Serdar Arseven

Serdar Arseven

Egemen Bağış’ın sırtındaki yük

Egemen Bağış’ın sırtındaki yük

Dün Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’ndeydik...
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’la “iki saatlik” bir AB sohbeti.
Sayın Bağış’ın zorluğuna bak;
AB gibi “bugününün ve geleceğinin ne olduğu ne olacağı tahmin edilemeyen ucûbe birliğe” vatandaşı motive edecek...
Ne zaman gerçekleşeceği konusunda hiç kimsenin fikir sahibi olmadığı “tam üyelik” hedefine 70 milyonu angaje edecek...
Bununla kalsa iyi;
Bir de Avrupa kamuoyunu “Türkiye’yi hazmedebilir hale” getirmeye çalışacak...
Öyle bir yol ki, metrekareye en az yirmi mayın!..

Evet, buna “ihtiyaç” var.
Zira, kamuoyundaki “Avrupa Birliği” motivasyonu
iyiden iyiye düştü.
Bunda Avrupa Birliği’nden, bilhassa da Almanya ve Fransa’dan yükselen tahkir edici “imtiyazlı ortaklık” tekliflerinin, Türkiye’ye verilen sözlerin yerine getirilmemesinin, kamuoyundaki “bölünme” kaygılarının etkisi büyük.
Öte yandan;
Avrupa Birliği’ne “olmazsa olmazlık” atfeden liberallerimizin de motivasyon kaybına uğradığını görüyoruz...
Bu kesimin temsilcileri, AK Parti’nin “sivil anayasa” yapma şansının gittikçe azaldığını (Anayasa Mahkemesi’ne zamanında şekil vermek gibi), fırsatları ıskalayan hükümetin “treni” kaçırmak üzere olduğunu düşünüyor...
Sayın Bağış’la sohbetimizde gündeme geldi;
-“Askerler”in ikide bir kamuoyunun önüne çıkarak, tamamen Meclis’in tasarrufunda olan meseleler hakkında “buyurgan ifadeler” kullanmaları,
-Siyasi iktidar mensuplarının, birtakım “sıkıntılı” adımlarına meşruiyet kazandırmak için “Askerle mutabakatı” işaret etmeleri,
-Muhalefetin, olumlu-olumsuz bütün girişimleri engellemek için olağanüstü gayretler içine girmesi,
-Hükümetin, bürokratik oligarşiyi etkisiz hale getirmekte yetersiz kalması,
-Vesaire...
Türkiye’nin nefesini tüketen, ümidini azaltan manzaralar...
Avrupa Birliği sürecini, böylesine büyük sıkıntılar içindeki hükümet götürecek ve tabii 70 milyonu motive ederek götürecek.
Çok zor iş...
AZINLIK-ÇOĞUNLUK VE MOTİVASYON!..
Sayın Bağış, sohbet sırasında “Nazım Hikmet’e vatandaşlık iadesi” gibi “açılım”lara ve “Azınlıklarla kurulan sağlıklı diyaloglara” dikkat çekti.
Bunlarla övünmek iyi de...
Unutmamak lazım ki;
Nazım Hikmet’in dünya görüşünü paylaşmayanların yani “çoğunluğun” taleplerinin gündeme bile getirilemediği bir ülkede yaşıyoruz.
“Azınlığın” üzerine titreyen AB de, maalesef “çoğunluğun” hakkını “hak”tan saymıyor!..
Bitmez tükenmez AB yolculuğunun; “Nazım Hikmetlere”, “Artin”lere, “Mişon”lara, “Salomon”lara yaradığını ve yarayacağını, bizlere ise bir şey vaat etmediğini bilsek de...
“Sessiz çoğunluğu” motive etmeye çalışacağız!..
Ne zor bir iş!..
DİYETİSYEN!..
Sayın Bağış, Türkiye’nin yegâne seçeneği niteliğindeki bir “barış projesi” olarak ortaya koyduğu Avrupa Birliği’nde “darbeler” dahil birçok sıkıntımızı ortadan kaldıracak “reçeteler” bulunduğunu öne sürmekte.
Örneği şu ifadelerinde:
“Normal zamanlarda spor yapmayı, sağlıklı beslenmeyi düşünmeyiz. Ne zaman ki problemler çıkar, o zaman bir diyetisyene gideriz. Onun reçetesini uygulayarak daha sağlıklı oluruz. Bu diyetisyenin birtakım sağlık sorunlarının olması, reçetesinin kötü olduğunu göstermez. Diyetisyen de bazı sorunlar yaşayabilir ama o reçete denenmiş bir reçetedir, iyi gelir.”
Yani?..
“Avrupa Birliği’nde de bazı sıkıntılar olabilir. Ama, Türkiye 50 yıl evvel Başbakanını bir darbe sonucunda idam eden bir ülkeydi. Aynı dönemde İspanya da, albaylarının meclisini bastığı bir ülkeydi. Türkiye bu süreç içinde ciddi gelişmeler kaydetti ama kişi başına düşen gelirde, demokratikleşmede İspanya’nın daha fazla gelişme kaydettiğini görüyoruz. Demek ki AB’nin reçetesi doğru!..”

Örnek güzel de...
Diyetisyene de güven duymak gerek.
Ya, “Bilim değil de darbe peşinde koştukları” ortaya çıkan Ergenekoncu “profesörler” misali, “ideolojiyle-işi” birbirine karıştıran bir diyetisyenden bahsediyorsak?!..
Avrupa Birliği’ni Türkiye’nin sağlıklı, huzurlu bir hayat sürmesini isteyen bir diyetisyen olarak görmemizi engelleyen birçok sebep var...
Öte yandan, Avrupa Birliği’ni “sağlığımıza hizmet edecek bir diyetisyen” değilse de “denize düşenin sarıldığı yılan” olarak değerlendirenlere de dört başı mamur karşı çıkamıyoruz!..
Bütün bunların dışında, “İslam Medeniyeti”ne yönelmemiz de; AB, ABD ve İsrail politikalarını belirleyen küresel güç odaklarının “fevkalade sakıncalı” gördükleri bir vaziyet!..
Malûm, 28 Şubat’ın arkasında böyle bir yönelimi “sakıncalı” görenler vardı...
ABD, AB ve İsrail politikalarını belirleyen güç odakları “topyekûn” 28 Şubat’ın arkasındaydı!..
Bu güç odakları ile çatışacak değiliz ya...
“Reel politik” denilen bir şey var.
İyisi mi, Avrupa Birliği ve onun “reel” reçeteleri...

Sayın Bağış’a “AB desteğini arttırmayı” ve bu arada AB’deki Türkiye karşıtlığını azaltmayı hedefleyen çalışmalarında başarılar dileyelim...
İsteyen “dua” da edebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi