Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Laikçilik, 'seyyar provokatörler'e kaldıysa!

Laikçilik, 'seyyar provokatörler'e kaldıysa!

Bir yandan Mehmet Ali Birand, bir yandan Abbas Güçlü, üniversitelerin içinden yayın yapmaya devam ediyor... Tam bir "psikolojik savaş" yürütüyorlar... Birkaç haftadır yaptıkları programın amacı, "başörtüsünün kaosa yol açtığını" ispatlamak!.. "Eğer önceden plânlanmıyor" ise, kendilerine "mikrofon" verilen öğrencilerin çoğu, "başörtüsü aleyhinde" konuşuyor... Bazıları, "başörtülü bir öğrenciye tahammül edemediğini" söyleyecek kadar "tahammülsüz" ve "nefret dolu" olduğunu gösteriyor ki, ekran başında bu programları izleyenler, "gerilim çıkaran taraf"ın kimler olduğunu gayet iyi görüyorlar... Bazıları da, "yalan" olduğu belgelenen "mini eteklilere kezzap" haberlerinden yola çıkarak; "Biz de başörtülülere saldırır, onların başörtülerini çıkartıp, başlarına kezzap dökeriz!" diyorlar ki, bu da "laikçi zorbalar"ın neler yapabileceğini göstermesi açısından, bir kenara not edilmeli.
İçİ BOŞ GAZYAĞI TENEKELERİ!
Ama ben, bu programları izlerken şunu düşünüyorum: Kendilerini bir "platform" veya "dernek" temsilcisi olarak tanıtan öğrenciler, "bu kadar çok" olduklarına, bunların "anne-baba"ları da olduğuna göre, bunların "her yerde egemen" olması lâzım değil mi?..
öyle ya;
"Salon hakimiyeti" onlarda!..
İşin içine "aile"lerini de eklerseniz, bunların "milyonlarca" olmaları lâzım!..
Zaten Birand ve Güçlü'nün program yaptığı "üniversite salonları" da, bunu düşündürtüyor insana!..
İnsanlar zannediyor ki;
"Bütün üniversiteler, örtü karşıtı!"
Bu "öğrenci"lere, bir de "aile"lerini eklerseniz, "Türkiye onlardan sorulur" gibi bir tablo çıkıyor ortaya!..
İyi, hoş da;
"üniversitelerde bu kadar çok" olan, "aile"leriyle birlikte "yekûn" teşkil eden bu "laikçi"ler, dün de yazdığım gibi niye bir türlü "iktidar" olamıyor?..
Biliyorsunuz;
1950'den bu yana, "solculuk"tan, "laikçilik"ten, "devrimcilik" ve "ilericilik"ten dem vuran kitleler, "halk"tan yüz bulup da, bir türlü "iktidar" olamadı!..
Bu da gösteriyor ki;
Bunlar, "içi boş gazyağı tenekesi"nden başka bir şey değildir!.. "Sesleri çok çıkıyor" ama, "iç"leri bomboş!.. "Kafa"ları tıntın!.. Zaten, içleri dolu olsa, bu kadar sesleri çıkmazdı!..
Evet, "ses"leri çıkıyor ama, "slogan"dan öte bir şey söyledikleri yok!..
"Türkiye laiktir, laik kalacak!"
Ya da;
"Biiizzz, Atatürkçü gençlik olaraaakkk!"
BİRAND DİYET Mİ öDüYOR?
Dedim ya; Birand ve Güçlü'nün "Türkiye'nin nabzı" dedikleri programları izleyenler, "Türkiye'nin başörtüsü karşıtı" olduğunu düşünür!..
öyle ya;
Bunlar "Türkiye'nin nabzı"nı yansıtıyorsa, bu nabız da "başörtüsü karşıtı" ise, sonuç ortadadır:
"Türkiye başörtüsünü istemiyor!"
Zaten Birand ve Güçlü'nün vermeye çalıştıkları "mesaj" ve çizmeye çalıştıkları "imaj" bu!..
Haftalardır bunun için çabalıyorlar!.. Millete ve milletin inançlarına karşı, tam bir "psikolojik savaş" yürütüyorlar!..
Ne garip değil mi;
"28 Şubat süreci"nde askerler tarafından "andıçlanan" ve "PKK sempatizanı" olmakla suçlanıp "işten atılan" Birand, şu anda "yasakçıların safında" kılıç sallıyor!..
Belki de, "diyet borcu"nu ödüyordur!..
TAŞIMA EYLEMCİLER!
Her neyse... Yeniden konuya dönelim...
Biraz önce dediğim gibi;
Birand ve Güçlü'nün program yaptığı salonlara bakanlar, "bütün Türkiye'nin Allah'ın emri olan başörtüsüne karşı çıktığını" zanneder!..
çünkü, "çok görünüyor"lar!..
Ama, öğrendim ki, "kazın ayağı" hiç de öyle değilmiş!..
Meğer, "taşıma eylemciler"miş onlar!..
Hangi üniversitede "program" varsa, önceden haber alıyorlar ve oraya gidiyorlarmış!.. Yani "Galatasaray"daki öğrenciler "Maltepe"ye, Maltepe'deki öğrenciler "Bilgi" üniversitesi’ne gidip; hem "örgüt"ünün propagandasını yapıyor, hem de "başörtüsü karşıtlarının çok olduğu" izlenimi vermeye çalışıyormuş!..
Ne yalan söyleyeyim;
Bu "seyyar provokatörler"in, sadece "salon"larla sınırlı olduğunu zannediyordum... Meğer bu "seyyar provokatörler" sadece "salon salon" değil, aynı zamanda "okul okul" da dolaşıyorlarmış!..
Dün ajanslardan geçen bir haberi aynen aktarıyor ve yorumunu sizlere bırakıyorum:
"üniversitelerde başörtüsü serbestisini getiren Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından İstanbul'da birçok üniversitede düzenlenen başörtüsü karşıtı eylemlerin aynı grup tarafından yapıldığı ortaya çıktı.
Grup üyelerinin açtığı pankartların da aynı olması dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayının ardından yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte tüm Türkiye'de olduğu gibi İstanbul'da da başörtüsü karşıtı eylemler arttı. Eylemlere katılan bazı öğrencilerin farklı tarihlerde farklı üniversitelerdeki eylemlere katıldığı belirlendi. İstanbul Teknik üniversitesi, Bilgi üniversitesi, Yıldız Teknik üniversitesi ve İstanbul Aydın üniversitesi'nde düzenlenen eylemlere aynı grubun katıldığı ve taşıdığı pankartların da aynı olması dikkat çekti."
Evet, haber böyle... Haberle ilgili birkaç ayrıntı daha:
Bunlar, "Türkiye Komünist Partisi üyesi" gençlermiş efendim!..
Sayıları "30" kadarmış!..
"Kampüs kampüs geziyorlar"mış!..
Kartel gazeteleri "kaos" manşetleri attı ya, bunlar da, "kendin pişir, kendin ye!" misali "kaos" çıkartıp, sonra da "işte kaos çıktı" dedirtmeye uğraşıyorlarmış!.. Herhalde, "derin"lerden talimat almışlardır!..
Atalarımız, "taşıma suyla değirmen dönmez" demiş ama; "komünist" gençler, "taşıma kalabalıklar"la eylem yapmaya çalışıyorlar!..
Hem de, "Atatürkçülük" maskesiyle!..
Hem de, "Laikçilik" maskesiyle!..
Yanarım, yanarım da;
"Laikçi"leri savunmak, hiçbir değer tanımayan "komünist"lere kalmış ya, ona yanarım!..
Onlar da, bir matah olsa bari!..
30 kişiyle, "seyyar provokatörlük" yapıyorlar!..
LAİKLİK KARIN DOYURUR MU?
Ancak, ne yapsalar nafile... Onlar, "taşıma provokatörler"le "saftorik" vatandaşları aldatmaya çalışadursun, millet safını çoktan belirlemiş durumda;
"Yüzde 80 özgürlükçü, yüzde 20 yasakçı!"
Böyle giderse, "yasakçı"lar, ilk seçimlerde "yüzde 20"ye bile ulaşamazlar!..
Ulaşamazlar, çünkü;
"Bekri Mustafa'nın Ayasofya'ya imam olması" ne kadar abes ise; "Laikliği" ve "Atatürkçülüğü" savunmanın da "Türkiye Komünist Partisi" üyesi gençlere kalması, o kadar abestir!..
Hele de, o gençler;
"Seyyar provokatör" ise!..
Biliyorsunuz, "22 Temmuz seçimleri"nden önce de "seyyar provokatörler" vardı ve meydan-meydan, miting-miting dolaşıp, "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye, bir yerlerini yırtarcasına bağırıyorlardı!..
Eee, sonuç ne oldu?..
"AK Parti, yüzde 47 ile tek başına iktidar!"
Demek oluyor ki;
"Laiklik karın doyurmuyor"muş!..
Hayır, bunu söyleyen ben değilim... Bunu söyleyen DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'den başkası değil!..
Efendim; Zeki Sezer, dün Bursa'da demiş ki;
“22 Temmuz’da tüm meydanlar yakamıza yapıştı, bir birliktelik yaşadık.
Ama seçimlerden sonra gördük ki solu iki kanattan yürütmek projemiz doğru. Bir araya geldik ama bir şey olmadı, AKP yüzde 47 oy aldı!.. Peki yüzde 47 oy almasında hiç mi hatamız günahımız yok?.. Bir araya da geldik, peki neyimiz eksik!.. Sadece laiklik diyerek oy alınamayacağını bilmemiz lazım. Laikliği savunurken inançlara saygıda hiç kusur edilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Başka şeyleri de konuşmak lazım.”
Zeki Sezer'in bu sözleri, "malûmu ilam etmek"ten başka bir şey değildir.
Doğrudur.. Hiçbir parti, "sadece laiklik" diyerek oy alamaz!..
CHP de alamaz, DSP de!..
Dolayısıyla, "iktidar" da olamazlar!..
ECEVİT NASIL GELDİ, NASIL GİTTİ?
Biliyorsunuz, DSP; ömr-ü hayatında bir defa iktidar oldu, onda da "inanca saygılı laiklik" dedikleri için!..
Hele hatırlayın;
Bülent Ecevit, eşi Rahşan Ecevit'in başına "örtü" bağlamış, öyle çıkarmıştı "seçim otobüsü"nün üstüne!.. Böyle "oy" istemişti vatandaştan!..
Vatandaş da, "Rahşan Hanım'ın başındaki örtünün hatırına" oy vermişti DSP'ye!.. İşin doğrusu, Ecevit, "Başbakanlık koltuğu"na oturmasını "Rahşan'ın başındaki örtü"ye borçludur!..
İşte gördünüz, ne zaman ki "başörtüsü"nden dolayı Merve Kavakçı'ya bağırıp; "Bu hanıma haddini bildirin!" diye höykürdü, "ilk seçimde aldığı oy" ortada:
"Yüzde 1"
Evet, "inanca saygılı laiklik" diyerek "iktidar" olan Ecevit, "inanca düşman laiklik" uygulamasına geçince, "anasının hörekesi"ni gördü!..
Bunu, Zeki Sezer de gayet iyi bilir... Ama sırf "laiklik" diyerek "türban serbestisi"ne karşı çıkması ve "yasakçı CHP"ye imza desteği vermesi, millet tarafından unutulmayacaktır!..
Millet, bu "dengesizliği" değerlendirecektir!..
"Komünistlerin laikçi kesilmesi"ni veya "Laikçi maskeli komünist"lerin "provokasyonu"nu da!..
"Laikçilik" yapmak, "seyyar provokatörler"e kaldıysa, bitmiştir bu iş!..
CHP'ye de, DSP'ye de geçmişler ola!..
Tabiî, Birand ve Güçlü'ye de!..
Onları, "Komünist"ler bile kurtaramaz!
-----
Gerçeğin sesi!
Milli Eğitim Bakanı sayın Hüseyin çelik’in önceki gün, “3 ayrı konuda” söylediği sözler, bana göre son derece önemlidir... Sayın çelik önceki gün Samsun’da demiş ki:
- “üAK’ın görevleri teker teker sayılmıştır. Bunlar arasında yasak koyma veya yasak kaldırma yoktur. üAK özellikle akademik işleyişle ilgilenmesi gereken bir kuruldur ve bu görevler kanunla verilmiştir.”
- “Bugünkü kanunlarımızda, Anayasa’da ve yasalarımızda üniversitelerde başörtüyü veya türbanı yasaklayan bir yasa maddesi mevcut değildir. Anayasa Mahkemesi’nin yapmış olduğu bir yoruma dayalı olarak bugüne kadar fiili ve keyfi bir yasak sürdürülmüştür.”
- “Ve unutmasınlar ki; üniversite öğretim üyeleri, sayın üAK üyeleri maaşlarını bile o üniversitelere sokmadıkları insanların vergilerinden alıyorlar. Bugün Ankara’da toplanmak için kendilerine ödenen yol paraları da milletin cebinden çıkmaktadır. Milletin bize sağladığı imkânları kullanarak, milletin bize sağladığı nimetlerden yararlanarak, millete karşı bir duruş sergilemek kimsenin hakkı değil. Hukuk devletinde böyle bir şey söz konusu olamaz.”
Bu ses, “benim, senin, onun sesi”dir... Bu ses, “herkesin sesi”dir!.. Bu ses, “milletin sesi”dir...
İşin özü ve özeti; bu ses, “gerçeğin sesi”dir!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi