Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Dünya çapında işler... Haliç Tersanesi ve Boğaziçi Tüneli

Dünya çapında işler... Haliç Tersanesi ve Boğaziçi Tüneli

Anayasa değişikliği ile ilgili tartışmalar gündemdeki yerini koruyor... Gelin görün ki; CHP’nin sesi, anayasayı değiştirmeye çalışanlardan daha fazla çıkıyor... Kamuoyu, “yapan”ların değil, “direnen”lerin sesini daha fazla duyuyor... Tabiî, bunda CHP’nin “cazgırlık teknikleri”ni iyi bilmesinin ve de “medyadaki yandaşları”nın çok fazla olmasının da büyük rolü var... Ayrıca, CHP’nin sırtında “yumurta küfesi” de olmadığından, bol keseden sallıyor... Öyle “gürültü” koparıyorlar ki, “başka ses” duyulmaz oluyor... Aynen “kısrak” ve “tavuk” hikâyesinde olduğu gibi... “Kısrak”ların hiç sesi çıkmıyor ama “tavuk”ların sesi, alt tarafı bir “yumurta” yumurtladıkları halde; “7 sokak öteden” duyuluyor... “Kısrak” ve “tavuk” dedim de, “geçmişten bir örnek” geldi aklıma...
Önce “İstanbul’un suyu”nu anlatayım... Evet, dönemin İSKİ Genel Müdürü, sonra DSİ Genel Müdürü olan, şu anda da Çevre ve Orman Bakanlığı görevini üstlenen Veysel Eroğlu’ndan söz etmek istiyorum.
VEYSEL EROĞLU’NUN TEVAZUSU
Kim, ne derse desin;
Veysel Eroğlu döneminde; İstanbul, “susuzluktan kırılmaktan” kurtuldu... Gelin, görün ki, Sayın Eroğlu, “İstanbul’un su tarihçesi”ni, bastırdığı A-4 ebadındaki “4 sayfalık broşür”ün “sigara paketi ebadı”ndaki bir yerine sıkıştırmıştı...
Hayır, abartmıyorum, kelimenin tam anlamıyla “sıkıştırmış”tı!..
Hani, dikkatli bakmazsan, göremezsin!..
Oysa, “iddialı bir lâf” ediyordu orada... “Rakam”ları da ortaya koyup, diyordu ki; “İstanbul’a son 4 yılda verdiğimiz su; Osmanlı dönemi de dahil, 90 yılda verilenlerin toplamından daha fazladır!”
Çok doğruydu... Zaten, “hangi yıl, ne kadar su verildiği”nin rakamları ortadaydı!..
İyi de, “yüzyılın başarısı” olan bu muhteşem icraat, 4 sayfalık broşürün içinde “eritilip, geçiştirilip, harcanır” mıydı birader?..
Sanıyorum, bir sohbetimizde kendisine de açmıştım bu konuyu... Bir “tavuk” demiştim, “Alt tarafı bir yumurta doğurur, yedi mahalleye duyurur!..
Kısrak ise, kocaman bir tay doğurur, sahibinin bile sonradan haberi olur!”
Öyle ya; İstanbul’a, “90 yılın toplamından fazla su” vereceksin, ama bu müthiş başarıyı “ufacık bir köşe”ye sıkıştıracaksın!..
“Tevazu”ya eyvallah...
Ama, bu kadar da tevazu olmaz ki!..
“Bağıracaksın” arkadaş!..
Bağıracaksın ki, duysunlar!..
Nurettin Sözen bile, “fiyaskoyla” sonuçlanan “yağmur bombası” atma işini, “büyük icraat” diye yutturmuştu bu millete!..
Ama Veysel Eroğlu, “90 yılın toplamından daha fazla su” akıtıyor, onu da “küçücük bir broşür”ün arasına minnacık bir kutuya sıkıştırıyor!..
CHP olsaydı var ya; böyle bir “icraat” gerçekleştirebilse, bırakın İstanbul’u; dünyaya “tellâl”lar salar, “Mısır’daki sağır sultanlar”a bile duyururdu!..
Bizimkiler, hâlâ “tevazu” gösteriyor!..
Tamam, “mağrur” olmayın, ama bu kadar da “alçak gönüllü” olmayın birader!.. “Davul” çalmasanız bile, hiç olmazsa “ses”iniz çıksın!..
Bari, “biz” duyabilelim!..
Ki, “halk”a duyurabilelim!..
555 YILLIK TARİH: HALİÇ TERSANESİ
1990’lı yıllarda böyleydi de, şimdi durum farklı mı?.. Bugün de “dünya çapında hizmetler” yapılıyor ama maalesef “du-yu-ru-la-mı-yor!”
Meselâ, Haliç Tersanesi’nde yapılanlar.
Önceki gün Vakit Yayın Kurulu Üyeleri olarak Haliç Tersanesi’ne gittik... İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy, Tersane Müdürü Süleyman Genç, Basın Müşaviri Tolga Uyar ve Özel Kalem Müdürü Hasan Durhat, tam bir “açık hava müzesi” durumundaki “Haliç Tersanesi”ni gezdirdiler ve “dünden bugüne yapılan çalışmalar” konusunda bilgiler verdiler.
Bir “gözlem”imi aktarayım:
Burası, yıllar önce tam bir “mezbelelik”miş...
Bugün ise, baktım da,
“İşçilerin soyunma odaları”ndan tutun, “tuvalet”lerine varıncaya kadar, her taraf tertemiz!..
İşçiler, “adetten değildir ama” deyip, ekliyorlar:
“İşçiler; şef, müdür ve patronlardan hep şikâyet eder... Ama biz, ‘Ahmet Paksoy Bey’den Allah razı olsun’ diyoruz... Çünkü, insanca çalışacak, tertemiz bir mekâna kavuşturdu bizi.”
Ahmet Paksoy, sadece “işçilerin mekânı”nda değil, “gemilerin mekânı”nda da büyük temizlik yapmış... Bunu anlatabilmek için, şu örneği veriyor:
“Biz göreve geldiğimizde, bakım için havuza alınan bir geminin altından, tam 150 ton midye çıkarttık!.. Geminin kenarlarına yapışmış bu midyeleri tam 40 kamyonla taşıttık!”
Düşünebiliyor musunuz;
“Bakım” için “havuz”a alınan bir gemi, onarılmak yerine adeta “çürümeye” terkedilmiş ve dolayısıyla “midyelere yuva” olmuş!..
Dile kolay;
40 kamyon dolusu, 150 ton midye!..
Şimdi ise, “3 havuz”da, hem “yeni gemiler” yapılıyor, hem de “İstanbulluyu taşıyan gemiler” bakım ve onarımdan geçiriliyor.
Sadece bakım ve onarım değil;
Aynı zamanda modernleştiriliyor!..
Bir gemiye bindiğinizde, hem “gökyüzü”nü seyrediyorsunuz, hem “deniz”in güzelliğini!..
Hem rahatlık, hem konfor!..
“Genç ve enerjik” İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy ve çalışma arkadaşlarını tebrik etmemek mümkün değil...
Ama, “işin pazarlaması”na gelince;
İşte orada “tevazu” giriyor devreye...
Cazgırlık yok, duyurmak yok!..
Reklâm yok, pazarlama yok!..
Oysa, işin başında “CHP tandanslı bir müdür” olsaydı var ya; bırakın “Türkiye”yi, “bütün dünya”ya duyururdu yapılan çalışmaları!..
İnsanlar, akın akın gelirdi bu “açık hava müzesi”ne ve “Haliç Tersanesi’nin 555 yılda nereden nereye geldiğini” görürlerdi...
Dile kolay, 555 yıl!..
Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’un fethinden 2 yıl sonra açmış tersaneyi... Sonraki padişahlar, ilk konulan taşın üzerine yeni taşlar koymuşlar!.. “Cumhuriyet dönemi”nde ise, maalesef “geçmişin izlerini silmeye” yönelik “katliam”lar yapılmış!.. Herhalde “Arapça” diye “tuğra”lar sökülmüş, kazınmış!..
Yani, “kendi tarihimize ihanet” edilmiş!..
İşte o “CHP zihniyeti”, bugün de Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’te yaşıyor...
Malûm, o da “Osmanlı’nın yaptırdığı çeşmeler”in üzerindeki “tuğra”ları kazıtmıştı!..
Her neyse...
Ayrıntıları, inşallah haberlerimizde okuyacaksınız... Ben, “başarılı çalışmalar” yapan ama bunu duyuramayan Ahmet Paksoy ve çalışma arkadaşlarını bir defa daha kutluyor; “medya”nın da bu başarılara “kör ve sağır” kalmamasını temenni ediyorum!..
Medya da görsün artık;
Haliç Tersanesi’nde “yerinde duramayan” genç ve enerjik bir genel müdür var!..
BOĞAZİÇİ TÜNELİ’NDE TÜRK MÜHENDİSLER!
“Hizmet”ten ve “başarılı çalışmalar”dan söz açılmışken, DSİ 14. Bölge Müdürü A. Cüneyt Gerek’in başarılı hizmetlerini es geçmek olmaz...
Cüneyt Gerek ve çalışma arkadaşları da, şu anda “dünya çapında bir hizmet” yapıyorlar ama, bu çalışmalar, maalesef “siyasetin kısır gündemi” içinde kaybolup gidiyor.
Aslında, hepimiz biliyoruz ki;
Cüneyt Gerek ve arkadaşları; Melen Suyu’nu, İstanbul’un Asya yakasından Avrupa yakasına taşıyacak, “günlük 3 milyon metreküp kapasiteli bir su tüneli” inşa ediyorlar.
Toplam 5 bin 551 metre uzunluğunda ve 4 metre çapında olan bu tünel, “deniz seviyesinin 135 metre altından” geçiyor.
Bu işin, “dünya çapında” olduğunu söylerken, “laf olsun, torba dolsun” kabilinden söylemiyorum...
Evet, “dünya çapında” bir iş!..
Çünkü, “daha önce deniz altından tünel açmış yabancı firmalar” bile, “Boğaz altından tünel açmaya” yanaşmamışlar... Öyle ya; hem “riskli”, hem de “maliyeti, beklenenden daha fazla olabilir!”
Kısacası, gözleri korkmuş!..
Bu yüzden de;
“İhaleye teklif dahi vermemişler!”
Ama “Türk mühendisleri” karar vermiş...
“Bu iş olacak!”
Kolları sıvamışlar... Başlamışlar çalışmaya!..
Hani, “yüze yüze kuyruğuna geldi” derler ya,
Onlar da “harıl harıl çalışma”nın sonunda, işin büyük bölümünü bitirmişler...
Dün görüştüğümüz Cüneyt Gerek diyordu ki;
“Boğaziçi Tüneli’ni inşallah zamanında bitireceğiz... Hem de, daha az maliyetle!”
Cüneyt Gerek ve arkadaşlarını da tebrik ediyor ve diliyorum ki; onların “yer altındaki” çalışmaları “yeryüzü”nde de duyulur, duyurulur!..
CHP’NİN İKTİDAR NİYETİ YOK Kİ!
Hani, diyorum ki;
CHP’nin “Van hezimeti”ne ve “Anayasa üçkâğıdı”na manşetlerden yer veren malûm medya; en az CHP’ye yer verdikleri kadar Haliç Tersanesi’nde ve Boğaziçi Tüneli’nde yapılan çalışmalara da yer vermiş olsaydı, milletimiz görürdü; Türkiye’de “kısır çekişme”lerden öte “güzel şeyler” olduğunu!..
Ama, hayır... Onlar, “AK Parti kadroları”nın “hizmet”lerini anlatırlarsa, CHP’nin hiç şansı kalmaz!..
Bu “medya desteği”dir ki, CHP’yi sürekli şımartıyor, sürekli hırçınlaştırıyor!..
Şu hâle bakın;
Aslında “11 maddenin askıya alınmasını” istemeleri bile, medya tarafından “3 madde” olarak pompalandı!.. Bu medya; “el” değil, “sıkılı yumruk” uzatan CHP’yi “uzlaşmacı” olarak gösterirken, AK Parti’yi “gerilimci” göstermeye kalkıştı!..
Ama, mızrak çuvala sığmıyor!..
İşte dün, CHP Sözcüsü Mustafa Özyürek, partinin taktiğini “itiraf” etmek zorunda kaldı...
“Evet” dedi;
“Askıya alınmasını istediğimiz 3 temel madde vardı... Ama, bunlarla irtibatlı maddeler de var!”
Yani, “takke” düştü, “kel” göründü!..
“CHP yandaşı medya”ya derim ki;
Artık bırakın “tuzu kuru CHP’ye destek” olmayı...
Adamların “iktidar” olmak gibi, “sorumluluk” almak gibi bir dert ve niyetleri yok ki!..
Gelin, “icraat”lara çekin dikkatleri!..
Millet, “başarılı bürokratları” da görsün!..
“Tersane”ye bakın, “Tünel”e bakın!..
===============
CHP’nin hırçınlığı neden?
CHP’nin tavrını anlamakta gerçekten zorlanıyorum... AK Parti’ye hem “ittifak” teklif ediyor, hem de “Benim tekliflerimi kabul etmezsen, gösteririm gününü!” diye tehditler savuruyor!..
Düşünün hele, bir kadın “nikâh masası”na oturacak...
Ama, daha “imza” atmadan, başlıyor “boşanmanın şartları”nı dayatmaya!.. Söyleyin; böyle bir kadınla hiç evlenilir mi?..
Evlenirsen, “rezil-kepaze” etmez mi seni?..
CHP de öyle... Bir yandan; “sadece 3 madde” deyip, diğer “8 madde”yi gizliyor ve aklı sıra “uyanıklık” yapıyor, sonra da kameraların önüne geçip, başlıyor “tehdit” savurmaya: “Eğer bu şartlara uymazsan, Anayasa Mahkemesi’ne gideriz!”
Bunun adı da “uzlaşma girişimi” oluyor, iyi mi?...
Bunun adı “iyi niyet”, bunun adı “uzatılan dost eli” oluyor!..
Doğru, “el” uzatıyorlar ama “tokalaşmak” için değil, “AK Parti’nin boğazını sıkmak” için!..
CHP’nin yaptığı budur... Bereket ki, AK Parti bu oyunu gördü, kapılarını kapattı... İyice hırçınlaşan CHP, şimdi de “kapıları yumruklamaya” başladı!.. “Gürültü”nün sebebi budur!..
“Dışlanma”yı hazmedemeyip, “paketi delmeye” çalışıyorlar!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi