H.Celal Güzel

H.Celal Güzel

27 Mayıs'ın hesabı sorulmalıdır

27 Mayıs'ın hesabı sorulmalıdır

Düşünebiliyor musunuz? Demokratik bir ülkede, subay kılığındaki bir avuç şerir silâh zoruyla darbe yapıyor. Üstelik, ana muhalefet partisinin de desteğini alıyor. Meclis’in büyük çoğunluğunu teşkil eden milletvekilleri dövülerek Yassıada zindanına tıkılıyor. Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na ve bakanlara işkence yapılıyor. En hafif işkenceleri göğüslerinde sigara söndürmek...
Milletin sevgilisi olmuş Başbakan, ‘Alçak Adalet Divanı’na (Yassıada Mahkemesi) götürülmeden işkenceden geçiriliyor ve uyuşturucu iğne yapılıyor. İdamından sadece birkaç saat önce, doktor hüviyetli alçaklar rahmetli Menderes’e prostat muayenesi diyerek işkence ediyorlar. Celladın Menderes’in boynuna kasten ipi iyi yerleştirmemesi sonucunda rahmetli çok acı çekerek ve can çekişerek ruhunu teslim ediyor. Menderes asıldıktan sonra oradaki darbeci subaylar sırf onu darağacında sallanır vaziyette görmek istedikleri için cansız bedenini yeniden ipe çekiyorlar...
Bunlar, bırakınız asker olmayı, insan bile olamazlar. Bu, gözünü hırs ve kin bürümüş canavarlardan Allah mazlûm milletimizi korusun...
***
Peki, ne yapmıştır DP yöneticileri? Milletin âdeta evliya mertebesinde gördüğü ve sevgiyle bağlandığı, o nur yüzlü, daima mütebessim Adnan Menderes’in suçu nedir?
Menderes ve arkadaşları Türkiye’ye demokrasiyi ve hürriyeti getirmişler, hizmetleri halkın ayağına götürmüşler, milletin millî ve manevî değerlerine önem vermişler ve 10 yılda Türkiye’nin en hızlı kalkınmasını gerçekleştirmişlerdir. Kişi başına düşen GSMH, yaklaşık olarak 4 misli artarak 600 dolar seviyesine ulaşmıştır (Darbeden sonra bu rakam 200 doların altına inmiştir). Alt yapıda ve temel malların üretiminde âdeta patlama olmuş, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısı tümüyle değişmiştir.
Hülâsa DP dönemi, Türkiye’nin ‘Altın Devri’dir.
Elbette DP döneminde de hatâlar ve noksanlar vardır. Lâkin bunlardan hiçbiri telâfi edilemez mahiyette değildir. Nitekim, ekonomik bakımdan gereken ‘stabilizasyon kararları’ 1958 yılında alınmıştır.
Millet ve devlete bu derece hizmet eden bir Başbakan’ın ve diğer devlet adamlarının bu muâmeleye mâruz kalmasının hoş görülecek bir tarafı yoktur.
O halde, milletimiz ve devletimiz 27 Mayıs’ın hesabını sormalı ve bizi 50 yıllık bu utançtan kurtarmalıdır.
***
Biliyorum, birçoklarınız burun kıvırarak bu kadar zamandan sonra bunun mümkün olmadığını söyleyeceksiniz. Hukukta zaman aşımı bulunduğunu biliyoruz. Lâkin, en azından Fransa’daki Dreyfus dâvası gibi, Yassıada Mahkemesi usulünün ve kararlarının yeniden gündeme getirilmesi gerekir.
27 Mayıs’ın hesabının sorulması, eski defterlerin karıştırılması olarak değerlendirilemez. Zira, hâlâ 27 Mayıs’ın başlattığı militarizmin ve jüristokrasinin sıkıntılarını çekiyoruz. 27 Mayıs’ın hesabının sorulması, aslâ bir ‘intikam’ değil, tarih önünde, geleceğe uzanan bir siyasî ve hukukî tespittir. Açıkçası 27 Mayıs’ı tasfiye etmeden ‘Darbeler Dönemi’ni kapatamayız.
27 Mayıs’ın hesabının sorulması ve mağdurlarına resmen iade-i itibarda bulunulması için şunlar yapılmalıdır:

1. Bir sivil toplum kuruluşu, meselâ Demokrat Hukukçular Derneği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, 27 Mayısçılar aleyhinde hazırlayacakları dosyayı sunarak dâva açılmasını talep edebilir. Ağır Ceza Mahkemesi de iddianameyi inceleyerek 27 Mayısçıların suçunu sabit görür; ancak zaman aşımına uğradığı için mahkûmiyet kararı veremez. Bu, yargı önünde bir durum tespiti olur.

2. TBMM’de 27 Mayıs hakkında bir ‘Meclis Araştırması’ açılır. Araştırma neticesinde, millet iradesi önünde 27 Mayıs’ın ve 27 Mayısçıların durumu tespit edilerek millete ilân edilir.

3. Türkiye’nin inisiyatifiyle bir ‘Darbe Suçlarına İlişkin Uluslararası Anlaşma’ hazırlanarak imzalanmalıdır. Bu anlaşmada;
- Darbe suç olarak kabul edilmeli,
- Darbe suçlarında zaman aşımı uygulanmayacağı belirtilmeli,
- İç hukuktaki, -1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesinde olduğu gibi- sorumsuzluk kayıtlarının sonuç doğurmayacağı belirtilmelidir.
- Ayrıca, son yüzyılda yapılan darbelerin, zaman aşımına bakılmaksızın yargı önüne getirileceği de hükme bağlanmalıdır.

4. 27 Mayıs’tan başlanarak tarih kitaplarında ve okullardaki derslerde, darbeler olumsuz sonuçlarıyla demokratik bir açıdan ele alınmalı ve askerî okullar başta olmak üzere her seviyedeki okullarda demokrasi vurgusu yapılmalıdır.

5. Darbecilerin isimleri okul, tesis ve caddelerden kaldırılmalıdır.
***
Eğer demokrasimizin tekrar kazaya uğramasını istemiyorsak, 27 Mayıs’ın mutlaka hesabını sormalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
H.Celal Güzel Arşivi