Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

"Açılım"da şöyle bir hamle...

"Açılım"da şöyle bir hamle...

Silahlar sussun, deniyor ya..."Açılım"ın başarısı için ilk yapılması gereken bu, deniyor ya...

Bundan, TSK'nın ve PKK'nın birlikte silahları susturması kastediliyor ya...

Ülkeye bunca yıl kan kaybettiren bu sancıyı dindirmenin yolu buradan da geçiyorsa böyle bir yola başvurulamaz mı?...

Burada şöyle bir problem var, önce onu konuşmalıyız.

"Silahlar bırakılsın" denirken, 25 yıllık düşük yoğunluklu savaşta aslında TSK ile PKK yenişemedi, PKK silahla yenilemedi öyleyse PKK varlığını ciddiye almak ve iki silahlı güç arasında bir tür ateşkes yapmak gerekiyor gibi bir zihni süreç işletiliyor.

Burada, özellikle eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın Birand'ın 32. Gün programında söylediği "Tüm orduyu göndersek Kandil'i bitiremeyiz" şeklindeki sözler de malzeme olarak kullanılıyor.

Bu söylem, özde, devletin ordusu ile bir terör örgütünü eşitleme fikrini barındırıyor.

O da, PKK'nın aslında bir terör örgütü değil, bağımsızlık mücadelesi veren bir gerilla örgütü olduğu kabulüne dayanıyor.

Böyle bir kabul, bazı kesimlerde zemin tutmuş olabilir. Medyanın bir kesimi, "Açılım olsun da nasıl olursa olsun..." hissiyatıyla böyle bir kabule prim vermiş olabilir.

Ama, eğer "silahlar sussun" söylemi, böyle bir zihni sürecin ürünü ise bunu hükümetin de, devletin de, TSK'nın da kabul etmesi söz konusu olamaz.

Kaldı ki, TSK'nın gücü ile PKK'nınki kıyaslanmak istense, bunu PKK liderlerinin bile kıyaslamak istemeyeceği açıktır. Büyükanıt'ın sözleri ancak bir Genelkurmay Başkanı'na asla yakışmayacak bir dil sürçmesi olarak kabul edilebilir.

Peki silahların susması için başka bir söylem gelişemez mi?

Ben, bir başka söylem biçimi olabileceğini düşünüyorum.

Şöyle ki:

Türk Silahlı Kuvvetleri veya devletin, dağdaki tüm insanların hak ile yeksan (yerle bir) edilmesi politikasını güttüğünü söylemek mümkün değildir.

Aksine, "dağdan inilmesi" isteniyor ve inenler için kolaylaştırıcı yollar açılıyor.

Bunlar yeterli veya değil, tartışılabilir ama devletin niyetinin daha çok terörist öldürmek olmadığı aksine mümkün olan sayıda gencin hayatını kurtarmak olduğu söylenebilir. En azından hükümetin açılım politikası ile böyle bir sonuca ulaşmak istediği açıktır.

Ne var ki, "Pişmanlık vs." gibi söylemlerin, dağdakilerin "onur"larına dokunduğu da ifade ediliyor. Haydi oldu olacak, dağdakilerin "onur"larını da zedelemeyelim.

Ne yapalım?

Hükümet ve Türk Silahlı Kuvvetleri, diyelim Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ, asla pazarlık-müzakere vs. ortamına girmeden şöyle bir açıklama yapsınlar:

"Herhangi bir saldırıya karşılık verme hali müstesna...

Operasyonları durduruyoruz.

PKK için yolun sonuna gelindiği muhakkak.

Bu bölgede Türkiye'ye karşı bir terör örgütünün bütün uluslararası lojistik imkanları sona ermek üzeredir.

Bir terör örgütünün Türkiye ile ilanihaye mücadele sürdürmesi imkanı yoktur.

Türkiye'den bir taş parçasının bile gasp edilmesini hiç kimse kabul etmeyecektir.

Evet, yol bitmiştir.

Her ne sebeple olursa olsun dağa çıkanların daha yıllarca can pazarında kalmasını istemiyoruz. Ordu bünyesinde olduğu gibi, dağda bulunanlar için de, bir tek gencimizin hayatını kaybetmesini istemiyoruz. Onun için operasyonları durduruyoruz.

Dağdakilerin bu süreci, hayata dönüş için değerlendirmesini istiyoruz.

Bir barış iklimi gelsin ülkemize.

Gençlerimizin ömürlerinden kaybedilenler, bu ülkenin kaybıdır.

Bir gencin dağlarda ölümü Türkiye'nin kaybıdır. Her genç ölümü derin acılar veriyor bu ülkeye...

Annelere daha fazla acı yaşatılmamasını diliyoruz.

Gelin, silahı bırakın ve hayata katılın.

Siz de kazanın, aileleriniz de kazansın, Türkiye de kazansın."

İşte böyle bir hamle...

Bu hamlenin ardından DTP'nin dağdakilere çağrısı gelsin.

Devletin böylece devreye soktuğu "Ölümlere son" tavrı ile, "Açılım" yeni bir boyut kazansın...

Bunun yanında hükümet, bir paket beklentisi oluşturmadan, sancılı alanları tedaviye yönelik adımlar atsın...

Son olarak şunu söylemek isterim:

Süreci sağlıklı yönetebilmek için, hükümete ve devlete daha proaktif hamleler yapma görevi düşüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Taşgetiren Arşivi