Günümüzü gördük

Günümüzü gördük

"Referandumda gününüzü göreceksiniz!" deyip duruyorlardı. Gördük, Allah'a çok şükür. Gün gerçekten bizim günümüz oldu.

Tek parti diktatörlüğünün ve 27 Mayıs cuntasının oligarşik düzenlemelerini birtakım ilavelerle yeniden üreten 12 Eylül Anayasası ağır bir darbe yedi.

Halkın %58'i, vatanı kendi babalarının çiftliği gibi gören çevrelerin 'Vatan elden gidiyor' propagandasına aldırmadan, anayasa değişikliği paketine EVET dedi.

Hukukun üstünlüğünü değil üstünlerin hukukunu vazeden yüksek yargının revize edilmesine, EVET!

Keyfi kararlarla ordudan atılan subayların mahkemelerde haklarını arayabilmelerine, EVET!

İç hukuk yolları genişletilerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ihtiyacın azaltılmasına, EVET!

EVET!... EVET!... EVET!...

Ama yetmez!

Başbakan Erdoğan'ın sözünü verdiği 'külliyen yeni anayasa', tamamen sivil ve demokratik anayasa mutlaka hazırlanmalı.

"Türkiye toplumunda yer alan bütün dini, mezhebi, etnik grupların kendilerini özgürce ifade etme ve geleneklerini, kültürlerini, anadillerini yaşatıp geliştirme hakları devletin teminatı altındadır" gibi bir madde de bu anayasaya mutlaka girmeli.

Öte yandan, Kürt Açılımı ve Alevi Açılımı -eldeki medya desteği doğru dürüst kullanılarak, bunların vatanı felakete değil selamete götüreceği doğru dürüst anlatılarak, atılacak adımların psikolojik alt yapıları doğru dürüst oluşturularak- yeni ufuklara taşınmalı.

Şiddet furyasını sona erdirmeye matuf geniş kapsamlı bir "eve dönüş" yasası da bu süreçte mutlaka gündeme gelmeli.

Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı'nda layıkıyla temsil edilmeleri ve yahut Alevilere başka bir kamusal çatı teşkilatı tahsis edilmesi gibi konular da bu süreçte ciddi ciddi konuşulmalı.

Bir kısım Kürtlerin ve bir kısım Alevilerin AK Parti'den gelen hiçbir müsbet adıma mukabele etmemeye yeminli olmaları, AK Parti'nin bu meseleleri çözme azmini kırmamalı.

CHP'nin muhalefet tarzına tepkiyi de aşabilmeli AK Parti.

CHP ile, sadra şifa olabilecek bir işbirliği arayışından geri durmamalı.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun af önerisini kategorik olarak reddetmek ve bu öneriyi CHP'ye karşı bir koz olarak kullanmaya çalışmak, başörtüsüne özgürlük söylemini alaya almak ve bu söyleme 'Hodri meydan!' gibi bir üslupla karşılık vermek gibi tavırlar doğru değildi.

Devlet Bahçeli ile polemiği gelmiş geçmiş bütün MHP'lileri / Ülkücüleri incitecek sözler sarf etmeye kadar vardırmak da doğru değildi.

Bir yandan BDP'yi anayasa değişikliğine destek vermediği için eleştirirken öbür yandan 'CHP ve MHP bölücülerle işbirliği yapıyor' diyerek BDP seçmeni nezdinde 'klasik sağcı' bir profil çizmek ve bu seçmenle potansiyel bağı zayıflatmak da tabii ki yanlıştı.

Önümüzdeki dönemde AK Parti bu konularda inşaallah daha hassas, daha dikkatli davranacaktır.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın referandumdan sonra yaptığı ilk konuşma, bu yönde bir işaret gibiydi.

Muhalif partileri yahut lider kadrolarını değilse bile onları şu veya bu sebeple destekleyen kitleleri kazanmak, hiç değilse bu kitlelerin demokratikleşme sürecine tepkilerini yumuşatmak için yeni bir siyaset tarzı, yeni bir söylem, yeni bir üslup şart.

Bu şart yerine getirildiğinde %58'in çok üstüne çıkılabilir diye düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi