Hüseyin Koç

Hüseyin Koç

Tarım havzaları üretim ve destekleme modeli-3

Tarım havzaları üretim ve destekleme modeli-3

Tanıtım çalışmalarının verdiği intibalar: Temsilde hata olmaz. Yeni destekleme sistemi, komünizmin tersten okunuşu gibidir. Komünizmde, üretim planlaması merkezde yapılır ve yurt sathında itirazsız uygulanır. Serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu ve demokratik bir ülkede ise bunun versiyonu, “Ey üretici! Ne ekeceğine karışmam ancak önerdiğim bitkinin dışında bir bitki yetiştirirsen destek vermem” şeklinde olur. Bakanlığın önerdiği bitkilerin hiçbiri de üreticiyi ekonomik yönden ayağa kaldırıcı bitkiler değildir. Arpa, buğday, yulaf ve çavdar üreticileri, elde ettikleri ürün geliriyle üretim masrafını dahi karşılayamamaktadır. Diğer bitkilerin dekara en yüksek gelir getireni de 500 TL’den daha fazla değildir. Üretim desteğinin bu bitkilerle sınırlı kalmasını tersinden şimdi bir de siz okuyunuz.
Türkiye’nin tamamında aynı bitkilerin desteklenmesi öngörülmüştür. Bunun için ülkeyi havzalara bölmenin anlamı nedir? Havzalara bölmenin özel bir sebebi varsa, açıklanamamıştır.
Mevcut kaygılara eklenen yeni kaygılar: Bunları birkaç ana başlık altında paylaşacağım.
-Planlı üretimden, önümüzdeki kısa ve uzun vadeli dönemler için, yerel ihtiyacımız ve ihracatımızın belirlenmesi sonucu bir üretim planlamasının yapılması anlaşılır. Fakat, 2011 yılında, 2015 ya da 2025 yılında hangi ürüne ne kadar ihtiyacın ve ne kadar ihracatın öngörüldüğüne ait bir veri bulunmamaktadır. Sadece, belirlenen ürünleri yetiştirene, destek verileceği kararlaştırılmıştır. Verilen destek miktarının, üretimi ne kadar teşvik edici olduğunu tartışmaya bile gerek yoktur. Zira, belirlenmiş destek miktarlarıyla üretimin teşvik edilip ürün rekoltesinde bir artış sağlamak sadece hayaldir. İlgililere konu ile ilgili yöneltilen sorular cevap bulamamaktadır. Burada sözümüz şudur: Üretici desteklenmeli ve destek miktarı da üreticinin üretim masrafını karşılayacak yeterlilikte olmalıdır. Bu da ancak, ürüne mahsuben yapılacak destekleme ile sağlanabilir. Ürüne mahsuben destekleme ile hem ürün rekoltesi yükselir ve hem de üretici alım garantili üretim yapar. Dolayısıyla, ülke ihtiyacı yerel kaynaklardan karşılandığı gibi üretimde de sürdürülebilirlik sağlanır. İşte bu dengenin kurulduğu noktada, “tarımsal üretimi kendine yeterli bir ülke konumu” gerçekleştirilir. Bu hizmetin sahipleri de, göğüslerini gere gere övünebilirler.
-Şöyle de düşünülebilir: Belirlenen teşvikler üretici tarafından yeterli bulundu, üreticiler bu bitkilere büyük bir teveccüh gösterdi ve ürünü yetiştirdi. Yetiştirilen bu ürünü kim alacak ve kaça alacaktır? Mutlaka bir alıcı bulunur ancak bu alıcının taktir ettiği fiyat üreticiyi memnun edecek mi? Üretici memnun olmadığı zaman üreticinin mağduriyeti nasıl telafi edilecektir? Telafi edilmez ise destekleme, üreticinin mağduriyeti için üretilen yeni bir mağduriyet versiyonu mu?.. Benzer soruları artırmak mümkündür. İlgililer lütfen bizi suçlamasınlar. Hazırlamakta oldukları programın bizde uyandırdığı kuşkuları sesli olarak düşünüyoruz. Onlar, bu fırsatı vermesinler. Kendimize, yazacak konu buluruz.
-Öngörülen havzalarda ekonomik olarak üretilebilecek, hem ülke ihtiyacı ve hem de ihracat potansiyeli olan diğer bitkiler destekleme dışı bırakılmıştır. Ayrıca ve özellikle, küresel ısınma ve kuraklığı da dikkate alarak yapılacak bir destekleme planlamasında, daha az sulama ile yetiştirilebilen ya da doğal yağışlarla yetinip sulamasız olarak yetişebilen bitkilerin de bulunması, ülke gerçekleri bakımından adeta bir zorunluluktur. Bu bağlamda, başta safran ve kaparinin dekara gelirleri, kuru tarım alanlarında sulamasız yetiştirilen mevcut kültür bitkileri ile mukayese kabul etmeyecek ölçüde yüksektir. Dolayısıyla, bu bitkilerin de destekleme kapsamına alınması gerekmektedir. Ayrıca, bitkisel ilaç hammaddesi konumundaki bitkilerin destekleme kapsamında bulunmaması ise düşündürücü ve manidardır.
-Yağlı tohumlu bitkilerin destekleme kapsamına alınması ümitvar bir karardır. Ancak, bu karar, gümrük vergilerindeki adaletsizliklerin kaldırılması ve kaldırılırken de yerel üreticinin ve yerel sanayicinin beklentileri dikkate alınarak düzenlenmelidir. Zira, gümrük vergileri ekonomik bir koruma duvarı olup ihraç edilen ürünlerde işlenmemiş hammaddeden işlenmiş nihai ürüne doğru ve ithal edilen ürünlerde de işlenmiş nihai üründen işlenmemiş hammaddeye doğru düşen bir gümrük vergisi uygulanmalıdır. Mevcut sistem ise tam tersinedir. Bu nedenle; ithalatçı, işlenmiş ürünü daha düşük gümrük vergisi ile getirebildiğinden ve ihracatçı işlenmemiş hammaddeyi daha düşük gümrük vergisi ile ihraç edebildiğinden yerli sanayici ve yerel üreticinin rekabet gücü düşük kalmaktadır. Netice itibariyle de, ithalata bağımlılığımız gittikçe artmaktadır. İthalata bağımlılık, makus talihimiz değildir. Varsa böyle bir ezber, bu şimdi bozulmalıdır.
Sonuç: Model; gelir düşüklüğüne bağlı geçim sıkıntısı ve yoğun göç veren bölge üreticileri için umutlu beklentiyi, bir başka bahara bırakmıştır. Ürün ithali, ürünü ithal eden ülke tarafından, bu ürünü yetiştiren üreticiyi destekleme anlamına gelir. Yürütme erkini elinde bulunduranlara sözümüz şudur: Türk üreticileri de, ithal ürün üreticileri kadar desteklenmeye layıktır. Bunu, bu ülkenin cefakar üreticisine çok görmeyiniz. Yapılan her düzenleme ile, yarının bugünden daha iyi olacağı vaat edilmektedir. Ancak, yazılı metinlerde vaat edilen hedeflerin uygulamalarda gerçekleşmediği sıkça tezahür etmektedir. Bu nedenle, üretici, edindiği tecrübe ile vaadin sahibine; “ADANAN ile değil, ÖDENEN ile” değer verecektir. Ufukta da bir kantar gözükmektedir. Yâ sabır.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Koç Arşivi