Başbakan yeni Anayasa istemiyor mu?

Başbakan yeni Anayasa istemiyor mu?

Uzun alıntılar yapmayı sevmem. Lakin daha kısa süre önce, üstelik Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından yapılmış bir açıklamanın gündemde böylesine yok sayılmasını manidar buluyorum. Şu cümleler Başbakan’a ait:

‘12 Eylül’de ileri demokrasi ve özgürlükler dedik. Şimdi daha geniş ele alınmalı. Bu anayasayı, anayasacılar yapmayacak. Toplumun geniş katmanları yapacak. STK’lar, gençlik ve kadın kuruluşları, sendikalar, ekonomistler ve sosyal bilimciler bu anayasayı yapacak. En geniş anlamda katılım sağlayacağız. Anayasacılardan son aşamada teknik yönden istifade edeceğiz. Toplumun anayasayı anlamak için tercümana ihtiyacı olmayacak. Seçimden sonra bunu gerçekleştirebileceğimiz bir Meclis tablosu arzu ediyoruz. Şu anda STK’larda başlayan çalışmalar var. Bundan gurur duyuyoruz ve teşvik ediyoruz. Kısa, öz ve ileri demokrasiyi hedefleyen, özgürlükleri ve temel hakları teminat altına alan, anlaşılabilir bir metin hayal ediyorum.’

***

Başbakan’ın yaklaşık iki hafta önce Katar’da ortaya koyduğu çerçeve özetle böyle. Yeni anayasa sürecinin nasıl şekilleneceğini hemen tüm ayrıntılarıyla ortaya koyan bir beyan bu.

Soru ise şu: Bu sözlerin neresi anlaşılmıyor ve mesela Yasemin Çongar Taraf’taki köşesinde niçin bir büyük belirsizliğin varlığından söz ediyor?

Eğer burada kastedilen, Çongar’ın yazısında dile getirdiği bazı hususların yeni anayasada yer alıp almayacağı ise, mesele hayli tartışma götürür. Zaten bir süredir devam eden ‘Liberaller ve AK Parti’ gündeminin parantezinde tam da böyle bir algı var. Kendilerini hak ve özgürlüklerin yegane savunucusu olarak gören, bu alanda kendi sahip oldukları zihin dünyasını ‘evrensel’ olarak dayatmayı üstünlük sayan bir kesim, şimdi de genel seçim ve sonrasındaki süreci esir almanın peşine düş
müş durumda.

Daha açık ifade edelim. Bu tartışmaların tetiklenmesi, bugünü değil, 12 Haziran sonrasını işaret eden bir hesaplaşmanın ifadesi.

O nedenle, Başbakan ‘milliyetçi tezlere savruluyor’, ‘askeri vesayetle hesaplaşmayı göze alamıyor’ türü eleştiriler, daha demokrat ve özgürlükçü taleplerin değil, yeni bir güç kavgasının izdüşümü. Süslü ifadelerle kimse kimseyi kandırmasın.

***

Türkiye’de şu günlerde dile getirilen kaygıların temelinde ne var?

Gerçekten AK Parti’nin farklı ‘hayat tarzları’na yönelik bir tehdide dönüşmesi mi?

Yoksa, bu partiyi ve ona destek veren kesimleri, özellikle de dindarları, geçici olarak işbirliği yapıp bir kenara atabilecekleri kadar ‘kolay’ gören anlayışın açığa çıkması mı?

Bu ülkede demokrasi adına atılan her adım, milletin sahip olduğu değerleri öne çıkarır; buna kimin neden bu kadar şaşırdığını ya da tepki gösterdiğini anlamak mümkün değil.

Ortada bir üslup sorunu olabilir. Yanlış adımlar atılmış ya da maksadını aşan sözler sarf edilmiş de olabilir. Bunların hepsi mümkün ve sonuna kadar da eleştirilmeli. Şu ana kadar işin özüne dokunan bir ciddi yol kazasından ya da kayıptan söz etmek de mümkün değil.

Lakin şu hesap yanlış. Demokrasi ve özgürlükler adına atılan her adımda emeği ve rolü olan, tüm samimiyetiyle bu sürece sahip çıkan kesimleri yok sayarak, kendisini olup bitenin mimarı ilan etmek; hele de bunu demokrasi adına değil, bir başka güç kavgasının uzantısı olarak yapmak.

İşte bunu yapanları ciddiye almak gerçekten çok zor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi