Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Türkiye’de Güler Zere... Almanya’da John Demjanjuk!

Türkiye’de Güler Zere... Almanya’da John Demjanjuk!

Şimdi aktaracağım hikâyeyi çok iyi biliyorsunuz… Ama “Vakit ailesi”ne her gün yeni katılanlar olduğu için, tekrar aktarmak istiyorum… Tabiî, biraz da “tam yerine rast geldiği” için, bu hikâye ile başlamak istiyorum yazıma… Hikâye şu:
Hemen her hafta; hem “Cuma namazı”nı kılmak, hem de “pazardan alışveriş” yapmak üzere “köy”ünden kalkıp, at sırtında “kasaba”ya giden bir ağa; yol üzerindeki “meczup” görünümlü bir vatandaşın yalvarmalarına dayanamayıp, “atının arkasına” almış!..
Tenha bir yere geldiklerinde, bu pejmurde kılıklı adam, çıkarmış “hançer”ini, dayamış “ağa”nın boğazına!..
Uzatmayalım, nesi var, nesi yok almış…
Sonra, ağayı aşağı indirip, ata da el koymuş!..
Tam gidecekken, şöyle demiş ağa:
“Sana acıyıp, atıma aldım… Paralarımı aldığına yanmam… Üzerimdeki elbiseyi aldın, ona da acımam…
Atımı gasp ettin, ona da yanmam!..
Yanarım, yanarım da;
Senin gibiler yüzünden, yeryüzünden merhamet kalkar, ona yanarım!”
Ağa, sözünde yerden göğe kadar haklı… O günlerde “pejmurde kılıklı meczup”lar “soygun” yapıyormuş, bugün ise o işi “kravatlı eşkıya”lar yapıyor!..
Hem de, “çağdaş”(!) metodlarla!..
TEKERLEKLİ SANDALYEDEN, EYLEME!
Neyse, meselemiz “soygunlar” ve “kravatlı eşkıya” değil… Meselemiz; “acıma” ve “merhamet” duygusunun nasıl “istismar” edildiğini gözler önüne sermek…
Hikâyemizdeki “ağa”nın söyledikleri son derece anlamlı… Ne diyor ağa; “Yanarım, yanarım da senin gibiler yüzünden yeryüzünden merhamet kalkar!”
Öyle değil mi;
“Merhamet istismarcıları” yüzünden, “dilenci”lere kaçımız para veriyoruz?.. Onların “gerçek muhtaç” olup olmadıkları konusunda tereddüt etmiyor muyuz?..
Yine bu “merhamet istismarcıları” yüzünden, “yolda kalmışları” kaçımız arabalarımıza alıyoruz?.. Onların, “hırlı mı, hırsız mı” olduklarından emin olmadığımız için, çoğumuz korkmuyor muyuz?.. Öyle ya; arabamıza alırsak, ya şakağımıza “silah” dayayacak, ya da “bıçak” çekecek!..
Örnekler çok… Ama, sonuç aynı: “İstismarcılar yüzünden yeryüzünden merhamet de kalkıyor, insanların birbirine güveni de!..”
Sadece “kişi”lerin değil;
“Görev ve yetkilerini kötüye kullandıkları” için “kurum”lara da güven kalmadı!..
Buyurun, bir örnek verelim:
Bir kadın vardı, hani…
Adı, Güler Zere idi…
“3’ü asker, 10 kişinin öldürülmesi”nde rol almakla suçlanıyordu… Bir operasyon sırasında “dağda” ele geçirilmiş ve hapse atılmıştı.
Sonra, özellikle “kartel medyası”nın; “Güler Zere, ölümcül derecede kanser!.. Eğer affedilmezse hapiste ölecek!.. Yeni bir Kuddusi Okkır vak’asıyla karşı karşıyayız” şeklindeki “mahalle baskısı” ve Adlî Tıp’tan gelen, “hapiste yatması sakıncalıdır” raporu sonucu “merhamete gelen” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Güler Zere’yi affetti…
Hapisten tahliye edilen DHKP-C militanı Güler Zere’nin “tekerlekli sandalye” ile çıkarken yaptığı “zafer işareti”ni görmüşsünüzdür!..
Adeta, “Habur’daki PKK’lılar” gibi, “devleti dize getirdik” edalarındaydı!..
Ya sonra?..
Gerek kamuoyunun, gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün acıdığı ve “hapiste ölmesin” diyerek “merhamet” ettiği Güler Zere var ya; önceki günkü gazetelere şöyle haber olmuş;
“Güler Zere eylemde… Afla çıktı, eyleme katıldı!.. Güler Zere tekerlekli sandalyeyle eyleme katıldı!.. Zere de yürüdü!”
Ne yalan söyleyeyim;
Gazetelerdeki başlıkları okuyunca, hikâyedeki “ağa”nın sözleri geldi aklıma;
“Yanarım, yanarım da; senin gibiler yüzünden yeryüzünden merhamet kalkar, ona yanarım!”
Nasıl kalkmasın ki?..
Kadın, güya “ölümcül derecede kanser” idi, “her an hapiste ölebilir”di… Mutlaka ama mutlaka “tahliye” edilip, tedavisi dışarıda sürdürülmeliydi.
Ama o ne yaptı?..
Gitti, “eylem”e katıldı!..
Söyleyin Allah aşkına;
“Ölümcül derecede kanser” olan bir kadını “eylemde” gören insanlar, bu “merhamet istismarı”nın hesabını sormazlar mı?..
Demezler mi;
“Bu ne perhiz, bu ne turşu?”
Yanarım, yanarım da;
Güler Zere’ler yüzünden yeryüzünden “merhamet” kalkar da, “gerçek hastalar” hapisten tahliye edilmez!..
SEZER’İN AFFETTİĞİ TERÖRİSTLER
Açık söyleyeyim; Güler Zere’nin tahliyesi konusunda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “medyanın tuzağı”na düştü… Tıpkı, 10. Cumhurbaşkanı A.N. Sezer gibi!..
Malûm, Sezer de birçok “PKK teröristi”ni “sağlıkları bozulduğu” gerekçesiyle affetmiş, affedilen teröristler, daha sonra “çatışma”da ölmüşlerdi…
“Güler Zere eylemde” başlıklarını okuyunca, sordum kendi kendime: “Acaba Güler Zere de dağa çıkar ve çatışmalara katılır mı?”
Öyle ya; “Sezer’in affettiği teröristler” de dağa çıkmışlar, “Mehmetçik” ile çatışmışlardı!..
Hele hatırlayın o günleri…
Cemil Çiçek, Adalet Bakanı olduğu Ağustos 2005’te bir soru önergesine verdiği cevapta; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in son iki yılda 36 mahkûmu affettiğini, bunlardan 18’inin THKP/C, Türkiye Devrim Partisi, Dev-Sol, DHKP/C, PKK, TİKKO, TKP/ML-TİKKO ve TİKB gibi yasadışı terör örgüt üyesi olduğunu bildiriyordu… Göreve başladığından bu yana 225 mahkûm affeden Sezer’in aflarından yararlananların 140’ının terör örgütü mensubu olduğu öğrenildi…
Peki, “affedilen” bu terör örgütü mensupları daha sonra ne yaptılar?.. “Hastane”lere gidip “tedavi” mi oldular, yoksa “dağa” çıkıp “çatışma”lara mı katıldılar?..
Buyurun, “tablo”ya bir bakalım:
¥ Tunceli’nin Mazgirt ilçesinin Kızılcık köyü yakınlarında jandarma ile girdiği silahlı çatışmada ölü olarak ele geçirilen Orhan Gül isimli terörist, Sezer’in affettiği mahkûmlar arasında çıktı.
¥ Gaziantep’te toprağa verilen yasadışı sol örgüt üyesi Ökkeş Karaoğlu’nun Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in affettiği militanlardan olduğu belirlendi.
¥ Tunceli’de güvenlik güçleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada ölü ele geçirilen 17 teröristten Ökkeş Karaoğlu’nun ardından, Okan Ünsal ve eşi Berna Ünsal’ın da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in affıyla cezaevinden tahliye edildiği ortaya çıktı.
¥ Bugüne kadar Sezer’in hastalık gerekçesiyle affettiği teröristlerin büyük çoğunluğunun yeniden terör örgütüne katıldığı belirlendi. Bunlardan güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada ölenlerin sayısının ise 10’u bulduğu belirtiliyor.
¥ Tunceli’de ölü ele geçirilen DHKP-C’li teröristin ardından, örgütün sözde askerî kanat sorumlusu Cengizhan Pilav sağ olarak yakalandı. Pilav’ın 2002 yılında cezaevinde ölüm orucu eylemi sırasında Sezer tarafından affedilmesinin ortaya çıkması ise af konusunu yeniden gündeme getirdi.
Öyle sanıyorum ki;
Sadece “Sezer’in affettiği teröristler” değil, Abdullah Gül’ün affettiği Güler Zere de tartışma gündemine gelecektir!..
Çünkü, bugün “eylem”e katılan Güler Zere’nin, yarın dağa çıkmayacağının hiçbir garantisi yok!.. Tabiî, “dağa çıkıp da, çatışmada ölmeyeceğinin” de hiçbir garantisi yok!..
“Acıma”ya, “merhamet”e eyvallah!..
Ama, atalar sözünü de unutmayalım;
“Merhametten maraz doğar!”
JOHN DEMJANJUK’U BİLİR MİSİNİZ?
Hastaneden “tekerlekli sandalye” ile çıkarken “zafer” işareti yapan ve daha sonra “eylem”e katılan DHKP-C militanı Güler Zere ve “benzerleri” konusunda yeteri kadar bilgi verdiğimize göre; şimdi, bir başka “tekerlekli sandalyeli mahkûm”dan söz edebiliriz.
Bu mahkûmun adı John Demjanjuk.
Şu an, 89 yaşında!..
Yani, ölümün eşiğinde!..
Zira, güçlükle nefes alıyor!..
Demjanjuk hakkında biraz bilgi verelim;
John Demjanjuk 1943 yılında, şimdi Polonya'ya ait olan Sobibor'daki “toplama kampı”nda gardiyan olarak görev yaptığı sırada, binlerce Yahudi'nin öldürülmesine yardım etmekle suçlanıyor.
John Demjanjuk, bu yılın Mayıs ayında ABD tarafından Almanya'ya iade edilmişti. Zanlının iadesi, İsrail ve Almanya'da memnuniyetle karşılanmıştı. Asıl adı Ivan Nikolayeviç Demjanjuk olan Ukrayna doğumlu sanık 70'li yılların ortalarında ABD'de tutuklanmış ve Amerikan vatandaşlığından çıkarılarak İsrail'e gönderilmişti.
Toplama kamplarından sağ kurtulmayı başaran Yahudiler tarafından teşhis edilen Demjanjuk, İsrail'de yargılandığı mahkemede, 1988 yılının Nisan ayında, ölüm cezasına çarptırılmıştı...
Ancak üst mahkemenin, tanıkların ifadesini güvenilir bulmaması üzerine dava süreci durdurulmuş ve Demjanjuk yeniden ABD'ye dönmüştü.
Bu süre içinde tekrar “ABD vatandaşlığı”na geçen John Demjanjuk için, yıllar sonra yargı süreci bu defa da Almanya'da işlemeye başladı. Ludwigsburg kentindeki Nasyonal Sosyalizm Suçlarını Araştırma Merkezi'nin savcıları, toplama kamplarında gardiyanlık yaptığını yetkililerden gizlediği için Demjanjuk hakkında dava açarak tutuklama kararı çıkartmış ve Demjanjuk Almanya'ya iade edilmişti.
YAŞLI VE HASTA AMA!..
İşte bu John Demjanjuk, dün yeniden yargılanmaya başlandı… Duruşma Münih’teydi ve televizyonlar, duruşmayla ilgili haberleri şöyle sunuyordu:
“Sobibor'daki Nazi toplama kampında gardiyanlık yaparken binlerce Yahudi'nin ölümünden sorumlu tutulan 89 yaşındaki John Demjanjuk’un Münih'te yargılanmasına başlandı.
Demjanjuk’un tekerlekli sandalyeyle katıldığı duruşma, bir saatlik gecikmeyle başladı. Dünyanın pek çok ülkesinden gelen onlarca gazeteci ve kurban yakınları, uzun süre bu ana tanık olmak için bekledi.
Mahkeme salonu dışında uzun kuyruklar oluştu.
Tekerlekli sandalyede üzerinde battaniyeyle oturan ve güçlükle nefes aldığı dikkat çeken Demjanjuk, duruşma sırasında suskunluğunu bozmadı.
Davanın 2010 Mayıs'ında sonuçlanması bekleniyor.”
Hayır, “merhamet” hislerinizi kamçılamak istemiyorum… Adamın “89 yaşında” olduğundan, “tekerlekli sandalye”ye mahkûm olduğundan, “güçlükle nefes aldığı”ndan filan dem vurup, “yazık bu adama” demenizi istemiyorum.
Öyle ya;
Eden bulur!..
Madem ki insan öldürmüştür, cezasına da katlanmalıdır!..
Ama, şunu merak ediyorum;
Sadece “Yahudi”ler mi “insan”dır, sadece Yahudileri öldürenler mi “ceza” çekmelidir?..
Meselâ, bizim “Mehmetçik”lerimiz “insan” değil midir ki; Mehmetçikleri öldürenler “affa mahzar” oluyorlar?..
Şunu da merak ediyorum:
89 yaşında, “hasta ve yaşlı” John Demjanjuk’un arkasında “kartel medyası” gibi bir destekçisi yok mudur ki; “Af!.. Af!.. Af!” diye cayırtı koparmıyor?
Dahası; Almanya’da “Cumhurbaşkanı” ve “Adli Tıp” yok mudur ki, “nefes alma zorluğu” çeken bu adama “rapor” verilip de “tahliye” edilmesi sağlanmıyor?..
Demek oluyor ki;
Almanya’da “merhamet” yok…
Ya da, “Yahudi katili” olunca; “89 yaşında” da olsa, kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar!..
Ama, Türkiye’de!..
“Mehmetçik”leri öldür öldürebildiğin kadar!..
Nasıl olsa, bir “affeden” çıkar!..
“Merhamet” mi dediniz, o da ne?!?..
==========
Gel de güven!
Aşağıdaki yazıda “merhamet” duygusunun nasıl yok olduğundan söz ettim... Merhameti yok eden tek şey, “güvenin kaybolması”dır!.. Bir kere “güven” kayboldu mu; ne “saygı” kalır ortada, ne “sevgi” ve ne de “merhamet”ten eser!..
Söyleyin hele... “Hükümeti Devirme Plânı” ile ilgili soruşturma henüz bitmeden “kâğıt parçası” diyen, Poyrazköy’de yerden fışkıran Lav’lar ve diğer silahlar için “onlar boru” diyen Genelkurmay’a, hiç “güven” duyabilir misiniz?..
Ya Danıştay’a ne demeli... “Danıştay Cinayeti” dâvâsında bile önce “müdahil” olan ama cinayetin “Ergenekon işi” olduğu ortaya çıkınca “müdahillikten vazgeçen” Danıştay’a güvenebilir misiniz?..
Hele de o Danıştay; 2005 ve 2009’da “Sınav giriş ve katsayıyı belirleme yetkisi YÖK’tedir” deyip de, birkaç gün önce “YÖK’ün yetkisini gasp eden” bir karara imza atmışsa!..
Sorarım size,
Böyle bir Danıştay’ın verdiği karara “güven” duyabilir misiniz?..
Açık söyleyeyim; “güven” kayboldukça, “merhamet” de kaybolur, “saygı” da!.. Üstelik, saygı duyulmayan “kurum”lar da, günden güne yıpranır ve ağır yara alırlar!.. Bu kurumlar tekrar “saygıdeğer” olmak istiyorlarsa, bir an önce “ideolojik kıskaç”tan kurtulmalıdırlar!..



Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi