noktasıyla birlikteyiz.  Zaman, mekan ve coğrafya bize bir misyon yüklüyor. Bugünkü şartlarda ve 1437 hicri yılında bize taayyün eden misyon nedir? Hicret kötülükten iyiye yüz çevirme ve dönme serüvenidir. Dar alandan geniş alana çıkmak ya da muvakkat veya daimi kötülük coğrafyasından iyilik coğrafyasına geçmektir. Bu maddi olabileceği gibi manevi yolculuk da olabilir. Hicretin dikey ve yatay anlamları var. Sorun coğrafyada değilse öyleyse coğrafyayı değiştirmeden bulunan mekanda hicret etmektir. Toplumu iyilikten kötülüğe çekip çevirmek ve fert olarak Allah’ın yasakladıklarından emirlerine dönmek ve iyiliğe hicret etmektir. Bu nedenle önce mikro halkaları ve temeli sağlamlaştıracak ve ardından toplumun tuğlalarını pekiştireceğiz. İşte ancak o zaman hayallerimizi sağlam temeller üzerine inşa edebiliriz.

***

Ferdi olarak ve toplu halde İslami değerlere sarılmadıkça iflah olamayız. Buna önem vermedik zakkum tarzı bir gençlik yetişti şimdi acı meyvelerini devşiriyoruz. Bu nedenle de birbirimize güvenemiyoruz. Fıtrat bozuldu. İnsanlar konuşmak yerine uzaktan birbirleriyle halleşiyorlar. Hayat indirgendi. Kadın erkek ilişkileri indirgendi insan mekan ilişkileri indirgendi ve manevi zenginliğimiz kayboldu. Bundan dolayı da mutlu değil, bedbahtız. Kendimizi değiştirmemiz de yetmiyor. Hem kendimizi değiştireceğiz hem de dünyayı. Dünya ile birlikte hareket etmek yok. Dünya veya kurulu düzenler bizi çürütüyor. Gittiğimiz yol, yol değil.  

İmam Malik ile başladığımız satırları Bediüzzaman ile noktalayalım:

Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî/bulaşıcı illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.

 Bunun dışındaki yollar İhsan Fakih’in ifadesiyle sıfırların toplamından ibarettir. Ehl-i gafletin aymazlığı yüzünden kendi kendimizi kandırdık, buhran ve taun içimize kadar sindi. Reçetesi taptaze ve duru imana ve İslam’ın esaslarına dönmektir. İmam Malik’in deyimiyle kaseti başa sarmaktır. İmam Rabbani’nin ifadesiyle yolların sonu başa dönmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Mustafa Özcan Arşivi