Bedelli tartışmaları

Bedelli tartışmaları

Afganistan’daki Amerikan güçlerinin komutanı General Petraeus geçen hafta Temsilcileri Meclisi’nin Silahlı Kuvvetler Komitesi’ne bilgi verdi.

Evet, gerçek demokrasilerde generaller rütbesi ne olursa olsun, seçilmişlerin karşısına geçiyor, halkın ödediği vergilerle neler yaptıklarını anlatıyor, onların sorularını yanıtlıyor. Biz de Meclis’i muhatap almayan general örnekleri çoktur oysa. Mesela, milletvekileri Kıbrıs’taki asker sayısı, harcamalar gibi konularda sözsahibi bile değildir.

Neyse, bu başka yazı konusu.

Benim dikkatimi çeken haberin içindeki bir detay.

Petraeus’un Massachusetts Institute of Technology’nin (MİT) 2009 mezunu oğlunun Afganistan’da askerlik yapmış olması.

Afganistan’da takım komutanı olarak görev yapan Stephen Petraeus sessiz sedasız görevini tamamlamış. Amerika’da askerlik profesyonel. Buna ragmen genç Petraeus orduya katılmış ve çatışma bölgesinde takım komutanı olarak görev yapmış.

New York Times’taki haberin içinde sadece bir ayrıntı.

Bizde ise bedelliye karşı çıkan generallerin oğullarının nerede askerlik yaptığını bilmeyen yok herhalde...



Karamehmet’in gazeteleri...

Sabah’ın Genel Yayın Yönetmeni iken yaptığım haberler nedeniyle, Karamehmet’in Tercüman’ı beni sürmanşete taşıyıp hedef göstermişti.

Akşam gazetesi o dönem sürekli olarak beni ve gazetemi hedef alan yazılara yer vermişti.

İşin tuhafı, bu yazarlar üzerinde etkili olan bir başka gazetenin genel yayın yönetmeniydi.

Kendisi kavgaya girmez, başka gazetelerin yazarları veya internet siteleri üzerinden insanları sindirmeye çalışırdı. Sonunda Reha Muhtar, köşesinden bu ilişkileri afişe etti ve kendisine yönelik karalamanın sona erdirilmesini, şimdi görevde olmayan yayın yönetmeninden talep etti.

Kimse tık demedi, olayın böyle olduğu kabullenildi.

Şimdi eski güçleri yok ama yine de saldırıları sürüyor.

Benim anlamadığım, Mehmet Emin Karamehmet kendi gazetelerini niye böyle kullandırıyor. Gözden mi çıkardı yoksa üzerlerinde etkisi mi yok...



Rahip Santoro, Zirve Danıştay, Hrant Dink

Türkiye’de misyoner sayısı 50 küsur civarındayken Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin misyonerliğe savaş açtığı ortaya çıktı.

MGK Genel Sekreterliği bununla kalmadı, kimi siyasi parti temsilcilerinin bu konunun üstüne gitmesini de sağladı.

Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde bu ülkede yaşayan farklı din mesuplarına ibadet imkanı tanınması fırsat olarak kullanıldı.

Aradan onca zaman geçti, ne dinini değiştiren binlerce insan, ne de mahalle aralarında açılan kiliseler var.

O dönem böyle bir atmosfer yaratılmak istendi.

Hem misyonerliğin, hem şeriatın azdığı havası yaratılırken, Hrant Dink gibi, devletin kimi mahfillerinin hain saydığı bir isim de ortadan kaldırıldı.

Ve de kamu görevlileri bu olayların birbiriyle bağlantısını çıkarmak bir yana, cinayetlerin üstünü örtmeye çalıştı.

Başta İstanbul Barosu Başkanı olmak üzere kimi hukukçuların sahip çıkmaya çalıştığı eski yargı sistemi bunun için vardı zaten.

Devlet, devlet adına suç işleyen görevlilerini gerektiğinde ki, bu sık sık gerekti, yargıyı da devreye sokarak korudu.

Sistem böyle devam etse, AK Parti ikinci kez seçim kazanmasa ve hatta referanduma gitmeye zorlanmasa, belki de bir süre daha böyle giderdi.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun değişimi, bir milattır.

Böylece, askerin HSYK üzerinden yargıyı hizaya getirme dönemi kapanmıştır.

Bu devrin kapanmasıyla, yargıda askere uyumun devreden çıkmaya başlamasının işaretleri baş göstermiştir.

Şemdinli Savcısı’nın başına gelenler, askerin yargı üzerindeki gücünün aslında en açık göstergesidir.

Bu değişim, bilip de konuşmayan insanlara cesaret vermiştir.

İşte, şimdi de Malatya’daki zirve yayınevi katliamı aydınlanıyor.

Bu katliamı da bize okeyci çocukların marifeti olarak göstermek isteyenler, üstünü kapatmak isteyenler çıktı.

Bunun yanında davanın üstüne kararlılıkla giden gazeteci arkadaşlarımız da çıktı ama sistem onları yıldırdı.

Bugün bu cinayetin kimi kamu görevlilerinin organizasyonu olduğuna ilişkin ciddi bulgular var.

Ergenekon’a ‘Eylem mi var’ diye karşı çıkanlar, bu gerçeğin ışığında bir daha düşünsün.

Bu gelişmeler, insanlara Rahip Santoro, Danıştay Saldırısı, Malatya Katliamı ve Hrant Dink cinayetlerinin bağlantılı olduğunu göstermiştir.

Her bir cinayette, tetikçiler kollanırken soruşturmanın daha yukarılara çıkması da engellenmiştir.

Şimdiye kadar.

Asıl film şimdi başlıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi