Muhtar bile olmamalı

Muhtar bile olmamalı

Deniz Baykal’la Nesrin Baytok arasındaki ilişkiye ait olduğu iddiası ile ‘vizyona’ giren video görüntülerin gündemimizi epey bir zaman daha işgal edeceğine hiç kuşku yoktur. Çünkü kamuoyunun merakını gıdıklayan her şey var: Yasak ilişki, gizli çekim, değme müstehcenliğe taş çıkartacak görüntüler, siyaset...
Kamuoyunun bu skandala ilgi duymaması mümkün mü; fıtrata aykırı. Dünyanın her yerinde bu böyledir.
Baykal ve birileri, olayın yasak ilişki boyutu tartışılsın istemiyor. Gizli çekim, özel hayatın ihlali, komplo vs. her şey tartışılsın, ama yasak ilişki tartışılmasın… Böyle bir şey olabilir mi?
Oysa yasak ilişki, bu zincirleme kazanın asıl müsebbibini oluşturuyor. Bu ıskalandığında, havanda su dövmekten başka bir şey yapılmış olmaz. Meselenin özü gözden kaçırılmış olur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, böyle bir şey yoksa, bu tamamen kurgusal bir komplo ise, hakikaten hem Baykal, hem de Baytok mağdurdur. Bu iftira, ilişkinin varlığından daha büyük bir ahlaksızlıktır.
Hani Sokrates, tam baldıran zehirini içecekken, talebelerini ağlar görünce, “Niçin ağlıyorsunuz?” der. Talebeleri son derece müteessir “Efendim sizin haksız yere idam edildiğinize üzülüyoruz” derler. Sokrates, “Haklı olarak idam edilseydim daha mı iyiydi?” der ve baldıran zehirini içer.
Ben şahsen Baykal ve Baytok’un son derece acı da olsa, haksızlığa uğramış olmalarını tercih ederim.
Ne ki bazıları son derece haklı şeyler söylüyormuş gibi efelenmektedir:
“Efendim varsa var, size ne!”
Ben bu faraziyeden hareket ederek, itiraz ediyorum:
“Ne demek size ne!”
Ortada bir ahlaksızlık varsa -ki vardır- bu ahlaksızlığın adını koymak gerekir. Kabul etmek lazımdır ki, gizli çekim yaparak, komplo kurarak, insanların özel hayatına girilmesi de bir ahlaksızlıktır. Ancak ne var ki, ondan önce, evlilik dışı yasak ilişkiye girmek ahlaksızlık değil midir? Böyle bir ilişkinin varlığı üzerine kurulu bir ön kabule dayalı olarak söylüyorum; üstelik bu ahlaksız ilişki siyasi çıkarlara tahvil edilmiştir. Birileri namusuyla (!) milletvekili olmuştur. Ya da milletvekili olmanın yolu yataktan geçmiştir.
Bütün bunlar kabul edilebilir şeyler midir?
Yani sütü kaldıranlara bir şey demiyorum, ama bütün milleti böyle sütü bozuk yerine koymalarına da gönlüm razı olmuyor.
Baykal’ın hukukunu korumak için titizlenenler, niçin Olcay Hanım’ın hukukunu düşünmemektedirler? Aile hukuku n’olacaktır ya çocukların hukuku?
Magazin basını, “ünlülerin hayatlarını” her gün mıncıklarken, kimse özel hayat dememektedir.
Müslüm Gündüz -kulakları çınlasın- polis ve medya ordusu ile basıldığında da kimse özel hayat dememiştir. Hatta ben bu baskına Baykal’ın da “özel hayat, n’oluyoruz!” dediğini hatırlamıyorum.
Baykal, Fadime Şahin-Müslüm Gündüz filminin ve tabi 28 Şubat’ın keyfini sürmemiş miydi?
Merak etmeyin, siyasilerin yasak aşklarını merak eden sadece biz değiliz. Ya da şöyle söyleyelim: Bu Şark’ın ve az gelişmişlerin seviyesizliği değil. Batı standartlarının da böyle olduğunu söylemek için Clinton-Monica ilişkisini hatırlatmak yeterli olacaktır.
Kaldı ki, Batı’nın bu konularda mezhebinin geniş olması bizi ırgalamaz.
Ne, karda yürü ama izini belli etme denilebilir…
Ne, erkek adamın elinin kiri olarak bakılabilir.
Böyle bir ahlaksızlık dünyanın her yerinde mahkum edilir. Hele siyasetçilere fatura çıkarılması kaçınılmazdır. Kusura bakmayın, bu konuda liberal yaklaşımlar kanıma dokunuyor; demek ki larç yaklaşımlara sütüm elvermiyor.
Clinton Amerikalıların Başkanı olabilir. Berlusconi İtalyanların Başbakanı… Sarkozi Fransızların… Ama Baykal ya da başkası -söz, çifte standart yok- böyle bir halt yenmişse, değil Atatürk’ün partisinin başkanı olmak, muhtar bile olamaz; olmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi