Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Nasıl bir kanun ki sahibine sınırsız yetki verir?

Nasıl bir kanun ki sahibine sınırsız yetki verir?

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nu ima etmek istiyorum.
Darbe sonu karmaşasında kafa karıştıran bir kanun.
Aslına bakarsanız eşitlik ilkesi ile taban tabana zıt.
2461 sayılı HSYK kanununun görevleri arasında Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçmek var.
4. maddenin birinci bendi şöyle der:
“Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçmek”.
HSYK bu kadar kapalı bir görevi üstlenince sormak zorunda kalıyoruz.
Nasıl seçer?
Öyle ya, birinci sınıf olup da seçilmeye hak kazanan yüzlerce aday vardır. Bunların arasından 33 kişiyi HSYK nasıl seçecek?
Yani kur’a ile mi?
Sınav usulü ile mi?
Kıdem ve de liyakat durumuna göre mi?
Maalesef hiçbirisi değil...
Hangi dal vardır ki orada uzmanlık belirlenirken yarışma yapılmaz, veya üstün liyakat ile kıdem durumu nazar-ı itibara alınmaz?
Asistan mı olacak, doktor mu olacak mutlaka bir sınavdan geçmesi gerekir.
Dışişleri’nde görev mi alacak, yükselecek mi mutlaka sınav aranır.
Yarışma ve de liyakat işin içerisinde yoksa o zaman ilk akla gelen ideolojik karolaşmadır.
‘Yaparım, olur’ mantığı.
Bu mantığın götürüleri çok vahim.
Kadrolaşanlar şunu düşünürler:
Yarın emekli olup da dışarıda bir iş çevirmek istediğimizde kadromuz hazır. Eline makam verilen kişiden istek kolayına geri tepmez.
İşte kimileri telefon dinleme olayını salt kişilik hakları doğrultusunda değerlendirirken, kimileri de kurdukları ideolojik kadrolaşmalardaki foyaları açığa çıkmasın diye karşı çıkarlar.
Nitekim NEŞTER adı verilen operasyonlarda dinlenen karşı telefonlardaki takıntılar bu savımızı doğrular mahiyettedir...
Değilse, nasıl ki KPSS imtihanında başarı kazanamayan devlet memuru olamıyor, HSYK’nın belirleyeceği ilkeler doğrultusunda başarı göstermeyenler de neden üye olsun?
Görüyoruz ki kurumların yıpratılma olayı dışarıdan ziyade içeriden oluyor.
Adamın adamı hikayesi...
Veya hak gaspı ile.
İçerisi insan hakları doğrultusunda şeffaflaşmadığı sürece önümüze koyacakları bühtanın adı “kurum yıpratma” suçlaması olacaktır.
Oysa en büyük yıpratıcılar kendileri...
Şu sıralarda Yargıtay’a 33 üye seçilecek.
Soruyorum, bu seçim işinin yasal ilkesi nedir?
Diyebilirler ki en az dört üyenin takdiri.
O takdir nasıl takdir ki ne ölçüsü var ne tartısı...
Ölçü; benim seçtiğim, beğendiğim, bildiğim...
O halde, ülkenin bürokrat despotizminden kurtulup halkın iradesine dayalı bir sisteme kavuşması için ilk önce kurumların demokratikleşmesinden işe başlamak lazım. Bu değişime reform mu dersiniz, yoksa zihniyet evrenselleşmesi mi dersin, ne derseniz deyin, ama mutlaka gerekli...
Şu haliyle her kurum bir kozmik odadır.
Odaların başında saklıları ile sonsuz yetkiler taşıyan amirleri var.
Fil dişi kaleler...
Ve de demirden kapılar...
İşte o kapılar...
Sahibine sonsuz değil de, sorumlu ve de hukuka uygun yetkiler vermeye başladığında göreceğiz ki milletin solan çehresine taze kan gelecek...
Aranan kanın tazesidir, kirlisi değil.
O bakımdan, HSYK en azından bu son seçiminde oturup hukuka uygun bir ilke kararı ile üyelerini belirlemesi halinde tarihi bir misyonun altına imza atmış olacağı gibi, yüzlerce birinci sınıf hakim ve savcının hakkını korumuş olacaktır.
Bir ilke imza atar mı bilemem ama, bu bir tarihi görevdir, sabırla bekleyeceğiz ve de sonucu göreceğiz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi