25 Nisan 2018 Çarşamba10 Şaban 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” (Hadîd, 16)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk'a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:28Güneş 06:04Öğle 13:08İkindi 16:55Akşam 20:01Yatsı 21:30
    • 29°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 24°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 26°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 29°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 107.401 -2.42
  • Altın: 174,218 -0.34
  • Dolar: 4,0989 0.30
  • Euro: 4,9911 -0.23

Askeri vesayet mi sivil dikta mı?

Abdulkadir Özkan

Ne askeri vesayet ne sivil dikta anlayışı

CHP'nin yeni Genel Başkanı Kılaçdaroğlu ile Fikret Bila'nın söyleşisi bana göre CHP'de hiçbir değişimin olmayacağını, aynı tas aynı hamam devam edeceğini gösteren ipuçlar veriyordu. Söyleşiden manşete taşınan, "Bizi askeri vesayet değil sivil dikta anlayışı ürkütüyor" cümlesi bu ipuçlarından birisini oluşturuyordu. Ayrıca insanı ürkütüyordu. Çünkü, hem parti içinde hem de ülkede demokrasiyi yerleştirmek söylemi ve iddiası ile gelen Kılıçdaroğlu'nu askeri vesayetin korkutmuyor/ürkütmüyor olması buna karşılık seçilmişlerin bazı icraatlarını hayali bir dikta anlayışının tezahürü ve tehlike oluşturduğunu belirtmesi askeri vesayetin demokrasiye aykırı düşmediği gibi bir anlam çıkmaz mı?

Halbuki gerçekten demokrasiden, insan hak ve özgürlüklerinden yana olan bir siyaset adamının, hem askeri vesayete hem de sivil dikta anlayışına karşı çıkması gerekmez mi? Kaldı ki Kılıçdaroğlu'nun ürktüğü sivil dikta anlayışının iktidar ile sınırlı görülmesi, bunu bürokratik oligarşiyi kapsamaması daha doğrusu açıklamada bu hususa vurgu yapan bir cümlenin bulunmayışı statükonun korunmasının ötesinde bir anlam ifade eder mi? Elbette statükonun devamından yana olmak suç değildir. Ancak mevcut yapının çağdaş demokrasi ile bağdaşmadığı, darbeci zihniyetin izlerini taşıdığı da bir gerçek. Böyle olunca hem darbeci zihniyetin ürünü olan bir statükonun devamından yana olmak hem de demokrat takılmak ya da böyle bir söylemi benimsemek çelişki değil midir?

Kılıçdaroğlu aynı söyleşide, "Siyasetçinin görevi toplumun tamamının sorunlarını çözmektir" diyor. Elbette böyle olmalıdır. Ancak, darbeci zihniyetle hazırlanmış anayasa ve yasalarla toplumun bir kesiminin dışlandığı gerçeği ortada dururken ve bu anlayıştan bir rahatsızlık duyulmuyorken toplumun tümünün sorunlarını çözmek iddiası ile nasıl bağdaştırılabilecek?

Bu arada yeni genel başkanın, "Darbeler hep CHP iktidara yakın olduğu dönemlerde yapılmıştır ama fatura CHP'ye çıkartılmıştır" sözleri bana saptırma gibi geldi.

1-Hangi darbe CHP iktidara yakınken yapılmış?

2-Doğrudan ya da dolaylı olarak siyasete askerden gelen müdahalelerin hangisi CHP'ye karşıdır?

Böyle bir şey söz konusu değil. Yani CHP'yi iktidardan düşüren ya da iktidara gelmesini engelleyen bir darbeyi ben hatırlamıyorum. Aksine CHP zihniyetinin iktidar olamayışından duyulan rahatsızlıklar ve bu rahatsızlıkların sebep olduğu huzursuzluk sebebiyle siyasete müdahaleler söz konusu olmuştur. Söz gelimi dünkü yazımda da belirttiğim gibi 27 Mayıs 1960 darbesi öncesi ve sonrasında belli bir zihniyetin mensupları darbeye destek gösterileri yapmışlardır. O günleri yaşayanlar ve bilenler için gelişmeleri anlatmaya bile gerek yok... Kılıçdaroğlu'nun söylediği gibi eğer darbeler CHP'nin iktidara yakın olduğu bir dönemde yapılmış bu sebeple de CHP iktidarı engellenmiş olsaydı 27 Mayıs darbesinin körükleyicisi olmak yerine karşı çıkmaları gerekmez meydi?

Şu anda maksadım geçmiş darbelerin tartışmasını yapmak değil. Sadece Kılıçdaroğlu'nun çelişki olarak gördüğüm bazı değerlendirmelerine vurgu yapmaktır. Demek istediğim o ki, kendilerini askeri vesayet ya da atanmışların seçilmişlere rol biçmeleri ürkütmüyorsa demokrasi anlayışlarında bir eksiklik var demektir. Ya da söylenen demokrasi çağdaş bir demokrasi değil, güdümlü bir demokrasidir. O uygulamadan da bu toplum hep zarar gördü, toplumun bir kesimi kendisini dışlanmış hissetti.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.