Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Kahire’de bir başka Türk rüzgârı

Kahire’de bir başka Türk rüzgârı

Mısır’daki izlenimlerim arasına “Selahaddin Eyyübi’nin” adı verilen Türk okulunu da sıkıştırdım. “Selahaddin Koleji” epeyce şehrin dışında, kalabalıktan ve gürültüden uzak bir noktada bulunuyor. Okula giderken çevrede görebildiğimiz bütün binaların eli yüzü çöl kumuyla kirliydi. “Neden temizlenmiyor?” diye sorduğumuzda şu cevabı verdiler:
“Çöl kumunu temizlemek zor oluyor. Burada iki gün, üç gün arayla çöl fırtınası olur. Kum bir anda binaları, yolları sarıp sarmalar. Hemen temizlemek mümkün değil, pek çok bina da temizlenmez.” Hakikaten binaların yüzde doksanı böyleydi.
Türk okulunu ziyaret ettiğimizde ise sanki Kahire’de değil de dünyanın en temiz kentlerinden birinde bir eğitim yuvasına gelmiştik. Daha okulun çevresinden başlayan titizlik, düzen, servis araçlarının bakım ve temizliği, okul içinde de kendisini gösteriyor ve “İşte okul da bu, insan da bu” dedirtiyordu.
Mısır’da ilk Türk okulu Kahire’de açılmış. Mısır ile Türkiye ilişkileri okul sayesinde iyileşmeden öte çeşitli gelişmelere sebep olmuş. Mısırlı yöneticiler Türk okulunun açılışından son derece mutlu olmuşlar. “Türkiye ile yıllardan beri atılan en önemli adımlardan biri” diyorlar. Okul açılışında 200 öğrencinin kayıt olması beklenirken, 600 öğrenci birden kayıt için müracaat etmiş ve 400 öğrenci, geri çevrilemediği için onlar da öğrenime başlamışlar. 600 öğrencinin 80’i Türk ailelerinin çocuklarıymış.
Okulun açılmasına Mısırlıların yanı sıra Kahire’de iş yapan Türk aileleri daha çok sevinmişler. Hatta Osmanlı’dan kalma ama artık Mısırlı olmuş bazı aileler de Türk okulunun açıldığını duyunca, büyük dedelerinin dili olan Türkçeyi öğrenmeleri için çocuklarının eğitiminde bu okulu seçmişler.
Türkçenin seçmeli ders olarak okutulduğu eğitim yuvasında, her gün İstiklal Marşı ve Mısır Marşı okunuyormuş. Türkçe seçmeli ders olmasına rağmen Türk ailelerinin çocuklarının yanı sıra Mısırlı öğrenciler de Türkçe ders almak için yine beklenenin üzerinde ilgi göstermişler. Hatta biz oradayken Türkçe olimpiyatlarına hazırlanan öğrenciler vardı.
Okulun içeriden ve dışarıdan görünüşü, eğitimdeki başarısı, “isteyince oluyor, yeter ki, insan istesin” mesajını çok net veriyordu. Aksine; “Ya evimden olursam, ya ailemi kaybedersem, ya çocuklarımdan ayrı düşersem, başkası neme lazım, benim de bir hayatım var” gibi mülahazalarla; bir hedefi ve gayesi olmayanlar, içlerinde hep öldürücü virüs taşıdıklarından başarılı olamıyor ve başarılı olanları da kıskanıyorlar.
İnsanı sinesine yerleştirememiş, inancı gönlüne oturtamamış, onu moda tabirle içselleştirememiş zayıf karakterli kimseler, ilim adına bir yönüyle disketleşmiş insanlardır. Bazı kitapları okurlar ve bir kısım fihristleri fişlerler; fakat ham malumatı kafalarına öyle doldururlar ki, bilgiyi marifete dönüştüremezler.
Bu açıdan da bunlar nazariyi ameli olanla derinleştirememiş, ilmi irfan ufkuna yükseltememiş, inancı tavırlarına mal edememiş, dahası kendisiyle yüzleşemeyen ve nefsini sorgulamayan disketleşmiş dimağlardır. Böylelerinden “iyilik, fazilet, marifet, başarı” yerine, “köstek gelir, ayrılık, gayrılık zuhur eder” ve her an kötülüğe hizmet ederler.
Yukarıdaki iki paragrafı niye not ettim. Şunun için: “İnsan görmediğinin ve bilmediğinin düşmanı” derler. Tanımadığının ve görmediğinin düşmanı olan bir zat; gitmediği, görmediği, konuşmadığı, bilmediği okul ve yöneticileri hakkında epey ileri geri konuştu ve homurdanarak okula gitti. Dönüşte kimse duymadan benden de bir ton özür diledi.
Oysa iyi Müslümanların gayesi şu olmalı değil mi? “Bütün insanlığın gönlüne nasıl gireriz, bağrımızı herkese nasıl açarız, sesimizi, soluğumuzu cihana nasıl duyururuz, Muhammedi ruhun varidatını ve mevhibelerini başkalarının sinelerine nasıl boşaltırız ve nasıl onları da bu yüce hakikatten haberdar kılarız.” Bu olmalı değil mi?
Selahaddin Eyyübi’nin kılıcındaki adaleti, Kahire’deki hizmet erleri; kaleme, kitaba, deftere ve insanların gönüllerine yazıyorlar. Kahire’de yaşayan vatandaşlarımızdan biri de okullar için şu ifadeyi kullandı: “Neredeyse aspirin için bile bu okula müracaat ediyoruz. Sadece bir okul değil, başımız sıkıştığında yardım isteyebildiğimiz bir kapı. Böylesine sıcak bir yuva.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi