Abdulkadir Özkan

Abdulkadir Özkan

Umut çiçekleri açtırmak!..

Umut çiçekleri açtırmak!..

Bunca olumsuzluğa, karamsarlığa bizi kimler mahkum etti ya da ediyor? Toplumu bu karamsarlıktan kurtarmak, ülkenin her köşesinde umut çiçekleri açtırmak mümkün değil mi? Böylesine olumsuzluklarla boğuşmanın bir sebebi olmalı? Bunun da ötesinde toplum olarak yaşadıklarımızdan ne ölçüde sorumluyuz? Bu sorumluluktan kurtulmanın bir çaresi ve yolu yok mu? Aklıma daha pek çok soru geliyor... Sizleri sorulara boğmakta istemiyorum. Toplum olarak sürekli bize karanlığın resmini çektirdiklerine dikkat çekmek istiyorum... Toplum olarak sanki bizler de bu karanlığın resmini çekmeyi marifet biliyoruz. En azında kitleler nedense karanlığın içinde el yordamı ile bir şeyler aramaktan bıkmıyorlar. Toplum önderleri de karanlığı aydınlığa çevirmekten çok, daha da koyulaştırıyorlar. Sanki işlerine öyle geliyor. Kurt dumanlı havayı sever misali bir takım köşe başlarını tutmuş olanlar toplun üzerine çökmüş olan karanlığın dağılmasını istemiyorlar.

Nereden çıktı bunlar? Ne oluyor demeyin.

Günlerden beri toplum bir imzanın peşine takılıp kaldı. Sanki bu ülkede bir imzanın gerçek ya da sahte olup olmadığına medya ve toplum karar verecekmiş gibi tartışıp duruyoruz. İşin garip tarafı tartışmayı özellikle de uzatıyor gibiyiz. Sabahleyin gazetede Ferhat Koç ve Fikri Şeker ile sohbet ederken söz ister istemez gündemdeki konulara geldi... İçeride bir imza meselesi, dışarıda ise İran'da çatışmalar... Her iki konuda da daha önce ikişer yazı yazmıştım... Aynı konulara tekrar girmek, okuyucularıma sakız çiğnetmek istemiyordum. Ancak, ilginç olmak istiyorsanız daha önce hakkında çeşitli kereler yazılar yazdığınız konular etrafında yeni bir takım komplo teorileri üretebilir, bilgiçlik taslayabilirsiniz. Bunun için yeni bir belgeye ulaşmanıza da gerek yok... O zaman da siz de sürekli olarak karanlığın resmini çekmeye çalışanlar arasına girersiniz. Bunu yapmazsanız gündemin dışına düşersiniz. Gazetelerde köşe başlarını tutmuş olanlar genellikle tuzu kuru tipler olduğu için ülke ekonomisi, dar ve sabit gelirlilerin içine yuvarlandığı durum onları hiç ilgilendirmiyor. Kuruldukları köşelerinden sürekli olarak varsayımlara dayalı ve temelini 'olsa olsa'ların oluşturduğu adeta kurgu film senaryosu yazıyorlar. Günler haftalar boyunca aynı konu etrafında dönüp duruyor, araya bir takım teoriler sokuşturarak ilginç olmaya çalışıyorlar.

Peki bu durum topluma ne kazandırıyor?

Yani tamamen adli makamların görevi olan bir imzanın aslının araştırılması işi etrafında günlerden beri haberler üretilmesi hangi derdimize derman oluyor. Acaba toplumun haber alma özgürlüğüne mi hizmet ediliyor?

Diyelim ki günlerce bu imza meselesini tartışıp durduk son sözü kim söyleyecek? Adli makamlar değil mi? Adli makamlar söyleyecekse, onlarda kararlarını bir takım baskı ve telkinlere göre değil de vicdanlarının sesini dinleyerek vereceklerse kopartılan bunca gürültü neyin ifadesi oyluyor? Sanıyorum sorun burada ortaya çıkıyor. Çünkü, toplum olarak kurumlarımıza karşı güvenimizi yitirmişiz. Daha doğrusu kurumlar taraf olmuş vaziyette... Kurumların aldığı ya da verdiği kararlar toplumun bir kesimini memnun ve mutlu ederken diğer kesimi üzüyor, mutsuz ediyor. Hemen her konuda medya farklı konumlarda kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyor. Bu da sanıldığı kadar kolay olmadığı gibi, toplumun haber alma özgürlüğüne de hizmet etmiyor... İstendiği kadar böyle takdim edilmiş olsun.

Halbuki, "Karanlığın resmini çekmeye gerek yok. Umutlar çiçek gibidir, bir diğeri açar"...(*) Elbette bunu belirtirken içinde bulunduğumuz durumu bilmeye ihtiyaç olmadığını söylüyor değilim. İçinde bulunduğumuz durumu herkes biliyor. Bu ülkede yaşanan darbeler ve darbe girişimleri, cuntaların varlığını açıkça gösteriyor. Bu cuntalar hep var oldu... Toplumun tüm kesimlerin bu gerçeği bilmesine rağmen karanlık bulutlar dağıtılamadığı, ilgili kurumlar görevlerini yapmadıkları gibi karanlığı dağılmasına katkıda bulunacak adım ları atmadıkları ya da atamadıkları için üzerimizdeki koyu bulutlar varlığını koruyor... Bize de karanlığın resmini çekmek kalıyor. Karanlıkta istediğiniz kadar resim çekin resmin tamamını görmeniz mümkün olmuyor.

Dileğim o ki ülkemiz üzerindeki kara bulutlar bir an evvel dağılsın, etrafı umut çiçekleri sarsın... Her şeye rağmen toplumumuzun buna hakkı olduğuna inanıyorum.

(*) Ayhan Ömer Aliş

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdulkadir Özkan Arşivi