Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Üçü bir arada... Yargı, CHP casusu ve Namık Kemal Zeybek!

Üçü bir arada... Yargı, CHP casusu ve Namık Kemal Zeybek!

Biliyorsunuz, “birbirleriyle bağlantılı 2-3 konu”yu aynı yazıda irdelemeye çalışıyorum... Ama, yazılması gereken konu o kadar “mebzul” ki, “günde 2-3 konu”yu yazmama rağmen, yine de “gündemin hızı”na yetişemiyorum... Meselâ; DP’nin başına geçen Namık Kemal Zeybek’ten, meselâ “AK Parti’nin içine sokulan CHP casusu”ndan, meselâ, “yargı yandaşların eblehliği”nden hiç söz edemedim... O halde, bugün “üçü bir arada” yapalım da, içinde her şey bulunsun.
YARGININ EBLEH YANDAŞLARI!
Önce, “Yargı’nın Sözcülüğü”nü yaptıklarını zanneden “ahmak”lardan söz edelim...
Neymiş; “AK Parti, Yargıtay ve Danıştay’ı ele geçirecek”miş de, adaleti mumla arayacakmışız?..
Niye diyorlar bunu?..
Çünkü efendim; “iş yükümüz ağır” diyen Yargıtay’a 6, Danıştay’a 2 yeni daire açılacak ya, işte bu, “embesil sözcü”lere göre “yargıyı ele geçirmek” imiş!..
“Candaş”lık gözlerini o kadar kör etmiş, öyle bir “ahmak dost” olmuşlar ki, söyledikleri lâfın ucunun nereye gittiğinin, “yargı”yı ne kadar zor durumda bıraktıklarının farkında bile değiller.
Şu eblehliğe lütfen dikkat;
“Yargıtay ve Danıştay’daki yeni dairelere kendi adamlarını atayacaklar!.. Böylece iktidardan hesap sorulamayacak!”
Görüyorsunuz değil mi;
“İktidardan hesap sorulamayacak”mış!..
Adamların dertleri bu!..
Şimdi, sormaz mısınız bu adamlara;
Yargıtay veya Danıştay’ın görevi “adil karar” vermek midir, yoksa “iktidardan hesap sormak” mı?..
Yargıtay ve Danıştay, eğer “iktidardan hesap sormak” için varsa, onun adı “yargı” değil, “Engizisyon Mahkemesi” olur!.. Çünkü, “adil karar” vermek yerine, “hesap” soran, Ortaçağ’da kalmış “Engizisyon mahkemesi”dir!..
Haa, bir de “İstiklâl Mahkemeleri” vardı ki; onlar da kararlarını “hukuka” göre değil, “keyiflerine” göre verirlerdi!..
Meselâ, derlerdi ki;
“Sanığın idamına, şahitlerin bilâhare dinlenmesine karar verilmiştir!”
Bu “ebleh sözcü”ler; ya Ortaçağ’da, ya da 80 yıl öncesinde yaşıyor olmalılar ki; “Yargının, iktidardan hesap sormak için var olduğunu” sanıyorlar!..
Ulan “ebleh”ler, siz bilmez misiniz ki, iktidarlardan bir tek makam “hesap” sorar, o da “milli irade”dir!..
Bu embesil kafa var ya;
Bunlar, ordunun “darbe” yapmak, yargının da “hesap sormak” için var olduğunu zanneder!..
Uzun lâfın kısası;
Bunlar, “çağdışı kalmış kafa”lardır!..
O kadar “örümcek kafalı”dırlar ki; “akım” derken “bokum” dediklerinin farkında bile değillerdir!..
Neymiş, seçim öncesi, adaletin tamamı “yandaş” yapılacakmış!..
Bunun Türkçesi şudur:
Yargı, şu anda “yoldaş” ve “candaş”ların elindedir!..
Bu kadar salaklar işte!..
“Merd-i kıpti” misali; güya Hükümete çakacaklar!.. Farkında değiller ki; “yargıyı deşifre” ediyorlar!..
Yargıtay ve Danıştay var ya;
Böylesine “ahmak dost”ları varken, hiç “düşman” aramasın!..
SAKSAĞAN İLE KEKLİK!
“AK Parti içine CHP casusu” meselesine geçmeden önce; “keklik” ile “saksağan”ın hikâyesini anlatayım size...
Malûm; keklik, “gak gak gubarak, gak gak gubarak” ötmesiyle tanınsa da, aynı zamanda “seke seke” yürümesiyle de ünlüdür.
Öyle bir “düzgün” yürür ki, hayran olmamak mümkün değil.
İşte, “saksağan” da gıbta ile seyredermiş kekliğin yürüyüşünü... Kekliği yürürken gördüğünde, “ah ben de böyle yürüyebilsem” diye iç geçirirmiş.
Bir gün dikilmiş kekliğin karşısına;
“Keklik kardeş, ne olur bana da öğret şu güzel yürüyüşünü.”
Keklik; “tabiî olur” demiş, “olur olmasına da, biraz uzun sürer bu iş”
“Olsun” demiş, saksağan, “Ben bu işte kesin kararlıyım... Ben de, senin gibi seke seke yürümek istiyorum!..”
Uzatmayalım, “süreç” başlamış... Keklik önde, saksağan arkada “yürüme kursları”na berdevam.
Bir gün, iki gün, derken; ben diyeyim aylar, siz deyin yıllar geçmiş aradan... Ne var ki, “saksağan”ın yürüyüşünde hiçbir değişiklik yok!..
Bir türlü “seke seke” yürüyemiyor.
Artık, kekliğin de canına tak etmiş:
“Arkadaş; bu işi burada bırakalım... Sen kendi yoluna, ben kendi yoluma!..”
Saksağan utanmış, kızarmış... Ama, hak da vermiş kekliğe...
Öyle ya;
Çok uğraşmış keklik, ama “kabiliyetsiz” olan kendisiymiş.
O bakımdan, kızamamış kekliğe.
Uzatmayalım, ayrılmış yolları.
Ayrılmış ayrılmasına da, bizim “saksağan” ancak bu ayrılıktan sonra ayılabilmiş...
“Madem keklik gibi yürüyemiyorum, o halde kendi yürüyüşüme döneyim” diye düşünmüş.
Düşünmüş ama, ne mümkün!..
“Süreç” esnasında kendi yürüyüşünü de unutmuş!..
Eee, ne olacak şimdi?..
Keklik gibi “seke seke” yürüyemiyor, aksiliğe bakın ki, “eskisi gibi” de gidemiyor...
Olan olmuş...
İşte o günden beridir ki, artık “ön ayakları bağlı eşek”ler gibi, zıplaya zıplaya yürümeye başlamışlar!..
Gördüğünüzde siz de bakın... Gerçekten de, ön ayakları bağlı eşek gibi, zıplaya zıplaya yürür saksağanlar!..
AK PARTİ’YE CHP CASUSU!
Rahmetli babam; bu hikâyeyi anlattıktan sonra, “Özentinin sonu şahsiyetsizliktir... Ne olursan ol, kendin ol” demişti bana.
Rahmetli babamdan, çocuk yaşlarımda iken dinlediğim bu “hikâye”yi, bir gün gelip de, CHP için kullanacağımı nereden bilebilirdim?
CHP de, “AK Parti’yi taklit” etmek için partinin içine bir “casus” sokmuş ya!..
Anlayacağınız; “Saksağanın kekliğe özenmesi” gibi, CHP de “AK Parti’nin başarı modeli”ne özenmiş ya...
Geçenlerde, Hurşit Güneş itiraf etmişti;
“İktidar partisi AKP’nin nasıl siyaset yaptığını, üretim merkezinde neler yaptıklarını öğrenmem gerekiyordu... Bunu nasıl yapacağım konusunda bir gazeteci dostumu gönderdim... Bana, içeride nasıl çalıştıklarını, hepsini bir bir anlattı... Artık, AKP ile aynı paralelde siyaset yapacağız.”
Demek oluyor ki;
Bundan böyle, AK Parti ne der, ne yaparsa, aynısını CHP de “taklit” edecek!..
CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş bunları dedi ama, acaba “AK Parti’ye ayak uydurabilecekler mi?”
Öyle ya; bir “fotokopi” ne kadar mükemmel olursa olsun, hiçbir zaman “asıl”ın yerini tutamaz!.. Tıpkı, “taklit”lerin de, “orijinal”in yerini tutamayacağı gibi!..
CHP, bundan böyle “AK Parti paralelinde siyaset” yapacaksa, bunun riskleri var!..
¥ BİR: Bu sürecin sonunda, birçok CHP’li kurmayın “AK Partilileşmek” gibi bir riski var ki, onlar CHP’yi terk edebilir!..
¥ İKİ: CHP, nihayetinde “AK Parti’ye dönüşeceğine” göre, o halde kapatın kepenkleri, iltihak edin AK Parti’ye!..
Dünün “endişeli modern”leri, bugün, en azından ekonomik alanda birer “mutlu CHP’liye” dönüşmüş ise ve CHP; “Biz daha iyisini yaparız” diyecek durumda değilse, ayrılın CHP’den, katılın AK Parti’ye!..
¥ ÜÇ: Bu ‘taklit süreci”nin sonunda, “AK Parti’ye ayak uyduramamak” da var... Çünkü AK Parti, “bugün”ün değil, “Cumhuriyet’in 100. yılı”nın, yani “2023’ün plânları”nı yapıyor...
“15 bin kilometre daha duble yol yapmak... İhracatı 500 milyar dolara yükseltmek... Milli geliri 2 Trilyon Dolar’a çıkarmak... Kişi başına geliri 25 Bin Dolar’a yükseltmek!”
Peki, AK Parti’nin hedeflediği bu “icraat”a CHP’nin hayali yetişebilir mi?.. “CHP’li arkadaşlar”ın hâlâ üzerinde çalıştıkları “dosya”lar ne zaman bitecek ve ne zaman hayata geçirilecek?..
Hani, demem o ki;
“Kekliği taklit eden saksağan”ın, sonunda “kendi yürüyüşünü de unutması” gibi, CHP de, “AK Parti’yi taklit” edeyim derken, “kendi tabanını” kaybedebilir!..
CHP’nin “fır fır dönüş”lerine alıştık da, bir de “zıp zıp zıplamaya” başlarsa, işte ona üzülürüz!..
Hurşit Güneş, bunları da düşünmeli!..
ZEYBEK ÜLKÜCÜ DEĞİL Mİ?
Gelelim, Namık Kemal Zeybek meselesine...
Malûm, bir “Demirel projesi” olan Encümen-i Daniş’in amacı, “DP Genel Başkanlığı” koltuğuna Sühey Batum’u oturtmaktı... Süheyl Batum da, bu teklifi kabul etmişti... Ama, “kapalı kapılar ardında” neler oldu, hangi hesaplar yapıldı bilinmez, Süheyl Batum, beklemekten bıkıp da, CHP’ye gidince, yerine Namık Kemal Zeybek seçildi.
Zeybek’i az-çok tanırsınız!..
Ben de, “tanıdığımı” zannederdim!..
Ama, ne yalan söyleyeyim;
“Demokrat Parti’nin internet sitesi”nde yer alan “Namık Kemal Zeybek’in özgeçmişi”ni okuduktan sonra, kendimden kuşkulanmaya başladım.
Sordum kendi kendime;
“Benim tanıdığım Zeybek bu mu?..”
Öyle ya, benim tanıdığım Zeybek;
Esaslı bir “ülkücü”dür!..
Hatta ve hatta;
“Ülkücüler Teşkilatı”nın kuruluşunda görev almış “9 kişiden biri”dir... Dündar Soylu’nun, yıllar önce okuduğum “Komando Sorunu” kitabında öyle yazıyordu...
“Teşkilatın kurucusu”dur Sayın Zeybek!..
Hadi, hepsi bir tarafa da;
Namık Kemal Bey, “ülkücülükten hapis yatmış bir adam”dır!..
Gelin, görün ki;
“1944 yılında Bayburt’un Kitre köyünde doğduğunu” söyleyerek “hayat hikâyesi”ni anlatmaya başlayan Namık Kemal Zeybek, “12 Paragraflık özgeçmişi”nde; ne gariptir ki, “ülkücü”lüğünden ve “Ülkü Ocakları’nın kurucusu” olduğundan hiç söz etmiyor!..
Düşünebiliyor musunuz;
“Kaymakamlık” ve “Müsteşarlık” yaptığından, “Doğan Şirketler Topluluğu’nda koordinatör” olarak çalıştığından, “ANAP milletvekilliği”nden, “Kültür Bakanı” oluşundan, “Demirel’e, Büyükelçi sıfatıyla başdanışmanlık” yaptığından, “DYP’den milletvekili ve Devlet Bakanı” olduğundan ayrıntılı olarak söz ediyor da, “ülkücü”lüğünü ağzına bile almıyor!..
Dediğim gibi;
O Namık Kemal Zeybek ki; “ülkücülükten hapis yatmış” bir adamdır!..
“BİRİLERİ” Mİ İSTEMEDİ
Böyle bir adam, acaba niye gizledi “Ülkü Ocaklarında Yöneticilik” yaptığını?.. “Ülkücülük” bir “utanç” vesilesi midir ki, gizledi o yönünü?..
O Namık Kemal Zeybek ki;
“Ülkü Yolu” ve “Işığa Doğru” kitaplarını yazmış bir adamdır!.. O halde, özgeçmişinde niye “ülkücülük” yok?..
“MHP tabanına oynuyor” yorumlarından mı çekindi, yoksa bir “leke” olarak mı gördü ülkücülüğü?..
Kim bilir, belki de;
Hayatının o bölümünü yazmasını, “kendisini oraya getiren irade” istememiştir!..
Oysa, kendisi de çok iyi bilir ki;
Namık Kemal Zeybek’in özgeçmişinden, “Türklük, Ülkücülük ve Ahmet Yesevi”yi çıkarırsanız, geriye hiçbir şey kalmaz!..
Öyle değil mi Namık Kemal Bey?..
Sorarım size;
Bundan sonra Aydın Doğan ve Süleyman Demirel’in size ne faydası olacak ki, onları “referans” gösterdiniz de, “ülkücülüğünüzü” gizlediniz?..
“Yargıtay’ın ebleh sözcüleri” ve “CHP’deki AK Parti taklitçileri” ne kadar şaşırttıysa beni, “Namık Kemal Bey’in özgeçmişi” de o kadar şaşırttı!..
Siz olsanız, şaşırmaz mısınız?..



Kimi “Angut” der, kimi “hain!”
Hani, yargıçlar, kararlarının başına “Türk milleti adına” yazdırıyorlar ve büyük çoğunluğu “millet aleyhine” verilen bu kararlardan dolayı, ben de sık sık soruyorum ya; “Hangi Türk milleti adına?”
İşte benim iddiamı doğrulayan bir haber daha... Bugünkü manşetimizde de okuyacağınız gibi; Yargıtay Üyesi N. K.’ya ait olduğu iddia edilen ses kaydında, “Başbakan ve millete hakaret” ediliyor... Aynı zamanda bir YARSAV üyesi olan Koyuncu, “adına karar verdiği” bu millet için diyor ki; “Dağ başındaki angut!”
Şu hâle bakın; hem “millete hakaret” ediyor, hem de “bu millet adına” karar veriyor!.. Hele söyleyin; millet, böyle bir “yargı”ya, hiç saygı duyar mı?..
Malûm, eski Danıştay Başsavcısı, yeni Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel Çölaşan da; referandumda “evet” oyu kullanan insanları; “gaflet, dalalet ve ihanet içinde” olmakla suçlamıştı!.. Demek oluyor ki Tansel Çölaşan’a göre bu milletin yüzde 58’i “hain”dir!.. Gerçi; Melih Gökçek, bu sözün “millet iradesine hakaret” olduğu gerekçesiyle dâvâ açmış ve Tansel Çölaşan’ı “5 bin TL tazminat ödemeye mahkûm” ettirmiştir ama, bu para, “millete hakaret”i ortadan kaldırmaz!..
Demem o ki; milleti “angut” ve “hain” olarak görenler; ya bu “hakaret”lerden vaçgeçsinler ya da “Türk milleti adına” karar vermekten!.. Mecbur muyuz “hakaret” yemeye?..


 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi