AK Parti modeli: 'Üçüncü yol'

AK Parti modeli: 'Üçüncü yol'

Ortadoğu'da halk, 'değişimin bir öznesi' haline geliyor mu? Tunus ve Mısır'da yönetimleri deviren, ardından diğer bölge ülkelerine de yayılma istidadı gösteren halk hareketleri bu ihtimali güçlendiriyor. Hep 'dışarıdan' belirlenen koşullarda yaşayan, hep dışarıyı temsil edenler tarafından yönetilen halk, 'irade'sini keşfediyor.


Öte yandan, meşruiyetleri sürekli tartışılan, halkın rızasına ve desteğine dayanmayan rejimlerin bölge ve dünya için sorun olduğu da iyice kabul görüyor. Demokrasi olmadan Ortadoğu devletlerinin en büyük dertleri olan 'yönetimin meşruiyeti' sorununu aşmak mümkün değil. Artık meşruiyet ne satın alınabilir ne de kof bir Arap milliyetçiliği veya pragmatist bir dindarlık gösterisiyle üretilebilir. Meşruiyet ancak halkın katılımıyla mümkün. Meşruiyeti tartışılamaz olan bir rejim güçlüdür ancak. Demokratik meşruiyet mi, sallanan diktatöryel rejimler mi? Biri refah ve özgürlük demek, diğeri yoksulluk ve baskı... Böyle bir kavşakta 'İslam ile demokrasi uyuşur mu?' kadar 'uyuşturucu' bir soru ve kaygı olamaz.

Arap kitleler bu ahmakça soruyu aşmış görünüyor. İran devriminin ardından halk gücü bu defa Sünni coğrafyada kendini gösteriyor. İstedikleri, kendi katılımlarıyla belirlenen 'temsili', şeffaf, hesap sorulabilen ve 'iyi' bir yönetim.

Artık önemli olan, bunun 'devrim' tarzı gösterileri aşıp, demokratik bir temsil formatına dökülebilmesi.

Bu noktada Türkiye'den ve özellikle de AK Parti'den alınacak bazı dersler var; 'eski' değil 'yeni' Türkiye'den söz ediyoruz. 'Eski Türkiye'nin Müslüman bir coğrafyada 'laik ve demokratik' bir ülke olarak model olduğu konuşulurdu. Oysa hem laikliği hem de demokrasisi sorunluydu 'eski' Türkiye'nin. Laiklik anlayışı otoriter, dışlayıcı ve müdahaleci; bu haliyle özgürleştirici değil, baskıcıydı. Başkaları tarafından taklit edilmeyi bırakın, Türkiye'nin dönüştürmeye, demokratikleştirmeye çalıştığı bir modeldi.

Demokrasisi de arızalıydı; askerî müdahalelerle vesayet altına alınmış, yönetimin meşruiyetini milli iradeden değil resmî ideolojiye sadakatten alan, siyasetin alanının bürokrasi tarafından işgal edildiği 'sınırlı' ve 'vesayet altında bir demokrasi'...

Türkiye, laiklik anlayışını normalleştirdiği ve demokratikleştirdiği, siyasal rejimi üzerindeki anti-demokratik vesayeti kaldırdığı oranda Ortadoğu toplumları için 'model' olma özelliklerini kazanıyor.

Türkiye'nin modelliğinin yanı sıra AK Parti'nin İslam coğrafyası açısından 'rol modeli' olma vasfını da görmek gerek. AK Parti, muhafazakâr kimliği, liberal ekonomi politikaları ve demokratikleştirici siyasal programıyla bir ilgi odağı. AK Parti lideri Tayyip Erdoğan'ın siyasal geçmişi, mücadelesi ve kimliği de başlı başına önemli. Bir yandan dindar, Ortadoğu halklarına kendini yakın hisseden bir kimse, öte yandan da demokrasi, halk egemenliği, özgürlükler diyen bir siyasetçi. İlginç bir sentez bu...

AK Parti tecrübesi, İslamcı hareketlerin öykündükleri bir değişim modeli. Müslüman Kardeşler'in kurucusu Hasan el-Benna'nın torunu olan akademisyen Tarık Ramazan boşuna söylemiyor; 'Müslüman Kardeşler'in genç nesilleri için Türkiye (AK Parti) örneği büyüleyici'.

Büyüleyici olan, İslami kimlikten 'muhafazakâr ve demokrat' bir siyasal programa geçmek, böylece siyasal bir 'cemaat' olmaktan çıkıp ülkenin yarısının oyunu alabilir hale gelmek.

AK Parti'nin Ortadoğu siyasetini dönüştürücü gücü, tabii ki sınırlı; ama bu haliyle bile son derece önemli ve değerli. AK Parti, İslami kimlik ile demokrasi, çoğulculuk, piyasa ekonomisi, küreselleşme ve Batı arasında zorunlu bir karşıtlık olmadığını anlatıyor; modern siyasal değerleri benimseyen bir İslami hareketin demokrasi içinde neleri başarabileceğini temsil ediyor.

Ortadoğu halkları uzun yıllar iki 'kötü' arasında seçmek zorunda kaldılar; otoriter rejimler ve İslamcı totaliter rejimler. Türkiye ve AK Parti Ortadoğu halklarına 'üçüncü yol'un mümkün olduğunu gösteriyor; muhafazakâr bir sosyal ve kültürel doku, liberal bir ekonomi modeli ve demokratikleştirici bir siyasal program.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi