H.Celal Güzel

H.Celal Güzel

Ana dilde eğitim bölünmenin başlangıcıdır

Ana dilde eğitim bölünmenin başlangıcıdır

Son günlerde ‘ana dille eğitim’ furyası başladı. Bazı sivil toplum kuruluşları, Kürtçü aydınlar ve liberal görünme yarışına girip gerçekleri gözardı eden köşe yazarları, uygulamasını ve sonuçlarını hiç düşünmeden ana dilde eğitim savunucusu hâline geldiler.

‘Yeni Anayasa’ hazırlıklarının Kürtçülerin iştihalarını kabarttığı ve demokratik haklar çerçevesinde ‘çokkültürlülük’ oluşturarak ‘millî birlik ve bütünlüğü’ baltalayacak ve ayrılığı körükleyecek uygulamaları başlatmaya çalıştıkları görülmektedir.

İlk nazarda, herkesin ana dilini öğrenme hakkının bulunduğu ve devletin vatandaşlarına bunu sağlama görevi olduğu düşünülebilir. Ancak, ‘ana dilin öğretilmesi’ ile ‘ana dilde eğitim yapılması’ aynı şey değildir. Üniter ve millî devletlerde ‘resmî dil’ vardır ve eğitim bu dille yapılır.

Bu, ‘tek millet’ olmanın gereğidir.

Anayasa’nın 3. maddesinde resmî dil ‘Türkçe’ olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 42. maddesine göre, ‘Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.’


***


Ana dilde eğitim yapılması birçok bakımdan imkânsız ve mahzurludur. Şöyle ki:

1. Ana dilde eğitim, dünyanın her yerinde genellikle ‘azınlıklar’ için geçerli olmuştur. Türkiye’de de gayrimüslim azınlıklar (Rum, Ermeni, Yahudi), ana dillerinde eğitim yapabilmektedirler. Kürtler ve diğer Müslüman etnik gruplar azınlık değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin aslî unsurları ve Türk Milleti’nin parçalarıdır.

2. ‘Dil’ kriteri, bir azınlığı belirlemede doğrudan bir ölçüt olarak kabul edilmemektedir. Demokratik kültürün olgunlaştığı sistemlerde, mevcut kültür farklılıklarının bir uzlaşma içinde beraberce yaşayabilmesini sağlayan iki genel kabul bulunmaktadır. Bunlardan ilki ‘çok kültürlülük’ modeli; diğeri ise, vatandaşların hukuk sistemini ve birliğini kabul edip kültürel farklılıklar konusunu bireysel haklar çerçevesinde dile getirerek çözüm aranmasını öngören modeldir. Birincisi ayrışmayı, ikincisi ise birleşmeyi doğurur.

3. Birlik ve bütünlüğünü idame ettiren ülkelerde eğitim sadece resmî dil ile yapılır. Federatif bir sisteme sahip olan ve çeşitli etnik unsurların yaşadığı ABD’de bile eğitimde hâlâ bu çeşit bir ikilik mümkün değildir. Dil konusunda tâviz veren ülkeler daima bölünmenin eşiğine gelmişlerdir. İsviçre, Belçika ve Kanada gibi ülkeler, ana dilde eğitim konusunda doğru örnekler değildir. Huntington, millî kültür çerçevesinde ABD’de çokkültürlülüğe karşı çıkmıştı.

4. ‘Kürtçe’, eğitim için uygun bir dil değildir. Hâlen Kürtçe’nin ‘Kurmanci’ lehçesi dışında, Irak Kürtlerinin çoğunluğunun konuştuğu ‘Sorani’ lehçesi öne çıkmaktadır. Ancak, Gorani, Zaza Gorani, Zazaca, Dımıli gibi farklı lehçeler de konuşulmaktadır. Araştırmacılar, Kürtçe’nin ayrı lehçelerini konuşanların birbirlerini anlayamadıklarını vurgulamaktadır. Bruniessen’e göre bu lehçeler önemli gramer farklılıkları da gösterirler. Jaba ve Justi gibi Kürdologlar Kürt lehçelerinde kullanılan 8 bin civarında kelime tespit etmişler ve ünlü Kürdolog Minorsky de bunun büyük çoğunluğunun Türkçe, Farsça ve Arapça kelimelerden oluştuğunu belirlemiştir.

Özellikle Fransa’nın ve İskandinav ülkelerinin desteklerine rağmen, bugüne kadar Kürtçe yayınlanmış kitap sayısı birkaç yüzü geçmemektedir. Ne yazık ki -tek başına edebiyat gibi takdim edilen Mem û Zin haricinde- henüz bir Kürt Edebiyatı’ndan da söz edilemez.

5. Kürtçe eğitim neticesinde, bölge halkında fırsat eşitliği bakımından denge bozulacak ve istihdam konusunda güçlükler başlayacaktır. Ayrıca, gerekli sayıda öğretmenin bulunabilmesi de imkânsızdır. Bu durum, Kürt vatandaşlarımız bakımından da yanlış ve kaotik bir uygulamaya sebep olacaktır.

6. Özetle, ana dilde eğitim konusunda en önemli mahzur, ortak kültür değerlerine sahip insanımız arasında ayrışmaya sebep olmasıdır. Bir millî ve üniter devlette resmî dil dışında eğitim yapılması siyasî bölünmeye temel teşkil eder. Zira eğitim sadece belirli bilgilerin değil, müşterek değerlerin de aktarılmasının yoludur. Eğitim dilindeki ayrılıklar, ortak bir toplumun oluşturulmasını ve yaşatılmasını da imkânsız kılar.


***


Ana dilin öğretilebilmesi için devlet üzerine düşeni yapmalıdır. Bu maksatla, devletin açacağı kurslar ile Millî Eğitim Bakanlığı’nın gözetiminde özel olarak açılacak ‘dil kursları’ kullanılabilir. Ayrıca bölgede, Kürtçe (Kurmanci veya mahallinde konuşulan lehçe), ‘seçmeli ders’ olarak okutulabilir. Lâkin, Türkiye’nin her yerinde eğitimin dili Türkçe’dir. Başbakan’ın geçen hafta bu konuda ilân ettiği kurallara gönülden katılıyoruz. Esasen ‘Tek Millet’ olarak kalmanın başka bir yolu da yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
H.Celal Güzel Arşivi