Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Bizde “Tabur İmamı” ve “Alay Müftüsü” geleneği

Bizde “Tabur İmamı” ve “Alay Müftüsü” geleneği

Yeniçeri Ocağı’ndan önce, Osmanlı askeri teşkilatını “Yaya” ve “Müsellem”den oluşan birlikler teşkil ediyordu.

Henüz “Devşirme” sistemi başlamadığı için, ordu yalnızca Türk ailelerin çocuklarından kurulmuştu. Her askere günde iki akça ücret ödeniyordu. (Tarihçi Neşri’nin bu kaydına göre bizde “profesyonel askerlik” geleneği çok eskilere dayanıyor).

Zaman savaş zamanı. Bol şehit veriliyor. Sadece Türk ailelerden asker alınması nüfusun genç ve dinamik bölümünü tırpanlıyor. Kuruluştan itibaren kafa patlatılan, ancak çözüm bulunamayan konu Murad Hüdavendigâr döneminde çözüme kavuşuyor: Buna göre, savaşlarda esir alınan Hıristiyan gençler eğitilip yetiştirildikten sonra, orduda görev alacaktır. Böylece “Yeniçeri Ocağı” doğuyor.

En yaygın rivayete göre, ocağın fikir babası, Karamanlı Molla Rüstem ile Çandarlı Halil, isim babası ise Hacı Bektaş Veli’dir. Gerçi Osmanlı kaynakları bu efsanevi izaha itibar etmiyor. Yeni ordu ile Hacı Bektaş Veli’nin ve Bektaşiliğin ilgisini doğrulamıyor. Zaten Yeniçeri Ocağı, Hacı Bektaş Veli’nin ölümünden (D.1210-Ö.1271) yaklaşık bir asır sonra (1361-62) kuruluyor.

Bununla birlikte, Orhan Gazi’nin, devlet ileri gelenlerinden bazılarını Hacı Bektaş Veli hazretlerine gönderip dua talep ettiğini, Veli’nin bu talebi kabul ile kendi giydiği elbiseden aba parçaları kesip armağan olarak Orhan Gazi’ye gönderdiğini, bu sebeple yeniçeri kıyafetinin Hacı Bektaş Veli kıyafetine benzediğini kaydetmek lâzım.

Yeniçeri Ocağı, XVII. Yüzyıl başlarına kadar Osmanlı Ordusu’nun en mükemmel yaya kuvveti idi. Bu tarihten sonra maalesef bozulmaya başladı. Çünkü siyasete bulaştı. Devleti yönetmeye kalkıştı. Bu uğurda talim-terbiyeyi bıraktı. Hızla savaş kabiliyetini yitirdi. Bu da ocağın sonu oldu. Nihayet Sultan II. Mahmud tarafından 1826’da ocağın varlığına dramatik bir şekilde son verildi.



Orta zamanlarda Yeniçeri Ortaları’nda (bölükler) ciddi hocalar görev yapardı. Hocalar yalnızca dini anlamda değil, dünyevi anlamda da yeniçeri ocağına mensup askerleri eğitir, yetiştirirdi. Her birini “İlâ-i Kelimetullah” hedefine kilitler, “İslâm’ı yüceltme” amacında bütünlerdi. O devirlerde her yeniçeri öncelikli hedefini belirlemiş sağlam bir Müslüman ve amaçları doğrultusunda ölümü göze almış sağlam bir askerdi. Bölük yahut tabur imamları savaşlarda askeri yüreklendirici konuşmalar yapar, müjdeleyici ayetlerle yürekleri zafere ayarlarlardı.

Orta (bölük) imamlarının başında ise “İmâm-ı Hazret-i Ağa”, “Ağa İmamı” veya “Ocak İmamı” denilen “Büyük İmam” vardı. O da bölük imamlarını zaman zaman bir araya getirip bilgilendirir, yeni bilgilerle donanmalarını sağlardı.

Bu makama, ocaktan yetişen, Orta Cami’deki müderristen ders alan, Ağa Kapısı Camii’nin beş müezzininden en yetkilisi tayin edilirdi. Ocak imamı bu camide namaz kıldırır ve seferlere yeniçeri ağasıyla beraber katılırdı. Yine onunla birlikte ayda bir defa sadrazamı ziyarete gider, bayramlarda da padişahın muayede merasiminde bulunurdu. Yani protokolde önemli bir yeri vardı.

Sonra Sultan III. Selim tarafından Nizâm-ı Cedîd Ordusu kuruldu.

Padişah, yeni kurulan orduda uygulanmak üzere “Levent Çiftliği Kanunnâmesi”ni yayınladı. Buna göre her bölüğe bir imam tayin ediliyor, askerlerden namazlarını cemaatle kılmaları ve “Birgivî Risâlesi” okumaları emrediliyordu.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra, yerine kurulan “Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye” adlı orduya ise şöyle bir eğitim öngörülmüştü.

“Her saf (tabur) için bir mektep açılacak, buralarda her gün Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihal dersleri verilecek, neferlerin (erlerin) beş vakit namazı cemaatle kılmaları için her safa birer imam tayin edilecektir.”

Böylece ordu içinde “Tabur İmamı” geleneği başlamış oldu. Tabur İmamı, terfi ettiğinde “Alay Müftüsü” unvanı alırdı. Alay müftülerinin protokoldeki yerleri “alay emini”nin altında, kolağasının üstünde idi. Bir de Tanzimat’tan sonra kaldırılan “Ordu Şeyhleri” var ki, normal zamanda askerin dini eğitim ve davranışını kontrol eder, savaş zamanında ise askerin moralini yükseltirlerdi.
Çanakkale savaşları sırasında 19. Tümen Komutanı olarak görev yapan Yarbay Mustafa Kemal, 18 Mayıs 1915 tarihli emrinde şöyle diyor: “Tabur imamları birinci hatta bulunacak ve erlerin manevi kuvvetini arttırarak nihayete kadar cesaretlendirip teşvik edeceklerdir.”

Çanakkale savaşları ile İstiklâl Savaşı’nda çok sayıda “Tabur İmamı” ve “Alay Müftüsü” şehit oldu.

Bu yapı bugün devam etmiyor. Ordumuzun bugünkü oluşumunda, “Tabur İmamı” ve “Alay Müftüsü” yok. Sadece kadroları duruyor (yanılmıyorsam), ama kadrolara atama yapılmıyor!

Oysa Atatürk, döneminde de varlıklarını sürdürmüşlerdi. Ayrıca Atatürk, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın teklifi üzerine, “Askerin Din Kitabı” (Yazarı, Ömer Nasuhi Bilmen) isimli bir kitabın ordu mensuplarına okutulmasına izin vermişti.

Neyse…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi