Mahir Kaynak

Mahir Kaynak

Nereye varacağız?

Nereye varacağız?

Ülkemizde giderek artan bir tedirginlik ve gerginlik yaşıyoruz. Demokratik düzeni ortadan kaldıracağı iddia edilen bir grup yargılanıyor ama süreç olağan bir yargılamada kamuoyunun sonucu beklemesine benzemiyor. Suçlu olduğu iddia edilenleri, yaptıkları ispatlansa bile, savunmaya hazır insanlar var. Herkes kutsal bir şeyi savunurken kurallara uymanın gerekmediği kanısında. Ergenekoncular ülkenin felakete gittiğini ve bu gidişi durdurmak için her yolun mubah olduğunu düşünüyor.

Gerçekte temeldeki bir yanlışlığın yansımalarını yaşıyoruz. Siyasetçiler doğruyu bulmak için tartışmıyor ama karşı tarafı itham ediyor. Onlara göre diğer taraf, bilerek ya da bilmeyerek, ülkeyi felakete sürüklüyor.

Oysa siyasi tartışmalar önce hedeflerin belirlenmesi sonra buraya varmak için hangi yolun izlenmesinin daha isabetli olacağı üzerine olmalı.

Siyasetçilerin gündeminde somut hedefler bulunmuyor. Dış politikada dünyada ve bölgede barışın sağlanması, ekonomide refahın artırılması gibi soyut hedeflerden söz ediliyor. Bir sorunla karşılaştığımızda kimin haklı olduğunu arıyoruz ve haklının yanında yer alacağımızı söylüyoruz. Böyle bir yaklaşım haklıyı bulmamızı da imkansız hale getiriyor. Çünkü her zaman bizim ya da yandaşlarımızın haklı olduğunu söylüyoruz.

Kim haklı sorusu yerine kim neyi niçin yapıyor sorularına cevap arasak gerçeği görür ve uygun politikalar belirleyebiliriz. Haklının kim olduğunu arayarak olayları kendimize uygun gelecek şekilde yorumluyor ve gerçeği hiçbir zaman göremiyoruz.

ABD’nin bölgemizde ne yapmak istediğini bilmediğimiz için Irak’ta başarısız olduğunu söylüyoruz. Kendimize göre bir hedef belirliyor ve bu gerçekleşmemişse ABD’yi başarısız ilan ediyoruz. Hamas’ın İsrail’e yönelik manasız roket saldırısını haklılığının bir sonucu sayıyor ama bu çatışmanın bölgedeki dengeleri etkilemek için yapılıp yapılmadığını sorgulamıyoruz.

Darbeleri ya da müdahaleleri demokrasi karşıtı bir eylem sayıyor ama bunun hangi siyasi amaca ulaşmak için yapıldığını, onu gerçekleştiren yapıların ne olduğunu araştırmıyoruz. Yani bir örgütlenmenin uluslararası boyutu var mı yok mu, varsa nasıl bir kadro ve metotlarla amaçlarına ulaşıyorlar sorusuna cevap aramıyoruz.

İlk işimiz siyasetin bir yarış olmadığını ve amacının karşısındakini yenmek olmadığını kabul etmemiz gerekir. Siyaset yoluyla somut hedef ve yolları tartışarak, doğru olanı bulmak ve buna ulaşmak için hangi kadroların daha uygun olacağına karar vermek gerekir. Yani, ABD’nin yaptığı gibi şartlar gerektiriyorsa, bir Obama seçmeliyiz.

Şöyle bir formülden söz edebiliriz: Türkiye bölgesel bir güç olmak yolunda ve zorundadır. Bu amaçla hem ideolojisini hem de ülkeyi yöneten kadroları bu amaca uygun olarak belirlemelidir. Bu belki de sevdiğimiz ve beğendiğimizden vazgeçmeyi, başkasını öne çıkarmayı gerektirebilir. Şampiyon bir güreşçiyseniz yüksek atlama yarışına kendiniz girmeyin, uygun olanı sokun. Bu iyi sporcular kadar iyi bir yöneticiye ihtiyaç gösterir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahir Kaynak Arşivi