Hamaset ve Cehalet Ekseni Kayıyor

Hamaset ve Cehalet Ekseni Kayıyor

Eğer dünya siyasetinde etkin olmak gibi bir niyetiniz varsa, öncelikle buna uygun adımlar atıp atamayacağınızı iyi tartmanız gerekiyor. Böyle bir niyete sahip olmak bile başlıbaşına önemli sayılabilir. Ancak asıl mesele, işi niyetin ötesine taşıyabilecek güce ve araçlara sahip olmaktır.
‘Dünyada benim sesime de kulak verilmeli’ diyen bir ülkenin, öncelikle okur yazarlarının dünyadan haberdar olması gerekiyor. Yaşadığınız coğrafyayı, başka merkezlerin penceresinden algılama alışkanlığını terketmeden, sahnede kendinize ait bir rol bulmanız imkansız.

Ne zaman yakın çevremizdeki gelişmeleri konuşmaya başlasak, özellikle meslektaşlarımız başta olmak üzere hemen her kesimde akıllara ziyan bir cehaletle karşılaşıyoruz.

Sözü evirip çevirmeye gerek yok. İstisnalar dışında Türkiye’deki okur yazar kesim, yanıbaşındaki ülkelerden, topluluklardan ve olup bitenden habersiz. Bunu da her vesileyle ortaya koymaktan sakınmıyorlar. Serdar Turgut’un Milli Görüş ve Fethullah Gülen üzerine yazmasından bile beter durumdalar.

***

Sıcak bir örnek. İran neresinden bakarsanız bakın 1979’daki rejim değişikliğinin ardından dünyadaki büyük güçlerle önemli sorunlar yaşadı. Nükleer silah ya da teknoloji kriziyle bu çatışma, hayli ciddi boyutlara ulaşmış görünüyor.

Bugün görünen manzara ilk bakışta yanıltıcı olabilir. Günlük haber akışına ya da benzeri bilgi kaynaklarına baktığınızda İran’ı 30 yıl önce bir devrim gerçekleştirmiş, dünyaya kapılarını kapatmış ve nereye kadar giderse gitsin inadına saplanmış bir ülke olarak görebilirsiniz.

Gerçekte İran, Batı’nın her zaman saygı duyduğu bir ülke/medeniyettir. Bunun düşman ya da dost olmakla ilgisi yok. Sağlam bir devlet geleneğine ve daha önemlisi medeniyet arka planına sahip her ülke bunu hak eder ve düşmanından bile saygı görür.

***

Etrafındaki gelişmelere seyirci kalmayacağını ilan eden bir ülkede yaşıyoruz. Bu sizi bir yığın sorunun parçası haline getirebilir. İyi yönetemediğiniz takdirde her zaman bu tehlike var. Aksine çözümlerin adresi olabilir, hatta size dayatılmak istenen sorunların önünü alacak bir güce erişebilirsiniz.

Bu meselenin siyaset üzerinden tarif edilmesi, memleketimiz okur yazarlarının işine gelmektedir. Çünkü sürece dair bir katkılarının olamayacağının farkına varmışlardır. Onların dünyasında Araplar, abuk sabuk Türk filmlerindeki komik ve zavallı ‘Arap Bacı’ karakteridir.

***

Sahici bir entellektüel katkının olmazsa olmazı, dost ya da düşman kim olursa olsun, diğerlerine saygı duymaktır. Aşağılamak, yok saymak, küçümsemek, dikkate almamak gibi yaklaşımlar, esasen sizin kendi içinizdeki sorunların dışa vurumundan başka birşey değildir.

Şam’a, Halep’e dudak büken, Bağdat’tan, Erbil’den, Musul’dan habersiz ya da İran’ı dün sahneye çıkmış türedi bir devlet sanan algı,Türkiye’nin önündeki en ciddi sorundur.

En az bunun kadar tehlikeli bir başka algı ise, bu saydığımız yerleri ya da orada yaşayan toplulukları, üç-beş sıcak mesajla peşimize takılacak kadar zayıf ya da çaresiz görmektir. Doğru dürüst emek sarfetmeden, olup biteni anlama zahmetine katlanmadan hamaset üzerinden bölge ya da dünya gücü olacağını düşünen bir yığın Soğuk Savaş artığı, sağcı, muhafazakar ve dindar adam yaşıyor bu ülkede.

Tüm bunların ortasında Türkiye’yi geleceğe taşıyabilecek bir ufuk, bir dinamizm ve umut yok mu; elbette var. Zaten bütün bu gürültü patırtı onların varlığı üzerinden ortaya çıkıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi