Danıştay'ın suyu bulanmış

Danıştay'ın suyu bulanmış

Danıştay yine İstanbul Barosu'nun talebini kabul etti ve imtihana sayılı günler kala üniversite adaylarını belirsizliğin kucağına attı.
Bu karar şunu gösteriyor: Danıştay kuzuyu yemeyi kafaya koymuş, her halükarda su bulanıyor. Danıştay'ın kararıyla ilgili pek çok hukuki ve mantıki eleştiri yapılabilir. Ama görünen o ki, en sağlam hukuki gerekçelerin ve en doğru mantık yürütmelerinin tıkandığı bir yer var. Bunu, umutsuzluk aşılamak adına söylemiyorum. Tam tersine hukukun üstünlüğüne inananların, 'yargıçlar hükümeti'ne taraf olanlar kadar mücadeleci ve ısrarlı olmaları için yazıyorum. Onların kararlılığı bizim irademize fer vermeli.

Danıştay, icra organlarını hukuk açısından denetlemekle görevli. Denetleme kıstası ise kanunlar ve oradan aldığı yetki. Ötesine geçtiğinde bizzat kendisi hukuku çiğniyor. Eğitim politikalarıyla ilgili uygulama vazetmeye yetkisi de yeterliliği de yok. Kanuna uygunlukla sınırlı salahiyetini 'yerindelik' teftişine dönüştürüyor. Yetkili olmadığını söylemekten dilimizde tüy bitti; peki donanımı buna müsait mi? HAYIR. Öyleyse hem boyunu hem yetkisi aşan böyle bir işe neden soyunuyor? Çünkü kendini icra organının yerinde konumlandırıyor. Bu yargıçlar hükümeti dedikleri şey tam ballı börek. Seçime girme derdin yok, halka hesap verme mecburiyetinde değilsin, yaş haddini doldurana kadar kimse koltuğundan kaldıramıyor. Bir de Türkiye'deki gibi HSYK ile 'sen beni seç, ben seni' düzeni kurulmuşsa...

Önceki uygulamayı iptal ettirmek için yapılan başvuruları 'bu konuda yetki Yükseköğretim Kurulu'nda' diyerek kestirip atan Danıştay'sa, bugün 'hayır, yetki bende' diyen 'ne' oluyor? Diyarbakır Barosu, "Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelik"in iptalini istediğinde talep 'ehliyet' yönünden reddedilirken şu gerekçe yazılmıştı: "Meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin etkilenmediği, dolayısıyla işlemle menfaat ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından, davanın ehliyet yönünden kabulüne hukuken olanak görülmediği; her ne kadar davacı tarafından Avukatlık Kanunu'nun 95. maddesinin 21. bendiyle baro yönetim kuruluna verilen 'Hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak' görevinden bahisle dava konusu yönetmeliğin iptalini istemekte menfaatinin bulunduğu ileri sürülmekte ise de, avukatlık mesleği ile ilgili bulunmayan, radyo ve televizyon yayınlarında halk arasında Türkçe dışında kullanılan dil ve lehçelerde yayın yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen yönetmeliğin iptalini istemekle yukarıda sözü edilen anlamda menfaatinin bulunmadığı kanaatine..."

Aynı Danıştay, İstanbul Barosu'nun katsayı ile ilgili talebini kabul ederken hemen hemen aynı gerekçeyi yazmış. "1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 76. maddesinde; baroların, hukukun üstünlüğünü savunmak ve korumakla görevli olduğu belirlenmiş olduğundan, sadece kendi meslek grubu için yürütülen iş ve işlemler için hukuki görev ve sorumlulukları bulunduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle; dava konusu uygulamanın hukuk düzeni üzerindeki etki ve sonuçları bakımından baroların anılan yasada belirlenen görevleri kapsamında 2577 sayılı yasanın 2. maddesinde tanımlanan şekliyle menfaat ihlalinin varlığından söz edilebileceğinden, davalı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın davacı İstanbul Barosu Başkanlığı'nın dava açma ehliyeti bulunmadığı yolundaki itirazı yerinde görülmeyerek işin esası incelendi..." Sadece baro ismi farklı ve tabii hüküm ifadesi olumlu. Alın size ikinci çelişki. Çok uzun cümlelerle ve anlaşılması zor şekilde yazılmış hukuki metinleri sabrınıza sığınarak aynen alıyorum. Çifte standardın, bizim suizannımız değil, gerçeğin kendisi olduğunu görün istedim.

Danıştay, kendisiyle çelişmek pahasına verdiği kararlarla hukuka olan güveni aşındırıyor; bindiği dalı kesiyor..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi