Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

28 Şubat’tan geriye ne kaldı?

28 Şubat’tan geriye ne kaldı?

Her 28 Şubat’ta darbeciler biraz daha suçlanacak.
Toplumda darbeye ve darbecilere karşı giderek artan bir öfke var..
Nerede o anlı şanlı 28 Şubat paşaları? Çoğu gidip daha sonra batık bankalara danışman olmuşlardı..
28 Şubat’tan geriye ne kaldı, acı, kan, gözyaşı, andıçlar, fişlemeler, zulüm ve yolsuzluklardan başka!
Çevik Bir nerede? Özkasnak nerede? Nerede Doğu Silahçıoğulları, Komanlar.. Karadayı son kasedinde neyi, nasıl ve niçin yaptıklarını anlatıyor.. Tehditler, şantajlar.. Çiller, Demirel, Yılmaz..
Media, Mafia, sermaye, siyaset, bürokrasi, STK.. Ne arasan var..
28 Şubat’ın sene-i devriyesinde 28 Şubat’ın Sisi destekli şeyhi Kalkancı Captagonla yakalandı..
28 Şubat’ın sene-i devriyesinde Tuncay Güney konuştu yine.
28 Şubat’ın sene-i devriyesinde hâlâ Susurluğu konuşuyoruz..
28 Şubat’ın sene-i devriyesinde yine Kudüs’ü, Filistin’i konuşuyoruz..
BÇG ne oldu?
O fişler şimdi neredeler? Kokoreççilere kadar herkesi fişlediler, ama sonra gidip batık bankalara müşavir oldular. Herkesi fişlediler ama petrol kaçağını görmediler. Herkesi fişlediler ama kendi birliklerindeki vurgunu, kaçakları görmediler.. Yasama, yürütme, yargıyı baskı altına aldılar. Darbelerden hesap soran savcıları görevden aldırdılar.
Kendilerini eleştirenlere karşı her yolu denediler.. Akıllarınca dalga geçiyorlardı insanlarla. “Demokrasiye balans ayarı yaptıklarını” söylüyorlardı.. “Post modern bir darbe”den söz ediyorlardı. Faili meçhuller, şaibeli operasyonlar, daha neler neler.. Çoğu hâlâ sanık sandalyesine oturtulacakları günü bekliyor.. İrtica, terör hepsi yalandı.. Sıvas, Başbağlar.. Ne yaptılarsa yanlarına kâr kalmıştı. Yine aynı şey olacağını düşünüyorlardı. Çünki onlara göre “bin yıl sürecek bir süreçti” bu..
28 Şubat’tan hâlâ hesap sorulmadığına göre, süreç uykuda.. 2. Sovyet hâlâ, bir gün yeniden eski gücüne kavuşacağı günü bekliyor.. 28 Şubat dedikleri biraz Sovyetçilik, biraz faşizm, biraz militarizm, biraz Baasçılık.. İşte öyle bir şeydi.. Mafialaşan bir derin devlet olgusu ile karşı karşıyayız.. Cinayet şebekeleri olan bir kayıtdışı siyaset gücü. Kayıtdışı KİT’leri olan bir yapı..
Bir yandan andıçlarla insanlar korkutulurken, tasfiye edilmesi gereken kişiler irtica ile ilişkilendirilerek görevlerinden uzaklaştırılırken, öte yandan akredite medianın propoganda savaşı ile muhalifleri sindirmek için “topyekun savaş” manşetleri atılıyordu. Üniversitelerde, Yargıda, Bürokrasideki yandaşlar brifinglerle belli bir hedefe doğru sevk ediliyordu..
YÖK’ün üniversiteleri ne hale getirdiğini bilmeyen mi var? Meslek liseleri çökertildi. İmam Hatipler, Kur’an kursları kapatılma noktasına geldi. Rektörlerin, Dekanların üniversiteleri ne hale getirdiklerini bugün ortaya çıkan yolsuzluklarla daha iyi öğreniyoruz..
Toplumun inancı, tarihi, kültürü, kimliği, kıyafeti, insanların ideolojik, politik tercihleri, dinleri ve mezhebleri, felsefi ve vicdani kanaatleri her şey suç sayıldı..
Türkiye bir polis devleti, hukuku ayaklar altına alan bir Kanun devleti haline getirilmeye çalışılıyordu.. Militarist bir anlayışla bütün kurumlar faşizan bir baskı altına alınmaya çalışılıyordu..
Neyse ki, Ümraniye’de ele geçen birkaç el bombası ile yeni bir süreç başladı.. Ardından Şemdinli’de yaşananlar, “iyi çocuklar”, Dink olayı, Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar.. Ve arkası çorap söküğü gibi geldi.. 28 Şubatçılar bugün sessizler.. Ergenekon Terör Örgütü kapsamında gözaltına alınanlar, tutuklananlar, şimdilik, devleti kurtarmaktan vazgeçmiş gözüküyorlar. Kendilerini kurtarmak için GATA’ya sığınıyorlar..
28 Şubat, üniversitelerde, derneklerde, sendikalarda, meydanlarda bir kere daha anıldı. Genç siviller süreci yargıladılar. Yargılayanlar yargılandı. Tanıklar konuştu ve Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu “28 Şubat Vicdan Mahkemesi” kurdu..
Son Vicdan Mahkemesinde Mahkeme Başkanı başörtülü bir bayandı: Avukat Fatma Benli.. İddianameyi Avukat Cüneyt Toraman okudu.. Tanıklardan biri de, artık yaşamayan, sağlık karnesindeki resmi başı örtülü olduğu için Üniversite hastahanesine kabul edilmeyen ve orada hayatını kaybeden, Medine Bircan’dı.. Medine Bircan’ı üniversite öğrencileri canlandırdılar ve 28 Şubat’ın bir cinayeti de Bircan’ın şahsında vicdanlarda bir defa daha mahkûm edildi..
28 Şubat, faili meçhulleri, işkenceleri ile yıldönümünde bir defa daha anılıyor..
28 Şubat’ın hâlâ devam eden, bitmeyen davaları var bilmem biliyor musunuz?
Murat Yetkin 28 Şubat’ın 10. yılında Radikal’de yayınlanan dizi yazısında, “31 Ocak 1997’de Ankara’nın Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın düzenlediği Kudüs Gecesi’nde ‘dört dörtlük’ bir şeriat propagandası yapıldı. Türkiye’yi ayağa kaldıran geceden dört gün sonra asker Sincan’da meşhur ‘balans ayarı’nı yaptı” diyordu.. Şeriat propogandası dedikleri, Lübnan ve Filistin’deki İsrail’e karşı direnişi desteklemekti. Oysa her şey bir kurgudan ibaretti.. Kimse o gün o toplantının davetiyesindeki konuşmacının kim olduğuna bile bakmadı.. O gün, iki hafta önce küçük dilimden ameliyat olduğum için abse yapmış, sesim kısılmış ve o toplantıya katılamamıştım.. Program benim Kudüs’le ilgili konferansımdan ibaretti. Ben o gece katılamadığım için son anda Şirin tarafından organize edilmeye çalışıldı. Yoksa plan çok önceden yapılmıştı. “Kudüs Gecesi” bu işin bir bahanesi olacaktı. O gece olmasaydı, bir başka bahane bulunacaktı.. Ya da bir bahane üretmek zor değildi zaten.. Tutuklanması gereken bendim aslında.. Kader Şirin’i sanık sandalyesine oturttu.
Şimdi 28 Şubat’ın 12. yılındayız. Mevsim kıştı ve hava soğuktu..
Küçük bir sır, Susurluk, Ergenekonun derin yapı içindeki belli bir kanadına karşı operasyonu idi.. Bugün yaşananlar ise, Susurluk’ta tasfiye edildiği sanılan kanadın bir karşı atağı! Yılmaz ne kadar Ergenekona yakınsa, Refahyol öteki kanada o kadar yakındı.. Çevik Bir birilerini onun için kazığa geçirmekle tehdit ediyordu.. Dalan gelir ve konuşursa, 28 Şubat’ın gizli kalan yanları da ortaya çıkar belki. Ya da Çevik Bir konuşur mu aceba? Hani o konuşmazsa bile bakarsınız bir gün biri kasetleri servis eder. Hani o günlerde bazı konuşmaları servis edilmişti de..
Yine bir Şubat soğuğunda bunları konuşuyoruz..
Selâm ve dua ile..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Dilipak Arşivi