Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

İsrail’le bütün anlaşmalar feshedilemez mi?

İsrail’le bütün anlaşmalar feshedilemez mi?

Daha “genç” yaşlarda iken, elbette daha “heyecanlı”, daha “enerjik”, daha “gözüpek”tik... Bir olayı “etraflıca” düşünmez, “anında tepki” verirdik... Ucunda “ölüm” olsa bile!.. O zamanlar, “Hatice”ye değil, “netice”ye bakardık... İsterdik ki, hemen “netice” alalım... Yürüyelim, vuralım, kıralım, “ne olacaksa olsun” derdik... Çünkü “strateji” bilmezdik, “uzlaşma” bilmezdik, “denge hesapları” gütmezdik... “Olgunluk” çağına ulaştığımızda gördük ki, “iş içinde işler” var... Hiçbir olay “tek boyutlu” değil... Ortada “bağ”lar var, “bağlantı”lar var, “denge”ler var, “plân”lar var, “hesap”lar var... İşte bunları görüp öğrenince, “daha etraflı” düşünmeye, “daha soğukkanlı” tavır takınmaya, kısacası “daha dikkatli” olmaya başladık... Peki, içimizdeki “heyecan”, gönlümüzdeki “sevgi” veya “öfke” dindi mi?.. Elbette değil.. Ama dedim ya, “netice” elde etmek isterken, “artıları ve eksileri” de hesap etmeye başladım... Galiba, “sorumluluk” dedikleri de bu... Hani, “bekâra karı boşamak kolay” derler ya, bu da öyle bir şey... “Evli” olduğun zaman; ister istemez “eş”ini düşünüyorsun, “yuva”nı düşünüyorsun, eğer varsa “çocuk”larını düşünüyorsun... Yani, bir “sorumluluk duygusu” taşıyorsun... “Bekâr”ken öyle mi ya!.. “Vur gözünün üstüne, karakolu görmesin!”
YA, BİR “SAVAŞ” ÇIKSAYDI!
“Terör devleti İsrail”in, Gazze’ye “insani yardım” götüren gemilere yönelik “kanlı saldırı”sı üzerine, ne yalan söyleyeyim; ilk düşüncem şuydu: Gemilere “baskın” yapıldığı anda, Türk savaş uçakları hemen havalansın ve gerekirse “bomba” yağdırsın İsrail hücumbotlarının üzerine!..
“Savaş çıkar”mış, umurumda bile değil!..
Ne olacaksa olsun artık!
İnceldiği yerden kopsun!..
Nihayetinde “insani yardım” götüren “sivil” insanlara, hem de “uluslararası sular”da “kanlı bir baskın”da bulunuluyor ve o insanların üzerine “bomba”lar ve “mermi”ler yağdırılıyorsa, buna “anında cevap” verilmeli!..
Öfkeliydim... Yerimde duramıyordum...
Ama sonraları, “daha sakin” düşünmeye başladım... Öyle ya, bir “savaş” çıkarsa, bu “İsrail” ile sınırlı kalmazdı ki... Önce bütün “Ortadoğu”ya, sonra “bütün dünya”ya yayılırdı... Böyle bir savaş, belki de “beklenen” 3. dünya savaşının çıkması demekti... Hani, “Armagedon Savaşı” diyoruz ya, belki de o savaş çıkardı!..
“Acaba” dedim;
“Armagedon’a mı gidiyoruz!”
Yoksa, “beklenen o tarih” geldi mi?..
Ürpermedim desem yalan olur!..
Sonra, Başbakan Tayyip Erdoğan ve diğer devlet yöneticilerinin de aynı şeyleri düşündüğünü tahmin ediyorum... İnanıyorum ki; o “öfke” ile, ilk etapta onlar da “müdahale”yi düşündü... Hattâ, “karar”larını bile verdiler... Ama sonra, “diplomasi”yi soktular devreye!..
Telefonlar!.. Görüşmeler... Diyaloglar!..
Öyle ya;
Önce “şehit”lerimizin, “yaralı”larımızın ve “merhamet yolcuları”nın, yani “esir”lerimizin kurtarılması gerekiyordu... Bunu sağlamak için, “diplomatik misilleme”de bulunuldu... “Elçi’miz geri çağrıldı, “genç milli futbol takımı”nın maçları iptal edildi, “3 askeri tatbikat”tan vazgeçildi!..
Bu “çıkış”lardan sonradır ki, BM Güvenlik Konseyi olağanüstü toplandı ve belki de “tarihinde ilk defa İsrail’i kınayan” bir karar aldı... Ama, en önemlisi, İsrail ilk defa “dize geldi” ve ellerindeki “ölü, yaralı ve esir”lerimizi serbest bırakmak zorunda kaldı...
Kısaca ifade edecek olursak; bugüne kadar yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin “diplomatik zafer”iyle sonuçlanmıştır... “Siyonist İsrail”den, İsrail yandaşı “kalemşör, eski monşer ve asker eskileri”nden yapılan açıklamalar ve yorumlar ne olursa olsun, “gerçek” değişmez...
İsrail’in “eli kanlı bir katil” olduğu, Akdeniz’de “korsanlık” yaptığı bütün dünya tarafından görülmüş, bu “haydut devlet”in, başta ABD olmak üzere, “dünyanın ciğerinde bir ur, sırtında bir kambur” olduğu “insanlık” tarafından kabul ve tescil edilmiştir.
ANLAŞMALARI ASKIYA ALMAK YETMEZ!
Dediğim gibi, buraya kadar bir problem yok!..
Her şey “beklenen” düzeyde gerçekleşti...
Ama, ne yalan söyleyeyim;
Kalbim, yine de “mutmain” değil!..
Günlerdir, “Daha başka bir şeyler yapılamaz mı?” diye düşünüyorum... Olmalı!.. Yapacak başka şeyler de olmalı!..
Tamam, “tatbikatların iptal edildiği” açıklandı...
Peki, yeter mi?..
Meselâ, “tatbikat anlaşmaları” iptal edilemez mi?..
Öyle ya, mecbur muyuz, İsrail “uçak”larına veya “gemi”lerine bizim topraklarımızda “eğitim” vermeye?..
“Tatbikat” yapıyorlar da ne oluyor?..
Gidip Gazze’yi, Lübnan’ı vuruyorlar!..
Ortada bir “ur” varsa, tümden kesip atmak gerekmez mi?.. O halde, niye sadece “tatbikat”lar iptal ediliyor?.. “Tatbikat anlaşmaları”nı da iptal edin ki, sürüncemede kalmasın bu iş!..
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, dün yaptığı açıklamada, “İsrail ile ticari ve askeri anlaşmaların askıya alındığını” bildirdi...
“Askıya almak” demek, “rafa kaldırmak” demek... Yani, yeniden raftan indirilebilir!..
Oysa, niye rafa kaldırıyorsunuz ki?..
Atın çöpe!..
Öyle ya, ortada “9 şehit” ve birçok “yaralı” var... Üstelik “özür” de yok!.. Dahası, İsrail’in üst düzey generallerinden Uzi Dayan’ın, dünya ajanslarına yansıyan bir açıklaması var...
Diyor ki Uzi Dayan;
“Başbakan Tayyip Erdoğan, savaş gemileriyle Gazze’ye gelmek isterse, bu tavır bir savaş ilânı sayılır!.. Belirlediğimiz hattı kim geçmeye kalkarsa, buna kesinlikle izin vermez ve o gemileri batırırız!”
Böyle “hastalıklı bir kafa” yapısına sahip insanlarla ne “anlaşma” olur, ne de “uzlaşma” sağlanır!..
O halde, sadece “askıya almak” yetmez, İsrail’le yapılan tüm anlaşmalar “çöp sepeti”ne atılmalı, hatta o anlaşma kağıtları bir kibritle tutuşturulup, yakılmalıdır!..
Ta ki;
Filistin’e uygulanan “ambargo” ve Gazze’ye uygulanan “abluka” kalkana kadar!..
Dahası;
İsrail, başta Filistin olmak üzere, bölge ülkeleriyle “barış” içinde yaşayacağını deklare edinceye kadar!.. Bir daha “kanlı saldırı”larda bulunmayacağına, insanları “Bakanlar Kurulu kararıyla öldürmeyeceğine” söz verinceye kadar!..
Ama onlar “küstahlığa” devam ediyor!..
Bütün dünyaya kafa tutuyor!..
BİZ NİYE YAPAMIYORUZ?
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İsrail'le yapılan askeri anlaşmaların iptal edilip edilmeyeceğiyle ilgili bir soruya, ''Anlaşmalar Dışişleri Bakanlığı’nın konusudur, askeri anlaşmalar da olsa. Hükümete gelirse görüşürüz. Bize gelince inceleriz. Henüz Dışişleri Bakanlığı’ndan böyle bir teklif gelmedi'' cevabını vermiş...
Gönül’e bir soru daha sormuş gazeteciler:
“Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmaların sayısı ne kadar?”
O da cevap vermiş:
“Bir hayli fazla!”
Şu hale bakın;
Henüz “62 yıllık” ve “5 milyonluk” bir ülke ile “çok sayıda askerî anlaşma” imzalamışız!.. Onların yapıp da, “bizim askerler”in yapamadığı nedir Allah aşkına?..
“62 yıllık bir ülke” yapıyor da, “72 milyonluk bir ülke” neyi, neden yapamıyor?..
Bu arada, bunları da sorgulayalım!..
Öyle ya, biz “kabile devleti” değiliz!..
“Yeni yetme” bir ülke bir şeyler yapabiliyor ise, “güçlü bir ülke” olan Türkiye neden yapamıyor?..
Elimizi-kolumuzu bağlayan birileri mi var?..
Hiç olmazsa;
“Askerî ve ekonomik anlaşmalar”ın tamamını iptal edelim de, bundan sonra ne yapabileceğimizi bir görelim.
BU FİTNE TOPLUMA YAYILIRSA!
Bütün bu “duygusal”lığıma rağmen, ben yine de “öfkeme hakim” olup, “akıl ve mantık”la hareket edilmesi gerektiğine inanıyorum... Ama benim böyle inanıyor olmam, “hükümet muhalifleri”nin propagandalarına engel olamıyor...
Meselâ, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün NTV’nin canlı yayınında demiş ki;
''Sayın Başbakan gerçekten Tel Aviv'in avukatı kimdir diye görmek istiyorsa sağ tarafına baksın!.. Orada Sayın Bülent Arınç'ı görecektir!.. Hükümetten daha farklı açıklamalar yapıyor... Pensilvanya'dan gelen 'İsrail hükümetinden önceden izin alınması gerekirdi' diyen açıklamalara karşı Sayın Bülent Arınç 'Haklıdır, bu açıklamalar yerindedir' diye açıklamalar yapıyor. Buna baktığımız zaman siz avukatlığın nerede olduğunu görüyorsunuz.
Öte yandan yine Sayın Arınç, İsrail'le yapılan sözleşmeler konusunda da daha dikkatli bir üslup kullanıyor Sayın Ömer Çelik'e göre... Çünkü Sayın Ömer Çelik bu anlaşmaların tümüyle feshedileceğini söylüyor ama Sayın Arınç daha farklı bir açıdan bakıyor olaya. O açıdan olaylara daha sakin, daha sağduyulu bakmak gerekiyor. Sayın Başbakan'a da bunu öneriyoruz. Avukat görmek istiyorsa yanında Sayın Bülent Arınç'a bakabilir.''
Şahsen ben; Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da, Sayın Bülent Arınç’ın da, Sayın Ömer Çelik’in de ne düşündüklerini, en azından tahmin ederim.
Bilirim ki, “farklı düşünmezler!”
Ama, görüyorsunuz işte;
Kılıçdaroğlu ve onun gibi düşünen “yoldaş, yandaş ve candaş”lar, insanların kafalarına “fit” sokmanın, toplumda “fitne” yaymanın peşindeler!..
Hiç şüphe yok ki, bu fitne; dalga dalga toplum katmanlarına yayılacak, “kahve köşeleri”nde bunlar konuşulmaya başlanacaktır!..
Unutmayalım ki, Kılıçdaroğlu öncülüğündeki CHP’nin yeni stratejisi “popülizm” üzerine oturtulmuştur...
Onlar, “tribünlere oynamayı” hedeflemişlerdir!..
Özellikle Gazze konusunda son derece “hassas” olan, bu hassasiyetini de tepkileriyle ortaya koyan halkımız, korkarım ki bu “fitne”ye aldanır!..
Bunu önlemenin tek yolu;
başta emekli Org. Çevik Bir döneminde imzalanan “askerî anlaşmalar” olmak üzere, “bütün anlaşmaların iptal edildiğini” açıklamaktır!..
Gerekirse “yeni anlaşmalar” yapılabilir... Tabii, en başta İsrail “özür” diler, “tazminat” öder ve “artık akıllı davranacağına” söz verirse!.. Ya da, “Netanyahu liderliğindeki hükümet devrilir” ise!..
Madem, bundan böyle;
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”tır, madem “onlarda kuyruk acısı, bizde evlat acısı” devam edecektir, o halde “eski defterleri” kapatmanın zamanı geldi, geçiyor bile!..
Tamam, şimdilik “savaş” yapmayalım!..
Ama “barış”ın öldüğünü de bilelim!..
Hele İsrail, “barış”tan anlamıyorsa!..
===========
“Gandi” olacaksan!
Eğer “Gandi” olmaya özeniyorsan, her şeyden önce “yerli” olacak, üzerinde “pahalı ithal gömlek” de dahil, hiçbir “yabancı” bulundurmayacaksın!..
Eğer “Gandi” olacaksan, ilk önce “kendin” olacaksın!.. Kendi görüşün neyse, onu dillendireceksin, “başkalarının Sav’ları”nı dillendiren sadece “güdümlü” olur!..
Eğer “Gandi” olacaksan, “kendi insanına, kendi dilinden ve kendi dininden” hitap edeceksin!.. Eğer bir “Müslüman”a sesleniyorsan; ona, “Kur’an-ı Kerim”den örnekler vereceksin, “Tevrat”tan veya “İncil”den değil!..
Eğer “Gandi” olacaksan, “Filistin’in özgürlük teşkilatı” olan Hamas’a, asla ve kat’a “terör örgütü” demeyecek, tam aksine gerçek Gandi’nin dediğini deyip, “İngiltere nasıl İngilizlere, Fransa nasıl Fransızlara aitse, Filistin de Araplara aittir... Yahudilerin isteklerini Araplara kabul ettirmeye çalışmak hem yanlış, hem insanlık dışıdır” diyeceksin!..
Eğer “Gandi” olacaksan, “gerçek Gandi” olacaksın!.. Çünkü bu ülke “çakma”lardan ve “tel maşa”lardan çok çekti!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi