Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Ergenekon’a rağmen, Türkiye’de güzel şeyler de oluyor

Ergenekon’a rağmen, Türkiye’de güzel şeyler de oluyor

Yıllar önceydi... Rahmetli babam, Manisa SSK Hastanesi’nde ameliyat olmuş, “yoğun bakım”da yatıyordu... “Doktor”ların, “hemşire”lerin ve “hasta bakıcı”ların gösterdikleri yakın ilgiden son derece memnun oldum... Hiç olmazsa, gazetede bir “teşekkür” ilânı yayınlayayım da, bu ilginin “takdir” edildiğini görsünler istedim... Nöbetçi hemşireden, bir “isim listesi” istedim... “Ameliyat”ta ve sonrasında kimler görev almışsa, bir kâğıda yazmasını rica ettim... “Ben yazamam” dedi... “Niye” dedim... “Siz gazeteciler” dedi; “İyi şeyler yazmazsınız ki!.. Nerede bir hata, nerede bir yanlışlık, nerede bir eksiklik varsa, onu yazarsınız.. İstediğiniz isimler hakkında kötü şeyler yazmayacağınızı nereden bilebilirim?.. Hayır, size isim listesi verip de, başımı derde sokamam!”
Gazetecilerin, hep “kötü şeyler” yazmadığını, bazen “doğru ve güzel iş yapanları takdir” de ettiklerini söylediysem de, uzun süre direndi... Sonunda “ikna” olmuş olmalı ki, istediğim listeyi verdi ve ben de İstanbul’a döndükten sonra bir “teşekkür” ilânı yayınladım... Böylece, gazetecilerin “hep kötü şeyler” yazmadıklarını, “iyi ve güzel işleri yapanları takdir de ettiklerini” göstermiş oldum...
Aslında, “gazetecilerden tırsan” insanlar, pek haksız da sayılmazlar... Çünkü bizler, genelde “yarısı dolu su bardağı”nın “alt” kısmına değil, “üst” kısmına bakar ve “bardağın yarısı boş” deriz... Yani, “doluluğa” değil, “boşluğa” bakarız!..
Hep eleştiririz...
Ama bunu yaparken, “işler daha iyi olsun, daha güzele kavuşulsun” isteriz!..
Tabiî, aramızda “sırf muhalefet olsun” diye eleştirenler, olaya “ideolojik göz”le bakıp “saldırgan” tavır alanlar da yok değil!..
Ancak, bu meslekte, “doğru” yerde durup, “doğru” bakanlar çoğunlukta... Onlar, sürekli “eleştiri” yapmak yerine, “güzellik”leri görmesini de biliyorlar...
HSYK MI MÜDAHALE ETTİ?
Kendimi anlatmama gerek yok!.. Benim yazılarımda da, “eleştiri” çok... Elimde değil; nerede bir “çifte standart”, nerede bir “yolsuzluk, soysuzluk ve zulüm” varsa, yazmadan edemiyorum.
Ama, “güzel şeyler” olursa da, onlara gözlerimi kapayıp, görmezlikten gelemem...
İşte “son 24 saatte” olanlar...
Biliyorsunuz, dün sabahtan itibaren “Balyoz operasyonunda 3. dalga” başlatıldı ve aralarında emekli “general” ve “amiral”lerin de bulunduğu birçok kişi gözaltına alındı... Operasyonlar devam ederken, “iki savcının görevden alındığı ve operasyonların durdurulduğu” haberleri geldi... Daha sonra gelen haberlerde; operasyonun “bütün isimler” için değil, “bazıları” için durdurulduğu bildirildi!..
İster istemez, kafalarda “istifham”lar oluştu!..
“Ne oluyor?.. Yoksa yine HSYK mı müdahale etti?.. HSYK, bazı kişileri korumak için mi yaptı bu görev değişikliğini?”
Operasyonlar bir “kaos”a dönüşmüştü ki; İstanbul Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, akşama doğru bir açıklama yapıp; 2 savcının görevden alınmasının kendi inisiyatifleri ile yapıldığını, yani bir “müdahale” bulunmadığını söyledi.
Ama, ikna olmadık!..
Öyle ya; “Dereyi geçerken at değiştirilmez!”
Operasyon devam ederken “savcı değiştirme”nin çok geçerli bir gerekçesi olmalı ki, inanalım!..
İnanamıyoruz işte...
Hem, nasıl inanalım ki?..
Yıllarca hakimlik yapmış insanların verdiği “tutuklama” kararları, “sadece 4 yıl” görev yapmış Oktay Kuban adlı bir hakim tarafından kaldırılıp, “21 Balyoz tutuklusu” için “tahliye” kararı veriliyor!..
Kararda “hukuk” mu egemen,
Yoksa “keyfîlik” mi?..
Nitekim, 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Hakim Oktay Kuban tarafından verilen “tahliye” kararının “keyfî” verildiğine hükmediyor ve “tezgâh”ı bozup, yeniden “yakalama” emri çıkarıyor!..
Ama, enteresandır;
Bazı emekli generaller, tahliye edilir edilmez, soluğu GATA’da alıyor!..
Yani, yeni bir “GATA’kulli” ile karşı karşıyayız!..
Öyle ya, diyecekler ki;
Emniyet güçleri “tutuklamak” için geldiklerinde; “Görmüyor musunuz, biz hastayız!.. Hasta olmasak bizi buraya alırlar mıydı?.. İyileşinceye kadar burada kalacağız!”
Öyle bir tezgâh ki;
Akıl-sır ermez!..
Adamlar, her şeyi ayarlamış!..
“Tahliye” kararını almak için, “4 yıllık hakim”in “nöbet günü”nü beklemişler!.. İşin tuhaf tarafı, HSYK da bu tahliyelere “zemin” hazırlamış!..
“4 yıllık hakim” olduğuna bakmadan, Diyarbakır’da görev yapan Oktay Kuban’ı tuttu, “özel” olarak İstanbul’a getirdi!..
Sanki, “tahliye kararı versin!” diye...
Oktay Kuban, “getirilmesinin gereğini” yaptı, tahliye edilen komutanlar da, soluğu GATA’da aldı!..
Bunun adına, “hukuk” diyorlar!..
ERDOĞAN İSYAN EDİYOR, ÇÜNKÜ!
Böyle bir “tezgâh” kurulmuşken, Başbakan Tayyip Erdoğan isyan etmesin de ne yapsın?..
Erdoğan, Saraybosna’ya hareketinden önce Esenboğa’da düzenlediği basın toplantısı esnasında, bir gazetecinin; “Balyoz soruşturmasında son günlerde değişik olaylar yaşanıyor. Sanıklar önce gözaltına alındılar, tutuklandılar, sonra serbest bırakıldılar, şimdi haklarında tutuklama kararı çıkarıldı, neler söyleyeceksiniz?” şeklindeki sorusu üzerine demiş ki;
“Bu bir yargı süreci, yargı sürecinde olan olaylar bizim haklılığımızı çok açık ve net ortaya koyuyor. Niçin HSYK üzerinde bu Anayasa değişikliğinde bu tür bir yaklaşımın olduğunu herhalde daha iyi görüyor, anlıyorsunuz ve yargının bazı yaklaşım tarzını gayet iyi görüyorsunuz. Örneğin, yargı kalkar da ‘biz inandıklarımızı söylemeye devam edeceğiz’ derse, bu çok tehlikeli bir yaklaşım tarzıdır. Yargının ‘inandıklarımızı söylemeye devam ederiz’ deme hakkı yok. İnandıklarınızı değil, Anayasa’nın size tanımladığı alan içerisinde ne konuşmanız gerekiyorsa onu konuşma hakkına sahipsiniz.
Şu anda bir sürece girmiş olan bu konulara bizim herhangi bir müdahalemiz söz konusu zaten olamaz. Biz bağımsız ve tarafsız, bakın bunun altını çiziyorum, bağımsız ve tarafsız bir yargının işlemesini bekliyoruz. Olay budur ve bunun her zaman destekçisiyiz.”
Gerçekte olması gereken de bu değil mi?..
Yargıçların, “inançları doğrultusunda” değil, “Anayasa’nın çizdiği çerçeve” içinde konuşup, “hukuka göre” karar vermeleri gerekmez mi?..
Ama; “olması gereken” nedir, “olan” nedir, hep birlikte görüyoruz!..
Gel de, bunları eleştirme!..
Gel de, suskun kal!..
Yazıyoruz!.. Yazacağız!..
TRT’DEN ATILIM VE AÇILIM
Evet, yazacağız... “Yamukluk”ları da yazacağız, Türkiye’de olan “güzel” şeyleri de!..
Meselâ, gel de TRT’yi yazma!..
Gel de “TRT’nin atılımları”nı yazma!..
Açık ve net söylüyorum;
Özellikle İbrahim Şahin’in göreve gelmesinden sonra, TRT; hem “habercilik”te, hem “müzik”te, hem “tartışma programları”nda ve hem de “yeni kanal”ları yayına sokmada büyük “atılım”lar gerçekleştirdi...
TRT-6 ile “Kürtçe” yayına başladı ki; hem bir “ilk”i gerçekleştirdi, hem de “tabu”ları yıktı!.. “Olmaz” diyenlere, bu işin olacağını gösterdi!..
Sonra, bir “müzik” kanalı kurdu ki; müzikten hoşlananlar, o kanalda her türlü müziği dinleyebiliyor!..
Malûm, geçenlerde TRT-2 de “haber” kanalı haline getirildi ki; 24 saat süreyle her şeyden haberimiz olabiliyor!..
Ve, önceki akşam...
Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun katıldığı bir törenle, bu defa da “TRT El Türkiye” kanalı yayına başladı.
Bu “Arapça” kanalı, 350-400 milyonluk Arap dünyasına, 3 uydu üzerinden hitap edecek!..
Dedik ya, hep eleştiriyoruz!..
Ama, “güzel şeyleri” de takdir etmek ve onları desteklemek gerekir!..
Şahsen ben, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin başta olmak üzere, “TRT El Türkiye”nin yayına başlamasında emeği geçen herkesi tebrik ediyor, kanalın başına getirilen Sefer Turan’a da başarılar diliyorum...
TRT EL TÜRKİYE NE YAPACAK?
Peki, TRT El Türkiye’ye niçin ihtiyaç duyuldu?..
Başbakan Erdoğan, bunu şöyle izah etti:
¥ “Türkiye ile Araplar, bir elin parmakları gibidir... Türkiye ve Araplar, et ve tırnak gibidir.
Yakın tarihte aramıza sınırlar çizilmiş olabilir. Ülkelerimiz arasına mayınlar döşenmiş olabilir. Aramıza görünmez setler, görünmez duvarlar çekilmiş olabilir. Biz bunların hepsini aşacak güce, aşacak iradeye sahibiz. Kardeşleri birbirinden ayırmaya, kardeşlerin arasına nifak sokmaya, kardeşlerin arasına fesat tohumları ekmeye hiç kimsenin gücü yetmemiştir, bundan sonra da yetmeyecektir. Türkiye olarak yüzümüz Batı’ya dönük olsa da, sırtımız asla ve asla Doğu’ya dönük değildir.”
¥ “Sadece bölgemizde değil, dünyanın neresinde olursa olsun masum çocukların, masum insanların katledilmesine göz yummayız, yumamayız, feryatlarına kulak tıkayamayız. Nasıl Haiti için yüreklerimizi birleştirdiysek, nasıl Şili için dualarımızı yolladıysak, Gazze yanarken, medeniyetimizin gözbebeği Kudüs üzerinde kara bulutlar dolaşırken, buna tepkisiz kalamayız, bunu görmezden gelemeyiz, elimiz, kolumuz, dilimiz bağlı duramayız. Biz artık başta bölgemiz olmak üzere, yeryüzünde akan kanın durmasını, gözyaşlarının dinmesini, barışın ve refahın yeryüzüne hakim olmasını diliyoruz. Bütün gayemiz, çabamız, bütün mücadelemiz bunun içindir. TRT El Türkiye bizim ortak dilimiz, ortak ekranımız, ortak hissiyatımız olmak için yola çıkmıştır.”
Demek oluyor ki;
“Türkiye’nin sesi, artık her yerde” olacak.. Türkiye, “Müslüman Arap kardeşlerinin acı ve sevinçlerine” bigâne kalmayacak!..
TRT El Türkiye kanalı, Türkiye’yi Arap coğrafyasına götürecek, Arap coğrafyasını da bizim evlerimize getirecek!..
BUNDAN ALÂ AÇILIM MI OLUR?
Hani, “açılım”ları eleştirip, “somut adım” bekleyenler vardı ya; alın size açılım, alın size somut adım!..
Bundan güzel açılım mı olur?..
TRT, “TRT Türk” ile Türk dünyasına, “TRT-6” ile Kürt vatandaşlarımıza, “TRT El Türkiye” ile de 350-400 milyonluk Arap dünyasına açıldı...
Madem “gazeteci”yiz, madem illâ bir şeyi eleştireceğiz, o halde eleştirimizi de yapalım... TRT El Türkiye’deki “Arapça” konuşmalar, doğrudan “Arap dünyası”nın anlayabileceği Arapça imiş... Öğrendiğim kadarıyla, Güneydoğu’da yaşayan “Arap” vatandaşlarımız, bu Arapça’yı anlayamıyormuş... Hani, belki dizilerde, “onların da anlayabileceği Arapça” kullanılırsa, bu kanaldan “bizim Araplarımız” da istifade eder... Umarım, bu talep dikkate alınır...
TRT’yi ve Genel Müdür İbrahim Şahin’i, bu “atılım” ve “açılım”larından dolayı bir defa daha kutluyorum...
Bize, “iyi şeyleri yazma imkânı” verdiği için de ayrıca tebrik ediyorum.
Demek ki, “Türkiye’de güzel şeyler” de oluyormuş!..
Hem de, Ergenekon’a rağmen!..
============
Hukuk mu, guguk mu?
Böyle olacağı belliydi... “Perşembe’nin gelişinin Çarşamba’dan belli olduğu gibi”, dün başlatılan Balyoz Operasyonu’nda da, İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in “taş koyacağı” belliydi!..
Malûm; “özel yetkili savcılar” bir operasyon kararı vermişler... 95 kişi gözaltına alınacak... “Mahkeme” de, bu talebi uygun görmüş ve operasyon başlamış!.. Emniyet güçleri; aralarında “emekli generaller”in de bulunduğu 25 kişiyi gözaltına almışlar...
Sırada, 70 kişi daha var... Ama onlar “emekli” değil, “muvazzaf” asker... Yani, “karargâhta”lar... Emniyet güçleri karargâhın kapısına dayanınca; “giremezsiniz” demişler, “Başsavcı’nın imzası bulunan bir kâğıt getirin!”
Başsavcı Aykut Cengiz Engin ise; “Niye benim haberim yok” deyip, “imza” vermiyor!.. Öyle ya, daha önce; “Benim iznim olmadan operasyon yapmayın” demişti!.. İşte bu yüzden, dünkü operasyon “yarım” kaldı!..
Sizin anlayacağınız; “mahkeme kararı” var ama “savcının imzası” olmadığı için operasyon tamamlanamadı!.. İşin içinde “savcının inadı” mı vardır, yoksa “başka işler” mi, anlayamadık!.. Çünkü Engin, “operasyon talimatı” veren “2 savcı”ya da bu görevden el çektirdi!..
Dileriz, bu “taş”ın altından da HSYK çıkmaz!.. Çıkarsa, Türkiye’de “hukuk” değil, herhalde “guguk” sistemi olduğunu söylemeye başlarız!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi