Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Şeyhülislamlar “korku” yüzünden fetva verir miydi?

Şeyhülislamlar “korku” yüzünden fetva verir miydi?

Yavuz Padişah’ın fetva ile “40 bin Alevi’yi kestiği” iftirasına son zamanlarda eklenen bir iddia daha var: “Belki de Şeyhülislâm, bu fetvayı, Yavuz’dan korktuğu için vermiştir” diyorlar.
Mümkün değil, çünkü Yavuz devrinde padişahlar, şeyhülislamları azletme yetkisine sahip bulunmuyorlardı. Bir kere o makama geldiler mi, ölünceye yahut bunayıncaya kadar kalırlardı. Azledilme ihtimali olmadığı için de, padişahın taleplerine göre değil, “kitap kavli”ne göre fetva verirlerdi.
Hatırlayalım: Şeyhülislam Molla Fenari, namazlarını cemaatle kılmadığı söylentisi yüzünden Yıldırım Bayezid’in mahkemede şahitlik etmesine izin vermemiş, İstanbul’un ilk kadısı Sarı Hızır Çelebi, ellerini kestirmek suretiyle Rum Mimar İpsilanti’ye zulmettiği gerekçesiyle İstanbul fatihine “kısas” yapılmasına (yani ellerinin kesilmesine) hükmetmiş, Davutpaşa Kürsü Vaizi Himmetzade Abdullah Efendi av merakı yüzünden devlet işlerini tavsattığı için Sultan IV. Mehmed’i hutbeden azarlamış, Şeyhülislam Zembilli Ali Cemali Efendi, Yavuz’u “hâl” (tahttan indirilme) ile tehdit ederek fermanını geri aldırmıştır.
Fetih Devri’nde (bendeniz Osmanlı’yı “Şuur Devri”, “Fetih Devri” ve “Şaşkınlık Devri” olarak üç devre ayırıyorum) herhangi bir şeyhülislam’ın herhangi bir dünyevi amaçla fetva vermesi imkânsızdır. Zaten Şeyhülislamlık, Anayasa Mahkemesi gibi, çeşitli alanlarda uzmanlaşmış üyelerden oluşan bir kurumdur ve bu kurumun başkanı olarak, şeyhülislamın tek başına oyu belirleyici değildir. Bunlar bilinmeden ahkâm kesmek, insanı yanılgıya sürükler.
Neyse, Şah, Anadolu’yu ülkesine katmak üzereyken, Yavuz tam zamanında duruma el koydu ve Şah’ın üzerine hışımla yürüdü.
Çaldıran yolu meşakkatli bir yoldu. Üstelik Şah, çocukluğundan gelen “kaçma” güdüsüyle (babası öldürüldükten sonra, bir süre zindanda kalmış, kaçtıktan sonra da yıllarca saklanmıştı) sürekli çekiliyor, çekilirken de ekinleri ateşe veriyor, evleri yakıyor, su kuyularını zehirliyordu. Osmanlı Ordusu bozkırda aç-susuz yol almak durumunda kalmıştı.
Zorlu yolculuğa Şah’ın casuslarının kışkırtmaları da eklenince, yeniçeri ayaklanıp Yavuz’un çadırına ok ve kurşun yağdırmaya başladı.
Yavuz atına atladı ve gözü dönmüş isyancıların arasına sürdü.
“Biz henüz kastettiğimiz yere varmadık” diye hitap etti isyancı yeniçerilere, “düşmanla karşılaşmadık, dönmek ihtimali yoktur, hattâ bunu düşünmek bile hayaldir. Teessüf olunur ki, Şah’ın maiyeti kendi efendileri yoluna can verdikleri halde, biz şerîat-ı Ahmediyye’ye muhalif hareket eden bunları yola getirmek için bu serhatlara kadar gelmişken, bir takım gayretsizler, bizi yolumuzdan geri çevirmek isterler...
“Biz, katiyen yolumuzdan dönmeyeceğiz. Ülülemre itaat edenlerle, kastettiğimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar, ehlü iyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahane edenler, kendileri bilirler. Dönerlerse dîn-i mübîn yolundan dönerler.
“Eğer bahane, ‘düşman gelmedi’ ise, düşman daha ileridedir. Er iseniz benimle beraber gelin ve illâ ben tek başıma da giderim!”
Cesarete âşık olan yeniçeriler bu cesaret gösterisinden sonra, Padişah’ı takip etmeye başladılar. Nihayet ordular Çaldıran Meydanı’nda karşılaştı. Kanlı bir savaş sonucu Yavuz Padişah, Çaldıran Zaferi’ni (23 Ağustos 1514) kazandı. Bu zafer sadece Anadolu’yu değil, İstanbul’u da kurtarmıştır. Daha da önemlisi hilafetin yollarını Osmanlı’ya açmıştır.
Yavuz’un amacı, kendi sözlerinde şöyle ifadesini bulmaktadır:
“Ben bu saltanatı, ümmete hizmet içün pederumun elinden aldum ve ıslâh-ı âlem (insanların ıslahı ile mutluluğu) uğruna birader ve biraderzadelerimi (kardeşlerimi ve çocuklarını) feda eyledum...
“Ben uykularımı, rahat ve huzurumu terk ile din-i mübînin te’yidine uğraşıyorum. Eğer İslâmı ihyâ etmek (geliştirmek, hayata geçirmek, yaşamak ve yaşatmak) maksudunuz (isteğiniz, niyetiniz) değilse, benum de nefs-ül emirde saltanata kat’a hevesum yoktur.” (eğer bu yoldan hedefe gidemeyeceksem, sizin de böyle bir amacınız bulunmuyorsa, padişahlıkta gözüm yoktur)...

Konunun meraklıları için bir not: Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail gerçeğini detaylı olarak öğrenmek isteyenler Resimli Osmanlı Padişahları ve Yavuz’un hayatını geniş olarak işleyen “Şehzâde Selim”, “Şirpençe” ve “Mısır’a Doğru” isimli kitaplarıma bakabilirler. 0212 544 24 14).
03 Kasım Çarşamba günü (bugün), saat 19.00’da Bağcılar Kültür Merkezi’nde vereceğim “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu”; 04 Kasım Perşembe günü saat 12.00’de, Tüyap Kitap Fuarı Büyükada Salonu’nda vereceğim “Anılarımdaki Türkiye” konulu konferanslarıma müsaitseniz bekliyorum.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi