Yazık

Yazık

Akif Beki o yazıyı yazmak için klavyenin başına geçerken "Bugün olabildiğince çirkinleşeceğim" diye niyet etmiş olmalı. Tebrikler; gönlünden geçen çirkinliği daha 'güzel' bir şekilde yazıya dökemezdi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tam desteğiyle, Türkiye'nin etrafında bir güvenlik çemberi oluşturmak, bölgesel entegrasyon marifetiyle barışı / istikrarı / kalkınmayı teminat altına almak ve küresel meydan okumaların üstesinden gelebilecek bir Türkiye'nin –küresel aktör olan bir Türkiye'nin- temelini atmak için canla başla çalışıyor, önümüze çıkan fırsatları çok geç olmadan değerlendirmek için akla karayı seçiyor, bu toprakların selameti için varını yoğunu ortaya koyarak ve gecesini gündüzüne katarak didiniyor, didiniyor, didiniyor... Ulvi bir dava yolundaki olağanüstü gayretlerden, fedakârlıktan, adanmışlıktan söz ediyoruz. Üstelik, mütemadiyen destan yazdığı halde tevazuu asla elden bırakmayan, sadece Türkiye'nin izzeti ve şerefi öyle gerektirdiğinde 'meydan okuyan' dengeli bir siyasetçiden söz ediyoruz. Ama Akif Beki'ye bakarsanız Ahmet Davutoğlu bir ihtiras abidesi ve yaptığı şeyler de kişisel şovdan ibaret!

Dışişleri Bakanı "diplomatik zafer hırsı"yla hareket ediyormuş! "El attığı her işi illa büyük bir başarı hikâyesine çevirmek zorunda" olduğunu düşünüyormuş! "Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı" hissediyormuş! "Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika"ymış! "Ben idrakinde sorun" varmış Ahmet Davutoğlu'nun! "Gösteri merakı" Türkiye'nin başına çok gaileler açabilirmiş!... (Bkz. "Davutoğlu'nun 'ben' idraki" / Akif Beki / Radikal, 15 Haziran 2010)

Bütün bunları nereden çıkarıyor Akif Beki? Mesela, Davutoğlu'nun, Arap dışişleri bakanlarına hitaben yaptığı konuşmada söylediği iddia edilen "Yakında Kudüs (Filistin devletinin) başkent(i) olacak" sözünden çıkarıyor. "Çok sorunlu" buluyormuş bu sözü. Dünyadan haberi olmazsa elbette sorunlu bulur! Uluslararası siyaset literatüründe "Batı Şeria ve Gazze topraklarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti" diye bir şeyin geçtiğini, bunu İsraillilerden başka kimsenin yadırgamadığını, asıl yadırganan söylemin "Bölünmez Kudüs İsrail'in ebedi başkentidir" söylemi olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri'nin bile "bölünmez Kudüs"ü İsrail'in başkenti olarak tanımaya yanaşmadığını, İsrail'in 1967'de işgal edip 1980'de ilhak ettiği Doğu Kudüs'ün (yani Mescid-i Aksa, Kabir Kilisesi ve Ağlama Duvarı'nın bulunduğu kadîm Kudüs'ün) Birleşmiş Milletler'e göre İsrail'e ait olmadığını ve buranın bir barış anlaşmasıyla 'Arap tarafı'na bırakılması gerektiğini bile bilmeyen Akif Beki'nin, Dışişleri Bakanı'na diplomasi dersi vermeye kalkması ne komik!

Akif Beki, bir de, İran'la uranyum takas anlaşması imzalandığında "sevinç gösterisi" yaptığı için eleştiriyor Davutoğlu'nu. "ABD ile ters düştük" diye üzülüyor. Yahu, bu anlaşma zaten ABD Başkanı Barack Obama'nın önerdiği şey değil miydi? Davutoğlu, "Sonunda Viyana Grubu'yla İran'ın uzlaşması için gerekli zemin oluştu" diye sevinmeyecekti de üzülecek miydi? ABD ile ters düşüldüyse ABD'nin ilkesizliği yüzünden ters düşüldü. Bu meseleyi Davutoğlu'nu vurmak için kullanmak ne büyük densizlik!

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun dış politikadaki şahsiyetli hamleleri bizi 'tarihin nesnesi' olmaktan çıkarıp yeniden 'tarihin öznesi' haline getiriyor, Türkiye'yi aşağılık kompleksinden kurtarıyor, topluma ve devlete özgüven aşılıyor. "ABD ile ters düştük" diye paniğe kapılıp Davutoğlu'na (ve dolayısıyla Davutoğlu'nun arkasındaki Erdoğan'a) kıyasıya saldırdığına göre, Akif Beki bu aşıdan hiç nasiplenememiş. Yazık.



Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi