Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yargılaması gelen savcı, adliye duvarına işermiş!

Yargılaması gelen savcı, adliye duvarına işermiş!

Daha dün yazdık ya... 2 numaralı Ergenekon şüphelisi İlhan Cihaner’in avukatlığını yürüten Turgut Kazan’ın; “yenilen pehlivan güreşe doymazmış” sözünde olduğu gibi, sürekli “hodri meydan” çektiğini ama her seferinde yenilip “tuş” olduğunu yazdık ya... “Pes” etmek ve “bükemediği bileği öpmek” varken, sürekli “yeni oyunlar” geliştirdiğini, yani “yenile yenile yenmeyi öğrenmeye” çalıştığını yazdık ya... Yazdıklarımız boşuna değilmiş... Çünkü Turgut Kazan, yine “meydan”lara çıkmış, yine “nârâ”lar atıyor...
Herhalde “dilekçe”ler yazıp “itiraz”lar yaparak “İlhan Cihaner’i cezaevinden tahliye ettiremeyeceğini” anlamış olmalı ki; dün “bir grup avukatla” birlikte İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda “basın açıklaması” yapıp, “yeni bir taktik” uygulayacağının sinyalini vermiş..
KAZAN TAKTİK DEĞİŞTİRDİ!
Herhalde; “Madem İlhan Cihaner’in tahliyesini sağlayamadım, bari Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin elinden kurtarıp, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nde yargılanmasını sağlayayım” diye düşünmüş olmalı ki; bunun “bahane”lerini de sıralamış.
Demiş ki;
“İddianame 61 sayfadır... 14 şüphelisi, 14 klasörü vardır!.. 26 Şubat’ta Başsavcıvekili Taner Aksakal tarafından imzalanmış!.. Ama Taner Aksakal, HSYK tarafından 18 Şubat’ta görevlendirilmiştir... Dolayısıyla o tarihe kadar soruşturmayı bilmiyordu!..
Müvekkilim, Ergenekon Örgütü’ne üyelikle suçlanmaktadır ki; böyle bir suçlama müvekkilime yakıştırılamaz!..
İddianameye alınan suç yönünden, müvekkilim, ancak Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından yargılanabilir!..”
Turgut Kazan’ın sözleri özetle böyle...
Noktasına ve hatta virgülüne bile dokunmadan aktardım ki, “çarpıttığım” iddia edilmesin!..
Bir avukat, elbette müvekkilini savunacak, elbette onu kurtarmaya çalışacak..
Bunu gayet normal karşılıyorum.
Ama, “kanun”lar ortada!..
Tabiî, “ictihat”lar da ortada!..
Bunlara geçmeden önce, Turgut Kazan’ın ileri sürdüğü “gerekçe”ye bir bakalım...
Kazan, niye “Yargıtay” diyor..
Çünkü İlhan Cihaner; “Erzincan Başsavcısı” olması hasebiyle “1. sınıf bir savcı”dır!..
İkincisi, kendisine isnat edilen suç “şahsi bir suç” değil, “görev başında” iken işlenmiş bir suçtur!..
Dolayısıyla; “1. sınıf” olan ve üstelik “görev başında” suç işleyen bir savcının, “Ağır Ceza”da değil, “Yargıtay’da yargılanması” gerekir!..
Turgut Kazan’ın ve elbette diğer “Ergenekon avukatları”nın iddiası böyle!..
ADLİYE BAHÇESİNE İŞEYEN SAVCI!
Peki, “gerçek” ne?..
Bir “örnek” verelim..
Daha doğrusu, “Başsavcı İlhan Cihaner’i Ergenekon örgütüne üye olmakla” suçlayan “iddianame”de yer alan bir örneği aktaralım...
Efendim; şu anda “emekli” olan A.Ç. adlı savcı, Şanlıurfa’da görev yaptığı ve “birinci sınıf”a yükseldiği günlerde, “eğlenmeye” gitmiş!..
Yemiş, içmiş ve “körkütük sarhoş” olmuş!..
Sonra da, yanındaki 2 kişi ile birlikte, görev yaptığı Şanlıurfa Adliyesi”ne gelip, içeri girmek istemiş!..
Herhalde “çok sıkışmış”tı ve içeri girip, “işemek” istiyordu...
Ne var ki;
Saat 01.30-02.00 civarıdır.
Gecenin köründe, hem de ayakta duramayacak derecede “zilzurna sarhoş” olan savcımız, içeri giremez!..
Çünkü, “gece bekçisi” izin vermez!..
Bunun üzerine; sarhoş savcımız; başta “bekçi” olmak üzere, “hakim” ve “savcı”lara “sinkaflı küfürler” yağdırmaya başlamış!..
Öyle ya;
“Alkol” denilen zıkkım, öyle şişede durduğu gibi durmaz ki!.. Ne “akıl” bırakır insanda, ne “mantık!”
A.Ç. adlı savcımız; bakar ki “gece bekçisi engeli”ni aşmak mümkün değil, bakar ki “çişini koyuvermek” üzeredir, “pantolonun fermuarı”nı açıp, “adliyenin giriş kapısı tarafındaki ana caddeye bakan bahçesi”ne “aleni” olarak “işemeye” başlamış!..
İşin içine “sinkaflı küfürler” de girince, yani “yargı organlarını aşağılama” suçu sübut bulunca, iş “yargı”ya intikal etmiş!..
Yani, sizin anlayacağınız;
“Yargılaması gelen savcı, adliye duvarına işermiş” hesabı, hem “işeyen”, hem de “küfür”ler savuran savcımız Yargıtay 9. Dairesi’nde yargılanmaya başlanmış!..
Çünkü Yargıtay 9. Dairesi, bu suçun “görev başında” işlenen bir suç değil, “kişisel bir suç” olduğuna hükmetmiş!..
Savcımızın avukatı da, aynen Turgut Kazan’ın yaptığı gibi, 9. Daire’nin bu kararına “itiraz” edince, olay Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gelmiş...
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da;
11 Aralık 2007 tarih ve 2007/222 Esas, 273 sayılı kararıyla; Yargıtay 9. Dairesi’nin hükmünü onaylayıp, demiş ki;
“Söz konusu suç, bir görev suçu değil, kişisel bir suçtur... Dolayısıyla yargılama Yargıtay’da değil, en yakın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmelidir!”
Görüyorsunuz değil mi;
Söz konusu savcımızın, hem “birinci sınıf” ve hem de “halen görevde” olmasına rağmen, “işemesi” ve “sinkaflı küfürler” savurması eylemi, “kişisel suç” olarak görülmüş ve “Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması”na hükmedilmiş!..
Haa, hemen söyleyeyim:
“Sanık” olmak, elbette “suçlu” olmak anlamına gelmez... Nitekim, “Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan A.Ç. adlı savcımız, sonunda “beraat” etmiş!..
KON-TV’Yİ BİLE BASMIŞTI!
Konu açılmışken, bir olay daha aktaralım:
Efendim, savcımız A.Ç.’nin, “sarhoşluk”tan dolayı başına gelen bu olay, “ilk olay” değil!..
Savcımız A.Ç. Şanlıurfa’dan önce Konya’da görev yapmıştı ve orada da “alkol” yüzünden problem yaşamıştı...
Savcımız; hem de “nöbetçi” olduğu halde Selçuklu ilçesinde bir “gece kulübü”ne gitmiş, “zom” olacak derecede içmiş, ancak bu görüntüsü “Kon TV kameraları”na yakalanmıştı!..
Alkollü görüntülenmesine sinirlenen savcımız, “görüntü kasedi”ni alabilmek için, 17 Şubat 2002’yi 18 Şubat’a bağlayan gecenin 04.30’unda beraberinde bir grup polisi alarak Kon TV’ye baskın düzenlemişti!..
Amacı “kasedi” almaktı ama baskın gerekçesi, “uyuşturucu araması yapmak”tı!..
“İhbar var” diyordu;
“Uyuşturucu araması yapacağım!”
Oysa, elinde “delil” yoktu...
Uzun lâfın kısası; “sarhoş kafa”yla giriştiği bu işin sonuçsuz kalacağını anlamış olmalı ki; arama yapmadan binadan ayrılmıştı!..
İşin doğrusu, Kon TV de, böyle bir görüntü ile “Adliye camiasına gölge düşürmemek” düşüncesiyle, o görüntüyü yayınlamamıştı...
Ama nasıl olduysa olmuş, bu kaset, daha sonra ulusal televizyonlarda yayınlanmıştı!..
Biz de, orada görmüştük.
Her neyse... Biz gelelim 2007’deki “işemeli” ve “küfürlü” olayımıza...
Dediğimiz gibi;
Savcımız Şanlıurfa’daki olaydan dolayı Ağır Ceza’da yargılanmış ve “beraat” etmiş!..
Demek oluyor ki;
İlhan Cihaner de beraat edebilir!..
Yani, “illâ da Yargıtay’da yargılansın” diye ısrar etmek gerekmez... Bakarsınız, “Ağır Ceza”da yargılanınca da beraat eder!..
O halde, Turgut Kazan niye “illâ da Yargıtay” diyor?.. Ne yani; “Ağır Ceza”dan bir korkusu” mu var?..
BUNLAR, SAVCININ GÖREVİ Mİ?
Kaldı ki, sormak gerekir Bay Kazan’a;
¥ Farzedelim ki; İlhan Cihaner, bir “görev suçu” işlemiştir... Peki, bir savcının “görev”leri arasında “İsmailağa Cemaati’ne yönelik soruşturma” kisvesi altında “gözaltı”na aldırdığı bir kadına; hem de “hamile” olduğunu söylemesine rağmen “psikolojik şiddet” uygulayıp, “8 aylık ikizlerinin düşmesine” yol açmak var mıdır?..
¥ Yakın çevresine, “Erzincan’daki cemaatlerin kökünü kazıyacağım” diyen bir savcının, 2009 seçimlerinden 15-20 gün önce, Albay Dursun Çiçek ve birkaç subayla “orduevinde kahvaltı” yapması, “görevleri” arasında mıdır?..
Çünkü adı geçen Albay Dursun Çiçek, “AK Parti’yi devirme, Gülen cemaatini bitirme” amaçlı “İrtica ile Mücadele ve Eylem Planı”nı hazırlayan kişidir ve hemen herkes bilmektedir ki; bu plân, “Pilot bölge” olarak seçilen Erzincan’da uygulamaya konulmuştur!..
¥ Bir Başsavcı’nın “görev”leri arasında, “Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakan ve milletvekillerini dinletmek” var mıdır?.. “Kızının çizgi film CD’leri” olduğu iddia edilen o CD’lerde, yoksa “fişleme”ler mi vardır?.. İnsanları fişlemek, bir “görev” midir?..
¥ Erzincan’daki Otlukbeli Koleji’nde eğitim gören öğrencilerin velilerinin çalıştığı kurumlar, anne ve baba adları da kayıt alına alınmış... Kayıt altına alınan bilgilerde, velilerin başörtülü olup olmadıklarına kadar fişlemelerin yapıldığı görülüyor...
Peki, böyle bir “fişleme” yapmak, Başsavcı’nın “görev”leri arasında mıdır?
¥ Işık Evleri’ndeki birkaç öğrenciyi “para karşılığı ayarlamak” ve onlar vasıtasıyla “bu evlere silah ve uyuşturucu koyabilmeyi” plânlamak, bir “görev” midir?..
¥ 90 tane “sokak çocuğu”nu “silah, uyuşturucu ve bilgi taşıma”da kullanmak, nasıl bir “görev”dir?..
ARTIK “PES” ET TURGUT PEHLİVAN!
Daha nice “eylem” var ki, “insanın kanını donduracak” cinsten!.. Şimdi sormak lâzım Bay Turgut Kazan’a; bunların hangisi “görev suçu”na girer?..
Tamam; “görevdeki” bir savcı, hem de “nöbetçi” olmasına rağmen “gece kulübü”ne gidebilir, “zom” olacak derecede içip, kendinden geçebilir ve dolayısıyla o sarhoş kafayla “televizyona baskın” düzenleyebilir ve hatta “adliye bahçesine işeyebilir” ve bunlar bir nebze “anlayışla” karşılanabilir!..
Ama Yargıtay, “hayır” diyor;
“Bu gibi haller görev suçuna girmez!.. Bunlar, tamamen şahsi suçtur ve bu suçu işleyenlerin yargılanması gereken yer de Ağır Ceza Mahkemesi’dir!”
Bu “karar”dan sonra diyeceğim o ki;
Turgut Kazan, kendine yeni bir taktik bulsun!.. Görsün artık, “el ense” ve “paça-kasnak” oyunlarının bir işe yaramadığını!..
Ya “yeni bir oyun” bulsun,
Ya da, artık “pes” etsin!..
Zira, bıktım artık;
“Turgut Kazan, ben kepçe” olmaktan!..



Komutanlar TSK’dan önemli mi?
Herhalde “gazete”leri okuyor, “televizyon”ları seyrediyorsunuzdur... Daha kısa bir süre öncesine kadar Emekli Org. Çetin Doğan’ı ekranlarına çıkaran ve “hodri meydan” demesine yardım ve yataklık eden televizyonlar ile bazı köşe yazarları; Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan “irtica ile mücadele eylem plânı”nın “ıslak imzalı ve gerçek” olması Jandarma kriminal tarafından da belgelenince, “tavır değiştirmeye” başladılar!..
“Komutanlara kol-kanat geren Org. İlker Başbuğ’a desteklerini bir nebze de olsa geri çekip; “Haklarında bunca iddia, şaibe ve belge bulunan komutanların, hiç olmazsa soruşturma bitinceye kadar görevden el çektirilmeleri gerekmez mi?” diye sormaya başladılar..
Gelinen bu nokta; “demokrasi” açısından elbette “sağlıklı” bir noktadır.. Ama, Org. İlker Başbuğ’un da, bu beklentilere cevap vermesi gerekir!.. Sadece cevap vermesi değil; kendisini bilgilendiren “kurmay”larını da “gözden geçirmesi” gerekir!..
Çünkü, Sayın Başbuğ’a sürekli “yanlış bilgi” veriyorlar, sürekli yanlış yönlendiriyorlar!..
Sayın Başbuğ, Sedat Laçiner’in de dediği gibi; “Hiçbir komutanın TSK’dan daha önemli olmadığını” artık görmelidir!..
Aksi halde, TSK, “yıpranmaya” devam eder!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi